Tiny Url
http://tinyurl.com/yanym2hw
Ağu 14 2018

'Trump, Türkiye'yi doğru anlayan ilk başkan!'

Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Steven A. Cook, Foreign Policy'de kaleme aldığı makalede, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'yi doğru anlayan ilk başkan olduğunu yazdı. 

"Önceki hükümetler “stratejik ortak” ile ilişkileri bozmamak için Türkiye’nin yanlışlarını görmezden geldiler. Bu yaklaşım hem işe yaramadı, hem de Ankara’ya “müttefik olarak çok değerlisin, istediğini yapabilirsin” mesajı verdi" diyen Cook, Türkiye'nin artık ABD'nin müttefiki olmadığını iddia etti.

Yazının özeti şöyle:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz Cuma günü New York Times gazetesinin konuk yazar sayfasında yayınlattığı yazısında ülkesinin ABD hakkında şikayetlerini sıraladı.

Erdoğan’ın yazısı ABD politikalarının Türk vatandaşlarını ne kadar incittiği konusunda gerçekçi sebepler barındırıyor. Fakat söz konusu yazı hikayenin sadece yarısını anlatıyor ve sanki Washington güvenilir bir müttefik ve ortağı kurban etmiş gibi gösteriyor.

ABD’nin de elinde çok uzun süreden beri bir şikayet listesi var - ve Trump hükümetinin hakkını vermek gerekir ki, ilk defa bu şikayetler hakkında hamleler yapılıyor. .

ABD’nin memnun olmadığı konuların başında Ankara’nın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın alması geliyor; çünkü bu gerçekleşirse Türkiye hem ABD’nin en son teknoloji ürünü F-35 uçaklarını kullanırken aynı zamanda S-400 sisteminin kullanımı ve yedek parçaları için Rusya’ya bağımlı olacak.

Bu sayede Moskova F-35 uçaklarını saptayabilmek için çok değerli bilgileri elde edebilecek konumda olacak. Türkler aynı zamanda önce İncirlik Üssü’nün kullanımı konusunda sorun çıkartarak, daha sonra da Suriye’de ABD’nin müttefiki Kürt milislere karşı operasyon başlatarak IŞİD’e karşı mücadeleyi zorlaştırdılar.

Tüm yaşananlar sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamalarda Suriye’de bulunan ABD askerlerini  tehdit etti. 

İran konusunda da Ankara gerek farklı bir nükleer anlaşma olsun, gerek İran’a yönelik yaptırımları delmeye yardımcı olmak olsun, ABD politikalarına karşı gelebilmek için elinden gelen herşeyi yaptı. 

Ve elbette ki ortada 2016 Ekim ayından beri hapiste tutulan rahip Andrew Brunson olayı var. Ankara Brunson’u serbest bırakacağı yönündeki sözünü tutmadı.

Buna ek olarak Türkiye 15-20 kadar Türk-Amerikan vatandaşlarını uydurma suçlamalarla halen hapiste tutuyor. ABD büyükelçiliğinde çalışan 3 ABD vatandaşı da tutuklandı.

Bu kişilerin hepsi Ankara’nın 2016 darbe girişiminden sorumlu tuttuğu yeşil kart sahibi Fethullah Gülen veya İran’a yönelik yaptırımları delmekten sorumlu tutulan ve New York mahkemesi tarafından cezaya çarptırılan Türk bankacıyı Türkiye’ye iade ettirmek için pazarlık kozu olarak kullanılıyor. 

Ankara ile Washington arasındaki ilişkilerin hızla kötüye gitmesi şu anda Türkiye’nin elinde olan iki büyük krizden sadece bir tanesi. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi ve ekonominin iyi yönetilememesi konusundaki endişelerle birlikte yatırımcıların liradan vazgeçmesi sonucu Türk lirası serbest düşüşe geçti.

Washington’da birçok yetkilinin Türk ekonomisini ve Türkiye-ABD ilişkilerini kurtarmak için kısa ve uzun vadeli planlar yaptığından şüphe yok ama boşa zaman harcıyorlar, ABD’nin yapabileceği hiçbir şey yok. 

Elbette ki ABD Türkiye ekonomisinin sağlıklı olmasını ister zira diğer gelişmekte olan piyasaların para birimleri de Türkiye’den etkilenebilir. Şu anda bu risk biraz uzakta çünkü yatırımcılar tatilde ama Eylül ayı da çok yakın.

Eylül ayı geldiğinde ekonomik krizin eşiğinde olan Türkler rahatlamak isteyecekler ancak Erdoğan’ın siyasi çıkarları buna izin verecek mi, henüz belli değil. Cumhurbaşkanı’nın damadı ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak çözüm için oldukça sağduyulu bir plan açıkladı.

Bloomberg’in haberine göre Albayrak mali disiplin uygulayacak, liranın değer kaybından etkilenen şirketlere yardım sağlayacak ve konuşulanların aksine hükümet dövizlere el koymayacak. Bunların hepsi yabancı yatırımcılar için iyi haber.

Fakat aynı zamanda Bakan’ın açıklamalarına göre liranın dengesizliği ekonomik verilerle uyuşmuyor ve çok açıkça belli ki “Türkiye küresel ekonomik sistemdeki en güçlü oyuncunun saldırısı altında”. ABD’yi kast ediyor. 

Türkiye’de yaşanan lira krizinden ABD’nin sorumlu tutulmasına kimse şaşırmamalı. Erdoğan 2013 yılından beri Türk ekonomisinin kıyamet günü geldiğinde başkalarının sorumlu olacağını söylüyordu. Türk halkı zorluk çekiyorsa bu kesinlikle yüksek faiz oranlarının enflasyona neden olduğuna inanan bir lider yüzünden olamaz, asıl sorumlu mutlaka “faiz lobisi”, Siyonistler veya her zaman kullanılabilen “dış güçler” olmalıdır.

Erdoğan ekonomiyi milliyetçi bir konu haline getirdiği için IMF’den yardım istemek siyasi açıdan risk taşıyor. Onun yerine Türkiye Cumhurbaşkanı’nın öne sürdükleri hala aynı: geri adım atmak yok, suçlu olan Washington, Allah’tan yardım isteyin ve elinizdeki tüm dövizleri liraya çevirin. Böyle bir ortamda lirayı kurtaracağını açıklayan Albayrak’a kim inanabilir?

Erdoğan’ın ABD’nin Türkiye’ye karşı “ekonomik savaş” açtığını söylemesi iki ülke arasında son beş yıl içinde ilişkilerin ne kadar kötüye gittiğinin bir kanıtı. Ankara hakkında hala olumlu düşünceler taşıyan ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Pentagon ve dış politika uzmanları bile şu anda “stratejik ortaklığın” sonunun geldiğini ve sürdürülmemesi gerektiğini düşünüyor. 

Ama neden? Artık belli oldu ki stratejik ortaklık yok. Türkiye ve ABD farklı isteklere ve önceliklere sahip. İki tarafın şikayetleri bunu net bir şekilde gösteriyor. Sonuç olarak elimizde olan Amerika ve Türkiye liderlerinin kendine has kişilikleri ve dünya görüşleriyle ilgili değil, artık temel seviyede bakıldığında Washington ve Ankara’nın ortak düşmanları yok. 

Lira hızla değer kaybederken Beyaz Saray gümrük vergileriyle ilgili açıklamada bulunduğunda yangına körükle gitmiş oldu ama bu sadece rahip Andrew Brunson konusunu öne çıkaran Trump karşısında herşeyin ABD’nin suçu olduğunu söyleyen Erdoğan’ın işine yaradı.

Ama gene de, Trump hükümetinin Türkiye üzerinde kurduğu baskı, hiçbir şey yapmayan önceki iki hükümetten sonra olumlu bir değişim Önceki hükümetler “stratejik ortak” ile ilişkileri bozmamak için Türkiye’nin yanlışlarını görmezden geldiler. Bu yaklaşım hem işe yaramadı, hem de Ankara’ya “müttefik olarak çok değerlisin, istediğini yapabilirsin” mesajı verdi. 

Ankara’ya baskı uygulamak da işe yaramayabilir fakat riskler düşük. ABD açısından Türkiye’nin önemi yıllardır azalıyor. Türk hükümeti NATO konusunda belirsiz pozisyonda, aşırı islamcı gruplarla birlikte çalıştı ve İran Körfezi, Kudüs ve Kızıldeniz bölgelerindeki olaylara karıştı. IŞİD tehdidi azaldıkça İncirlik’in önemi bile azaldı.

Ayrıca Ankara Moskova ile yakınlaştıkça Soğuk Savaş dönemi gibi süper güçler arası bir kavga olursa güvenilir bir temel olmaktan çıktı. Türkiye’nin başka ne önemi var? Pek yok. 
Çok uzun süredir Soğuk Savaş ve NATO’nun etkileri Washington, Türkiye ve Avrupa arasındaki ilişkileri şekillendirdi.

Belki de rahip Brunson tartışması ve Türk hükümetinin ekonomik krize tepkisi bir aydınlanma noktası olacaktır ve uzun zamandır önümüzde olan gerçeği gösterecektir: Türkiye artık ABD için müttefik veya ortak değil.