Mutluluk vampirlerinden kaçma yolları

Mutluluk nasıl bulaşıcı ise mutsuzluk da bulaşıyor. Psikiyatrist Doktor Gül Bahar Cömert “mutluluğunuzu emen, karanlığı yayan mutluluk vampiri insanlardan acilen kendinizi koruyun” uyarısında bunuyor. 

Mutluluk vampirleri gerçekten var mı? İnsanların mutluluğunu emen ve kendi mutsuzluklarını ortama yayan insanlardan korunmak gerekli mi? Yoksa bu kaçış bencil ve yalnızca iyi gün dostu olan insanlar olmamıza mı yol açar? 

Mutluluk ve mutsuzluk karanlık ve aydınlık gibidir. Mutsuz insanlar kendilerini karanlıkta bulanlar ve bir dönem karanlık yaşayanlardır. Mutluluk vampirlerinin bir psikiyatrist olarak bizzat içlerini görüyorum. Hiç kimse mutsuz olmak istemez. İnsanların hayat amacı aslında mutluluktur. Bazı insanlar hayattan sürekli yakınır, şikâyetçi olur ve olayların karanlık tarafını görürler. Mutluluk ne kadar bulaşıcı ise karanlık da o kadar bulaşıcıdır. Hayatın hızlandığı ve insanların yalnızlaştığı dönemde insanlar bencilleştikçe, dayanışma azaldıkça mutsuzluk artıyor. Birilerinin derdini dinlemek giderek daha zorlaşmaya başlıyor. Kimse hayata kötü bakan karanlık salan insanlarla beraber olmak istemiyor.  

Hayat bazen çok kötü gitse, başarısızlıklarımız kırgınlıklarımız üst üste gelse bile mutlu kalmayı başarmak normal mi, yapay mutluluk arayışı daha büyük bir sorunlar mı yaratır? Acıyı ertelemek, çöpü halının altına süpürmeye mi benzer?

Sürekli Pollyana gibi yaşayamayız. Acıdan kaçmanın geciktirici bir tarafı oluyor ama onlar ileride bir şekilde karşımıza çıkıyor. Her şeyi zamanında yaşamak önemlidir. Hayat bazen tatsızdır, bazen domina taşı gibi her şey birbirini tetikler ve insanın acıyı yaşaması için de zamana ihtiyacı vardır. Bir arkadaşınızla tartıştınız diyelim, bunu kafanızda bunu yoğurmanız, daha sonra nasıl konuşacağınızı planlamanız gerekli. Oysa olumlu düşünme baskısı bunu engelliyor. Sürekli “mutlu ol, pozitif ol” baskısı her şeyi orda bırakmayı üzerinde fazla düşünmemeyi üzülmemeyi öneriyor. Acıyı, sıkıntıyı, hüznü zamanında yaşamak ruhumuz için en iyi olanıdır. Sabahtan akşama kadar güneş olmaz, yağmurun da fırtınanın da başka güzelliği vardır. 

Hayata mutlu bakmak öğrenilebilir mi, çocuk yaşta mutlu yaşam dersleri verilebilir mi, yoksa mutluluğu genlerimiz mi belirliyor?

Karakter özelliği olarak bazıları daha mutlu oluyor. Bazı insanlar hep daha karamsardır. Bazısı hayattan çok şey bekler, bazıları çok sakindir. Genetik olarak ışığı ne kadar görebileceğimizi belirleyen genetik özelliklerimiz vardır. Genetik özelliklerinin yanı sıra çocuklukta ne kadar sevildiğiniz sonraki hayatınızı büyük ölçüde etkiler. Fakir de olsanız, zengin de olsanız çocukken hayattan aldığınız zevk sonraki yaşlarda sizin acılarla baş etmenizi sağlar. Bizim ülkemizde yarış atı gibi olan çocukların tek hedefleri sınav kazanmak oluyor. Suratları asık çocuklarımız artıyor.

Pollyana olmak, evrene olumlu mesajlar yükle şeklindeki inanışlar insanların hayata karşı daha ihtiyatsız davranmasına mı neden oluyor? Bu insanlar riskleri görmediği için büyük hayal kırıklıkları mı yaşıyor?

Tıpta bir kavram vardır her şeyin dengede olması gerekli. Hayatta en önemli şey kararında olmaktır, neşenin, hüznün karanlıkta olması gibi. Gündüz ve gece gibi… Sürekli pozitif ol, evrene enerji gönder, sen istersen olacaktır demek insanı büyük bir baskı altına almak anlamına gelir. İnsanların gerçekliği görebilmesi gerekli. Savaş çıkmış, ekonomik kriz olmuş diyelim kazalar olmuşken insan neden pozitif olmaya çalışsın.  

Antidepresanlar yapay mutluluk yaratabilir mi? Mutsuz günlerin en iyi ilacı nedir? 

Doktor tavsiyesi ile olmak kaydı ile antidepresanlar işe yarar ama sadece ilaçla mutluluk sağlanamaz. İnsan bazen her şeyde kendini suçlu görmeye başlar, uykusu bozulur, hayat… Anti depresanlar mutluluk hormonu değildir, beynin bozulan algısını düzenlemeye yardım eder. İlaçlar o dönemlerde hayattan keyif almasını sağlasa da bu geçici olur. Mutsuzluk ve depresyon farklıdır. Mutsuzluğu hepimiz yaşamalıyız ama depresyon hastalıktır. Nasıl mideniz hastalandığında ilaç alıyorsanız, beyniniz de hastalandığında yine ilaç alınabilir.

Zorlu günler geçiren hastalara doktorlar gülme egzersizi önerir yoksa “ağlayın, üzülün kafanızı da ruhunuzu da karıştırmayın” tavsiyesinde mi bulunur?

Ben karşıma gelen birine çok çökkün durumdayken “aman bir kahkaha at” diyemem, manik hastalar aşrı gülüyorsa “ay dur biraz” diyemem. Önemli olan duyguların doğru ifade edilmesidir. Çocukluğunda taciz yaşamış bir insan bunu anlatırken ağlarsa bu doğaldır. Mutlu olmasını bekleyemeyiz. Önemli olan duygularımızın ifadelerini doğru yapmaktır.

Acılar insanı olgunlaştır mı, acı çekmeden büyümek mümkün mü?

Acılar insanı olgunlaştırır. Olgunlaşmak ölümü anlamaya en yakın insandır. Acılar karşısında sabırlı bir şekilde durabilmektir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.