'Türkiye'nin İdlib'deki durumu Süveyş Cephesi'nde ısrar gibi'

Türkiye'nin tezlerinin bir bir reddedildiği Tahran Zirvesi'nin yankıları sürüyor. 

Gazeteduvar yazarı Aydın Selcen, Ankara'nın Esad'ı devirme hayallerinin sürdüğünü, hem ABD hem de Rusya ile bölgede ayrıştığını ve kimsenin umurunda olmayan İdlib topunu kucağında bulduğunu yazdı.

12 Eylül tarihli köşe yazısında Selcen, masadaki gerçeklikle sahadaki durumun birbiriyle örtüşmediğini, kazara çıkacak bir kıvılcımın meseleyi istenmeyen bir noktaya taşıyabileceğini ifade etti. 

İdlib bombardımanının havadan Rusya ve Suriye eliyle, karadan Suriye topçusu tarafından başladığını hatırlatan Selcen, bombardımanın TSK varlığına zarar vermeyecek biçimde, şimdilik, özenle yürütüldüğünü ancak bölgedeki TSK varlığının, I. Dünya Savaşı’nda sürdürülemez Süveyş Cephesi’ndeki ısrara benzediğini dile getirdi.

İstanbul'da Rusya, Almanya ve Fransa'nın katılımıyla yapılacak görüşmelerden bir sonuç elde edilmeyeceğini ise şu sözlerle aktarıyor Selcen:

"Putin, sahada yarattığı oldu-bittiden memnun, Almanya ve Fransa karşısına, Türkiye’yle yaptığı gibi, Batı ittifakını dağınık tutmak için oturacak. AB ikilisi ise mülteci akınını kaynağında kesip, Türkiye’ye destek vermek için. Havanda su dövülecek. Geçelim."

Rusya'nın Şam'la anlaşarak Suriye'de üs edindiğini, İran'ın ise tıpkı Irak'takine benzer bir gölge devlet yapılanması içinde olduğunu işaret eden Selcen, Türkiye'nin ise, kendi bağlantılı milisleri sahada çuvallayınca doğrudan TSK ile Suriye’ye girip, Afrin ve Şehba’ya yerleştiğini kaydetti. 

Rusya ve İran'ın Astana masasını, tek çatışmasızlık bölgesi İdlib'i bırakarak ve şimdi de buraya da operasyon düzenleyerek ne için kurduğunun ortaya çıktığını ifade eden Selcen, Rusya'nın, Doğu Akdeniz’e yakın tarihin en geniş donanmasını yığdığını hatırlattı ve ekledi:

"...hani neredeyse Akdeniz’i bize yasaklamış. Özellikle verili konjonktürde bu denli önemli siyasi bir kararı ise sanki mevzu münhasıran askeriymiş gibi muhterem eski Genelkurmay Başkanı alacak.

Özetleyelim: Türkiye hem ABD ile hem Rusya/İran ile ayrışarak, Esat’ı indirme emelinden vazgeçmeyip Şam’ı da karşısına alarak, (maalesef) kendi çıkardıkları sesler dışında ABD ve AB’nin de umurunda olmayan Idlip’in ateş topunu kucağına aldı. Saha ile masanın saatleri apayrı hızlarda ilerlediğinden, kazara çakacak bir kıvılcım meseleyi bambaşka boyutlara da taşıyabilir. Barışçıl tüm seçenekleri tükettik, savaşmaya niyetimiz yok demek erdemsizlik değildir. Dış siyasetin soğuk önceliği her ülkenin kendi ulusal çıkarlarıdır."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz