Öztürk Türkdoğan: Türkiye'nin barışa, AKP'nin ise Öcalan'ın sürpriz önerisine ihtiyacı var

HDP Hakkari Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki görüş yasağının kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevleri hem dışarıda hem de cezaevlerinde devam ediyor.

“Yankılar” programının konuğu İnsan Hakları  Derneği (İHD) Eş Başkanı Öztürk Türkdoğan’dı. Türkdoğan, açlık grevlerine kaç kişinin katıldığını, kaçının kritik eşikte olduğunu, sorunun nasıl çözülmesi gerektiğini, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi atmosferi, AKP iktidarının yapması gerekenleri değerlendirdi.

Röportajın tamamını burudan dinleyebilirsiniz.

Öztürk Türkdoğan'ın anlatımlarından kimi özet başlıklar: 

“90 hapishanede 2 bin 983 süresiz dönüşümsüz açlık grevinde.

16 Aralık’ta başlayan 25 kişilik grup var.

323 kişilik grubun sağlık durumu kötü. Özellikle 25 kişinin durumu oldukça kritik. Bağırsak kanamaları, sıvı alımında güçlük, mide kanamaları, tükürükle karışık kan gelmesi, görme duyusunda zayıflama ve duymada problemler yaşanıyor. Bunlar için oldukça riskli bir dönem başladı.

İHD olarak açlık grevi olarak başladığından beri süreci yakından izliyoruz. Adalet Bakanlığı ile sürekli diyalog ve iletişim halindeyiz. İlk olarak 10 Ocak’ta Adalet Bakanı ile bu konuyu görüşmüştük. Sayın Bakan dinlemişti, olumlu ya da olumsuz bir tepki vermemişti. Bakanlık bürokrasisi bizimle sürekli diyalog halinde.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı'nın bu konularda duyarlı bir isim olduğunu biliyorum. Kendisiyle görüştük. Heyetimizdeki herkesi dinledi.

İmralı hapishanesi görüş yasaklarının kaldırılmasını ifade ettik.

Kimse İmralı hapishanesi tecridi inkar etmiyor ama çözüm konusunda tüm adresler sayın Cumhurbaşkanı’na çıkıyor.

Hapishanelerden cenazelerin çıkışı toplumsal barışı da zedeler.

Abdullah Öcalan ile İmralı’da kalan üç mahpusun görüş için Anayasal hakları var.

Öcalan ile birlikte İmralı’daki üç mahpusa da tecrit uygulanıyor. 

Ciddi bir kanunsuzluk ve hukuksuzluk olduğu açık. Bu basit gerçeği herkes kabul ediyor ama çözüm noktasında meselenin Kürt  meselesinden kaynaklandığını, uygulanan güvenlik politikalar nedeniyle yeni bir durum yaşanmadığı sürece bu durumun devam ettiğini kabul ediyorlar. Çözüm noktasında sürecinde kimse bir şey diyemiyor çünkü devletin bu politikalarını kim veya kimler belirliyorsa bunu çözecek olan da onlardır. Devletin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğuna göre tüm adres ona çıkıyor.

Hükümet adım atmalı. Devlet Öcalan’ı istediği kadar tecrit altında tutamayacağını çok iyi biliyor.

2019 yılında yaşanan çatışmaların artık kendini tekrar ettiğini ve can kayıplarına neden olmaktan öteye geçmediğini görüyoruz.

Birçok insan sakat kalabilir, yaşamını yitirebilir. Bu iktidarı çok zorlayacaktır.

İktidarın şu anki tecrit politikası uluslararası ve Türkiye hukukuna aykırı. İktidar bunu kendi halkına da anlatamayacaktır. Şu an yapabildiği tek şey halkın gerçekleri bilmemesi. Her mahpusun kanuni hakkı var. Sertlik yanlısı politika sürse bile iktidar açlık grevleri konusunu sürdüremeyeceğini düşünüyorum.

İktidarın politika değişikliğine gitmese bile yaptığı uygulama kanunen yanlış olduğu için bunu sürdüremeyecektir.

Tecrit kaldırılırsa Abdullah Öcalan belki sürecin bozulması, sürecin bozulmasında tarafların rolünün ne olduğu konusunda düşüncelerini kamuoyuna açıklayacaktır. 

Belki Öcalan sürpriz öneriler yapabilir. Bunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Öcalan’ı yıllardır takip eden biriyim. Barış çizgisini hep takip etti. Barış anlamında yeni öneriler geliştirebileceğini düşünüyorum. Bu bir hissiyat. Bilgiye dayalı değil.

Seçim sonuçları açıkçası yeniden barış politikalarının konuşabileceğimiz bir ortama girdiğimizi gösteriyor. AKP, açık güvenlik politikaları uyguluyordu, onun zaafa uğramasından korkuyordu. Şimdi bu politikaların sonuç vermediğini gördü. Nasıl ki bizim barış sürecine ihtiyacımız varsa, AKP’nin de Öcalan’dan gelecek barış için sürpriz bir öneriye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.  Bu kadar ağır ekonomik kriz ortamında yeniden bir barış sürecinin inşasıyla ancak bir çıkış yolu bulunabileceğini söyleyebilirim.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.