'Stranger Things'in anlattıkları: 'Yan zayiat' Türkiye

Televizyon kanallarının seyirciyi içine çekmeye çalıştığı ‘ultra basit’ dünya karşısında konumlanma iddiasıyla hayatımızın orta yerine dalan ve kısa sürede merkezine oturmayı da bilen Netflix ve türevi dijital platformların ürettikleri içerikler, bir koza gibi hayatımızı kuşatıyor ve bizi bir hamur gibi yoğuruyor.

Türkiye gibi demokrasi ile başı hoş olmayan ülkelerin halkları, televizyon, gazete ve radyoların propaganda silahlarına karşı artık şerbetli hale gelmiş durumda. En apolitik kesimler bile, propaganda makinesinin en ilkel hali ile arzı endam eden içeriklerini bir kilometre öteden tanımakta zorlanmıyor. Önlemini almakta da gecikmiyor.

Hal bu olunca da alternatif içerik sunucularının kapısında soluğu almak kaçınılmaz oluyor.

Her ülkenin kendine has bir hikayesi var ancak Türkiye izleyicisi için Netflix ya da benzer dizi/film/belgesel platformları, bir yönüyle çölde vaha etkisi yaratıyor. İnsanlara, tutulduğu yarı açık cezaevinin penceresinden gövdesini sarkıtıp dünyayı gözetleme, soluduğu havayı da değiştirme fırsatı sunuyor.

80 milyonluk bir ülkeyi bir dolaba kilitlemeye çalışan, ondan bir ‘Truman Show’ yaratmaya çalışan ancak kapasite/kalite bakımından ‘yarım akıllı’ türedilerin hegemonya hevesini boşa çıkarmada kendine has bir yere sahip bu platformlar. Hele de Netflix!

İktidarın paranoya sarmalında dövmeye çalıştığı demire dökülen buz gibi soğuk su Netflix. Nefessizlikten moraran, bağırmaktan sesi kısılan, gölge boksu yapmaktan bitap düşen itirazcıların imdadına yetişirken onları yeni mücadele yöntemleri ile de donatma marifetiyle, tüm o ‘yerli ve milli’ safsatalarının da en baş anti-tezlerinden birine dönüşüveriyor.

Böylece içten vurulan yedi kat kilit, Netflix’in o yumuşak ve narin tek anahtarlı müdahalesi ile çözülüveriyor. İşin kötü yanı, bu müdahaleyle başa çıkmanın bir yolu da yok. Bu yönüyle, anti-demokratik ve karanlık rejimlere karşı, itirazcıları her gün yeni bir argümanla besleyen bir maymuncuğa dönüşüyor. 

İktidarın kapıkullarının, 80’lerde “Hollywood en büyük düşmanımız, Madonna ‘ahlak bozucumuz” nidalarına benzer 'feryatları' arşı inletmekte gecikmiyor tabii ki. Netflix’e karşı aynı argümanlarla, iktidara yakarışta, niyazda bulunuluyor: “Sevgili haşmetlim, ne din ne ahlak kaldı, kıyametimiz yakındır, Netflix’e karşı bir silahımız da yok” diye ağlaşıyorlar. 

Tam keyif sigarası yakılacak sahneler.

Ondandır muhalif görünümlü ultra gelenekçi Akif Beki’nin ‘erkekliğimizle oynuyorlar’ kıvamındaki iç çekişleri, efkarlanışları. 

Meselenin buraya kadarki kısmı, bu tür platformların dönüştürücü, dünyanın en ilkel kesimlerini bile değişime zorlayıcı yapısı. Yani yumuşak silah olma hali. 

Ancak dikensiz gül bahçesi de vaat etmiyor elbette.

İtirazcıları besleyen Netflix elbette çıktığı yerin değerlerinin de en büyük taşıyıcısı. PC, TV ekranına kilitlenmiş gözlerden zihinlere akıttıkları arasında hoşa gidenler kadar gitmeyenler de var. 

Son zamanlarda Netlfix’ten çıkma, kitleleri kendinden geçiren bir dizi var: ‘Stranger Things.’ Milyonlar histeri krizine tutulmuş gibi izliyor bu diziyi. Hele üçüncü sezonu yediden yetmişe herkesi esir almış durumda.

Spoiler vere vere yazacağım için burada okumayı kesmek ya da devam etmek okuyucuya kalmış.

Dizi bir avuç çocuğun, az sayıda ebeveyn ile dünyayı kurtarma, en büyük düşman Rusya’yı alt etme savaşını anlatıyor.

Çocukları bile Rus bilim adamlarını alt edecek kadar şahane bir ABD!

Ama ne hikmetse bilimin dibine dibine vurduktan kısa bir süre sonra, çocuklar zihinsel tekniklerle ABD'yi kurtarıyorlar. Telekinezici Yiğit Bulut'a selam olsun.

Propagandanın ve klişenin dibi aslında.

Çocuk karakterler ve onların eylemleri üzerinden önce çocukların kalp ve zihinlerine; konunun işlenme, görsellikler, kurgu biçimindeki yetkinlik aracılığıyla da yetişkinlerin dünyasına hiç zorlanmadan gelip yerleşiyor 'Stranger Things.'

‘En büyük düşman Rusya’ klişesi Soğuk Savaş yıllarından bu yana hiç değişmedi ABD’de. Bir nevi Rusya ile kafayı bozma hali. Bu yönüyle çok eski bir hikaye, yeni bir anlatı ile yeni bir platform üzerinden dünyamızın tam orta yerine, hiçbir engelle karşılaşmadan gelip yerleşiyor.

Öte yandan, Rusya’nın Trump’ın başkan seçilmesinde rol oynadığı iddialarına bakılınca da Rusya açısından ABD’nin hegemonyasına meydan okumanın sürüp gittiği de anlaşılıyor.

Bir nevi eski düşmanların form değiştiren çatışması bu kez Netflix üzerinden sürüp gidiyor.

Böylesi eski bir savaşın yeni bir dille, çocuklar üzerinden işlenmesi oldukça akıllıca. ABD ve Rusya halkları için ne savaşın biçimi ne de dili yeni olabilir ancak Türkiye ya da başka üçüncü dünya ülkelerinde ilk gençliğini yaşayan çocuklar, son yüzyılın en çetin mücadelesini bilmedikleri için ‘süper’ bir macera izlediklerini düşünmekten öte gidemiyor.

Rusya’nın altı ‘kötülüklerin anası’ olarak bir kez daha yeni kuşağın zihninde çizilirken, skor tablosunda ABD’nin hanesine çok kıymetli bir puan daha yazılıyor. Bu durumda Türkiye’deki izleyici, ezeli savaşın yan zayiatları (collateral damage), nesnesi olmaktan öteye geçemiyor.

Hele ki Türkiye açısından Rusya'nın yörüngesine girildiği şu günlerde, 'Stranger Things' iyi iş çıkarıyor. Hardcore bir ‘Putin en büyük aşkımız’ söylemi tutturan iktidara en büyük kapağı da Netflix yapmış oluyor. Ülke içinden 'Rusya şu kadar kötü, bu kadar tehlikeli' anlatılarının hedeflediğini üç sezonda paketleyip, hediye olarak önümüze koyuyor.

Garip zamanlar vesselam. 

Daha derine inince de burun kıvrılacak hususlar içermiyor değil dizi. Siyahıyla beyazıyla tüm çocuklar bir deha. Doğuştan ayrıcalıklı ABD’liler kokuyor ortalık buram buram. Üçüncü dünyanın çocuklarında bir eziklik, bir kompleks yaratma konusunda da başarılı. Her biri yapay zeka ayarında hatasız çocuklar. 11-12 yaşında evrenin sırrına Einstein kadar hakimler. Paralel evrenlere girip çıkıyorlar, kapı açıyorlar… 

Ancak bir başka husus var ki yer yer ‘bu kadar da olmaz’ dedirtiyor.

Öyle bir kasaba şerifi imajı çiziliyor ki… ABD polisinin, hele beyaz olanlarının, sicili hiç iyi anılmazken, dizi bu imajı silip süper kahraman ayarında bir şerif karakteri yaratıyor.

Keyfi öldürülen siyahlar, olayları kavramadaki basiretsizlikleri ile meşhur ABD’li kasaba polisini öyle bir sunmuşlar ki… Adam hem zeki, hem güçlü hem de hassas. Oysa eni konu göbekli bir adam Bay Şerif. Her şeyi ülkesini, kasabasını ve sevdiklerini korumak için yapan süper şerif! 

Tam kör gözüm parmağına olayı.

Dizi tutup da üçüncü sezon çekilince tam bir reklam bombardımanına yataklık ediyor. Sayamadım reklamı yapılan ürünleri ama hepsinin ortak özelliği ABD hegemonyasını temsil ediyor olmaları. Aklınıza gelebilecek beş ABD markasını düşünün, hah tam onlar var dizide de. Hem de öyle yoğun ki! 

Özetle, Türkiye gibi kapana kıstırılmış ülkelerin halklarına elinde bir kaşık suyla koşarken kepçeyle getirdiği propagandayı da bir güzel boca ediyor Netflix. Ama öyle Beki’nin dediği gibi, LGBTQI dizileri yüzünden erkekleri de ‘bozmuyor.’ Bu dizileri izleyip cinsel tercihini değiştirmez insanlar ancak Beki ve türevlerinin yaklaşımı zihinlerimizde yatan korkuların boyutunu ortaya koyması açısından kaydadeğer.

ABD, dizilerinde daha açık ve daha agresif bir propaganda yöntemi izlerken, aklı başında, daha sakin bir anlatım diline sahip işler de yok değil. Özellikle Almanya bu konuda sessiz ve derinden geliyor.

‘Stranger Things’in karşısında konumlanan bir ‘Dark’ var ki… Seyirciye bağırmayan, megafonla propaganda yapmayan bir anlatımı ile en başta dikkati çekiyor. Alman sistemliliği buram buram diziye heyula gibi çökmüş. Hem hikaye ağır ilerliyor hem de zaman. Acelesi yok. Propaganda yağmuru için de acele etmiyor. Mesajlarını izleyiciye boca eder gibi püskürtmek yerine, perdeleyerek aktarıyor. Anlamak zaman alıyor. 

Misal ‘Babylon’ da bu kategoride. Konu farklı olsa da, işlenme sürecindeki acelecilikten uzaklık, hikayenin derinliğine inme, ilmek ilmek örülmesi derin bir saygı da uyandırıyor. Bu yönüyle, ABD ekolü ile Alman ekolünün nasıl da keskin hatlarla birbirinden ayrıldığı çok net gözlemleniyor.

Bir de Türk yaklaşımı var ki evlere şenlik! Çağatay Ulusoyl’lu ‘Hakan: Muhafız’ tam bir Türkiye özeti: Serseri mayın. Türkiye’yi bundan daha iyi anlatan bir dizi olamazdı muhtemelen. Kahramanların, Türkiye’nin üzerine çöktüğü binlerce yıllık tarihi emaneti korurkenki sistemsizlikleri, acemilikleri, çuvallamaları, kırılma noktaları, geçişlerdeki kopukluklar tam bir ülkenin içinde bulunduğu hal özeti.

Özetle, Türkiye'deki iktidar açısından ya da dünyanın herhangi bir yerindeki kontrol manyakları için Netflix, ABD ordusu kadar etkili bir tehdit. Bu yönüyle keyifli. En süzgeçsiz kapitalist mesajları ve propagandayı taşıdığı gerçeğinin farkına varacak donanım ise izleyici için olmazsa olmaz. Özellikle çocuklar için. Köhne geleneksel değerlere vurduğu tekme ile sevilesi. Türk erkeğini gay yapmayacak kadar tehlikesiz. Anlatım dili itibariyle, ABD kısmının, örnek alması gereken ülkeler olduğu gerçeğiyle de, hayatımızın bir fenomeni artık Netflix.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.