'Maket deve ne romantik ne de tevafuk'

Türkiye'nin yönünü Batı'dan Doğu'ya çevirmesinin ardından her yıl milyonlarca Arap turist İstanbul ve bölge illeri ziyaret etmeye başladı. 

Ancak bu değişim ve dönüşümün neden olduğu çarpıklıklar da her geçen daha göze batar hale geliyor.

Son olarak Boğaz turu yapan gemilerden birine maket bir deve konulması bu tartışmanın üzerine tüy dikmiş görünüyor.

Turizm Gazetesi'nden Bahattin Yücel, bu yeni trendle birlikte değişen ve dönüşen turizm anlayışını eleştirdiği yazısında, Arap turistlerin giyimleri dışında davranış kalıpları ile de kolayca fark edildiklerini belirtiyor.

Taksim Meydanı ile İstiklal ve Cumhuriyet Caddelerinde bazı saatlerdeki Arap nüfusun yerlilerin çok üstüne çıktığını ifade eden Yücel, "Bölgedeki tatlıcı dükkanları uyduruk,- aslında Ticaret kanununa göre suç sayılan- eskitilmiş ve yanıltıcı kuruluş tarihleriyle İstanbul’un geçici sakinlerine hizmet yarışındalar" eleştirisini getiriyor.

Taksilerin kamu otoritesini hiçe sayarak, Türklerden müşteri kabul etmediğine işaret eden Yücel, tespit ve gözlemlerini şöyle sürdürüyor:

"Sanırım bu sayılanlar bilmesi gereken herkesin, özellikle Belediye ve Emniyet mensuplarının da malumları. Ama nedense onlardan hiç ses çıkmıyor.

Nasıl çıksın? 

Taksim Meydanı'nı, buna açılan ara sokakları temizlemekten, oto park düzenini denetlemekten aciz Beyoğlu Belediyesi, asıl görevini yapmak yerine, kendi logosunu taşıyan otobüsüyle, sözüm ona Beyoğlu’nun tarihi değerlerini gezdiriyor. Aslında TÜRSAB Belediyelerin tur düzenlemeleri konusunu, titizlikle incelemeli.

Eskiden hayli garipseneceğini sandığım bu gelişmelere, yenileri de eklenmiş. Görenler anlatsalar, insana “yok deve” dedirtecek türden bir gelişme bu.

Efsaneye göre Yunan Panteonunun baş tanrısı Zeus’un, Sevgilisi Io’yu karısı Hera’nın hışmından kurtarmak amacıyla bir ineğe dönüştürmesi üzerine, onun musallat ettiği sinekten kaçarken geçtiği “İnek Geçidi=Bosphorus”ta, gece mehtap turuna çıkan Arap Turistlerin teknelerinde yapma bir devenin bulunması, her halde ne romantizmle, ne de İslamcıların pek sevdikleri tevafuk kavramlarıyla açıklanamaz."

Bu durumu görgüsüzlük olarak yorumlayan Yücel, "Uğruna şarkılar bestelenen, iki kıyısı arasında ses düzeni olmadan gazeller atılan Boğaziçi, sanırım böylesine bir görgüsüzlüğü tarihi boyunca yaşamamıştır" eleştirisinde bulunuyor.

Turistlerin hoş görü talebiyle ortaya çıkan tablo arasındaki çelişkiye dikkat çeken Yücel, görüşlerini şöyle sürdürüyor:

"Kuşkusuz bu ülkeyi ziyaret eden konuklarımız, kendi kültürlerinin, yeme ve içme alışkanlıklarının hoş görüldüğü, dillerinin konuşulduğu, alfabelerinin kullanıldığı işaretlemelerin bulunduğu yerlerde olmak isterler. 

Ancak başta İstanbul olmak üzere bu ülkenin binlerce yıl geriye giden tarihinin, günümüzdeki sosyo-kültürel birikiminin hiçe sayılmasına seyirci kalmamak, bütün turizmciler, başta aynı zamanda bir İstanbul’lu olan Sayın Bakanımız için mesleki kaygıları da aşan kaçınılmaz bir görevdir.

Sanırım İstanbul’un bir yapma deve ile  simgelenen sorunu, Boğaz Turlarının 1618 sayılı yasa gereği TÜRSAB tarafından denetlenmesi ve gerekli işlemlerin yapılmasıyla büyük ölçüde çözüme  kavuşacaktır."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz