Sakinlik kazandı: Türkiye Kupası Finali

Türkiye Kupası, rağbet gören bir turnuva değil. Hemen her şehirden 166 takımın katıldığı ve açık kanaldan yayınlanan bir organizasyon olsa da kupanın değerini el birliğiyle çok düşürdük. Türkiye Kupası’nın finali dahi çok önemsenmiyor. Maçların tarihleri ve başlama saatleri bile kanalın dizilerine göre belirleniyor. Haliyle dört ezeli rakip birbiriyle oynamadığı müddetçe, kupa finalinin ilgi çekmesi zorlaşıyor.

O nedenle bu kupayı en çok kazanan Galatasaray ile son şampiyon olmasına rağmen küme düşen Akhisarspor’un mücadelesinin gündemin birinci sırasına oturmasını tahmin edemezdik. Maçtan beklentimiz ise dengeli, hatalara müsait ve gollü bir maçtı. Nispeten bunu gördük de. Fakat gündeme gelen hakem kararları oldu ve Türkiye Kupası finali her zamankinden daha çok konuşuldu.

Önce maça değinelim. Galatasaray’ın aklı hafta sonu oynayacağı Başakşehir maçında olacaktı. Bu nedenle maça kontrollü ve biraz da bekleyerek başladı. Yani sezon boyunca hiç yapamadığı işle...

Üstelik Akhisarspor, Süper Lig’in son sırasında yer alsa da ters gelebilecek bir takım. Avrupa ile ligi aynı anda götüremeyen dar rotasyon ve savunma hattındaki sakatlıkları onları arkada bıraktı. Fakat her takımı zorlayacak potansiyele sahipler.

Zaten Galatasaray’ı ligde 3-0’lık skorla yendiler. İkinci yarıdaki maçta ise saniyeler yetse; Sarı-Kırmızılı takımın şampiyonluk şansını düşüreceklerdi. Bekleyen, topa sahip olsa da hücum etmek için acele etmeyen, temposuz ve aklının yarısını Pazar gününde kalan Galatasaray karşısında da tehlikeler yarattılar.

Finalin ilk yarısı ciddi bir hazırlık maçını andırdı. Heves vardı, istek vardı ama savunma organizasyonları için gereken konsantrasyon yoktu. Hatta santrforlarda biraz dikkatsiz olduğundan, sık sık ofsayt bayrağı kalktı. İlk yarı 0-0 sona erdi, pozisyon da azdı ama golün sinyalleri geliyordu. Nitekim ikinci yarıda Akhisarspor golü buldu. İki hızlı ve yetenekli ayak Güray – Elvis Manu işbirliği golü getirdi. Galatasaray savunması da golün oluşumu esnasında, maça ne kadar hazır olmadığını gösterdi.

Dakikalar 57’yi gösteriyordu. Yani yaklaşık yarım saat kalmıştı. İşte o yarım saati oynamak bir büyük takım meziyetidir. Akhisarsporlu oyuncular konsantrasyona sahipti ama galiba mental açıdan fazla yükleme yapılmıştı. Bunu ilerleyen dakikalarda gördük. Hakem kararlarına verilen tepkiler, isyanlar, kartlar, Akhisarspor’un oyundan kopmasına neden oldu.

Penaltı pozisyonlarının tartışmalara konu olması VAR sisteminin ve sezon boyunca onu uygulayan hakemlerin eksikleriyle alakalı. İlk pozisyonda ‘penaltı yok’ diyebilirsiniz. Penaltıyı düşünen de olabilir. Hakem Suat Arslanboğa olduğuna hükmetti. VAR’ın, bu ‘gri’ pozisyona müdahale etmemesi gerekirdi, etmedi de! Fakat bir sezona yayılan VAR işleyişi halen kamuoyunu tatmin edemedi. Bu da tartışma yaratmaya devam ediyor.

Topun başına geçen Diagne ise skoru değiştiremedi. Ufak bir heyecan patlamasının ardından maç kaldığı yerden devam edecekti. Fakat Akhisarspor aynı kalamadı.

İkinci penaltıda, Akhisarsporlu oyuncuların tepkileri hakem Suat Arslanboğa’nın VAR’a gitmesiyle başladı. Haliyle dönüşte de film koptu. Yüksek adrenalin salgılayan bir maçta, psikolojik olarak da hazır değilseniz kontrolü kaybedersiniz. Fakat en azından 32 yaşındaki Miguel Lopez’in daha sakin olup; henüz skor 1-0’ken sahada kalması gerekirdi. Fakat belki de suçluluk psikolojiyle, yaptırdığı penaltının günahını hakeme yüklemeye çalıştı.

80 dakika skoru koruyan Akhisarspor, eğer psikolojisini ve oyuncu sayısını koruyabilseydi 1-1’den sonra dahi avantajlı olabilirdi. 120 dakika için Galatasaray çok fazla umut vermemişti. Akhisarspor, her ne kadar gol yiyerek uzatmaya gitmek zorunda kalan takım olsa da, kupaya tutunabilirdi. Onun yerine isyanı ve dağılmayı seçti.

Galatasaray ise 2015’ten beri ilginç işlere imza atıyor. O sezon Hamza Hamzaoğlu ile efektif bir futbol oynamasa da üç kupa birden kazanmıştı. 2016’da unutmak isteyeceği bir sezonu, finalde Fenerbahçe’yi yenerek kazandığı Türkiye Kupası ile kapattı. Geçen sezon nasıl olduğunu belli ettirmeden bir kez daha ligi kazandı. Bu sezon da iyi bir futbol ortaya koymasa da hasat mevsiminin ilk ürününü aldı. Lig için ise Pazar günü Başakşehir’i yenmesi yetecek. Bu durgun dönemde bile kupa toplamaya devam etmek, güçlü sportif kültürle alakalı olmalı.

Akhisarspor maçındaki Galatasaray, bir büyük maçı kazanmak için yeterli gözükmese de, bir şekilde maçı kotarabiliyor. Sivas’taki finalde orta saha oyuncularının savunma katkısı çok zayıf kaldı. Santrfor Diagne’nin verimi çok düşük. Stoperler kaliteli ama hata yapmaya çok müsaitler. Bekler çok zayıf kalıyor. Fakat skor tabelasında da 3-1 yazıyor.

Finalde sakin ve sabırlı duran Galatasaray, bunun ödülünü aldı. Pazar günü de aynı özelliklere ihtiyacı var. Sezonun ilk yarısında, sinirlerin bozulduğu Fenerbahçe derbisinde adeta yarışı kaybetme noktasına gelmişlerdi. Bu sefer aradan kısa bir zaman geçmesine rağmen sakinlikleriyle rakiplerini alt ediyorlar.

Yoksa sahaya bakınca, bir ışık görmek mümkün değil. Başakşehir maçında da aynı uyuşukluk ve kopukluk devam ederse, uzun yıllar unutulmayacak bir kaza yaşanabilir. Ne de olsa; rakip olarak bu sefer karşılarında küme düşmüş oyuncular değil, Edin Visca, Mossoro, Clichy, İrfan Can Kahveci gibi ligin iyi isimleri olacak.

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.