Usta sanatçı Ali Poyrazoğlu Ahval'e konuştu: Bazı belediyeler bize salon vermiyor

 

Ali Poyrazoğlu 1959 yılından bu yana tiyatro, sinema ve televizyon dünyasında sevenleriyle buluşuyor. Henüz 25 yaşındayken ‘en büyük birikim’  dediği kendi adını taşıyan tiyatrosunu kurdu. Şu aralar sahnelemeye devam ettiği “Tamamla Beni Ey Aşk” ve “Tak Tak Takıntı” oyunlarına büyük ilgi var. Oyunların bitiminde ayakta alkışlanan sanatçı, seyircisiyle dertleştikten sonra sahneden ayrılıyor. Poyrazoğlu, bazı belediyelerin oyunlarını sahnelemek için salon vermediklerini söylüyor. Poyrazoğlu, en büyük pişmanlığının ise, Amerika’yı bırakıp Türkiye’ye kesin dönüş yapmak olduğunu belirtiyor.

Uzun yıllardır tiyatroya emek veriyorsunuz. Türkiye'deki tiyatroyu ve gençlerin tiyatroya olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tiyatronun genci, yaşlısı yoktur. Türkiye’deki kentleşmeden ortaya çıkan demografik  yapıdaki değişiklikten dolayı insanlar tiyatroya gitmenin de artık bir zorunluluk olduğunu düşünmeye başladılar. İnsanlar kendi sıkıntılarına katlanırken, güzelliklerden de faydalanılması gerektiğini keşfettiler. Bunların başında ise tiyatro, sinema, müzik, opera ve bale geliyor. Bundan dolayı da sanata doğru müthiş bir ilgi başladı. Son üç-dört yıldır tiyatroya müthiş bir ilgi başladı. İşini iyi yapan tiyatrolar seyirci sıkıntısı çekmiyor diyebilirim.

 

Ali poyrazoğlu

Sizin oyunlarınıza geldim. Salon doluydu. Birçok tiyatro seyircisizlikten yakınırken, siz bu kadar seyirciyi nereden buluyorsunuz?

Evet, bizim bütün oyunlarımız dolu bu konuda şikâyetimiz yok. Seyirci bizi bu günlere taşıdı. Çünkü biz seyircinin meslektaşımız olduğunu düşünüyoruz, onlarla birlikte tiyatro yapıyoruz, onlar bizi yıllarca desteklediler hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Bana da soruyorlar ‘bu kadar seyirciyi nereden buluyorsunuz’ diye ben de diyorum ki; ben seyircilerimi kumbaraya para atar gibi biriktirdim. Bir oyunuma geldiler memnun kaldılar, bir filmimi izlediler, bir televizyon programımı izlediler ve sevdiler… Birikmiş, kemikleşmiş bir Ali Poyrazoğlu fanları, takipçileri var. Onlar bizi bugünlere taşıdı. Sayıları da giderek artıyor, onlara yeni gençlerde katılıyor onun için memnunuz.

Geçtiğimiz hafta Trump'ta oynadığınız 'Tamamla Bizi Ey Aşk' oyununun sonunda bir serzenişte bulundunuz. ’Bazı belediyeler bize salon vermiyor’ diye bu konudan biraz bahseder misiniz?

Evet güçlük çekiyoruz salon bulmakta. Bazı belediyeler bize salon vermiyor, hatta tiyatroları sokmamaya çalışıyorlar kentlerine… Bir şey söylemek istemiyorum çok ayıplıyorum bu yaptıklarını…  Başka çaremiz kalmadığı için bizi seven bizi güçlü kılan sevenlerimize nazik bir dille şikâyet ediyoruz. Başka türlü bu sorunu halletmenin imkânı yok gibi… Başka çare kalmadı, diğer çareleri denedik.

Ali poyrazoğlu

 

Oyunlarınıza hangi iller izin vermiyor?

Başta Bursa Belediyesi…

Peki, tiyatroyu Anadolu’ya doğru götürmeye düşünüyor musunuz? Özellikle Güneydoğu’ya?

Biz Anadolu’nun her yerine gidiyoruz. Güneydoğu’ya da gidiyoruz. Teklif gelen her yere gidiyoruz. Adana, Mersin ve Gaziantep’te daha yeni oynadık.

Oralardaki ilgi nasıldı?

Dolu, tıklım tıklım geçiyor.  Oyunlarımızın biletleri bir ay önceden tükeniyor. Oralarda yaşayan insanlar iyi tiyatrolardan mahrum. İyi tiyatro seyretme şansları oldukça düşük… Bizim gibi kimliğini, çalışma biçimini seyirci ile olan ilişkisini sağlam tutan, seyirciye saygısını eksik etmeyen bilfiil oyunlar hazırlayan, çok iyi kadroları olan tiyatrolar dolu oynuyorlar oralarda bunu biliyorum.

Kendinizi tanımlarken 'hatalarımın üniversitesinden mezun oldum' demişsiniz bir söyleşinizde…  Peki, sizi çok değiştiren ya da çok etkileyen, size yön veren bir hatanız var mı?

Var… Hatalarımın hepsi...  Hepimiz insanız hatasız kul olur mu? Özel hayatımızda da, ne bileyim yani iş hayatında da, insan hata yapıyor. O hataları ben Allah'ın bir lütfu olarak görüyorum. İyi ki bu hatayı yaptım derim. Hatalarımdan dersler çıkarırım. Hatalarımla yüzleşip, onları kendimi düzeltmek, formatlamak, yeniden anlamak ve keşfetmek için bir enstrüman olarak kullanırım. Bundan dolayı hatalarımı birer üniversite olarak görüyorum. Evet, ben hatalarımın üniversitelerinden mezun oldum. Herkes hatalarının üniversitelerinden mezun olursa hem daha mutlu hem de daha kusursuz yaşam sürdürmüş olur.

Hayatınızda en büyük ‘keşke’niz nedir?

Yıllar önce Amerika’da yaşıyor ve oyunlarımı orada oynuyordum. Türkiye ile bağlarım derin olduğu için ülkeme gelme kararı almıştım. Ülkemi çok seviyorum, insanları çok seviyorum, beni bu seviyeye Türk seyircisi, Türk meslektaşlarım, Türk yazarları getirdi. Bunlardan dolayı ülkeme kesin dönüş yaptım. Şu aralar tamamen döndüğüm için pişmanlık duyuyorum. Orada kalıp burada çalışmaya devam edebilirdim. Keşke Amerika’da kalsaydım diyorum.

ali poyrazoğlu

 

En büyük ‘iyi ki’niz nedir?

İyi ki genç bir yaşta cesaret edip Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nu kurdum. Benim kurduğum zaman çok riskliydi tiyatro kurmak, İstanbul’da çok tiyatro vardı, tiyatroya ilgi azalmıştı, anarşi vardı, insanlar evlerinden çıkmıyordu. Zordu tiyatro, zor olduğu için daha cazip gelmişti bana... Ali Poyrazoğlu tiyatrosunu kurduğumda 25 yaşındaydım, iyi ki kurdum, kurduğumda gençtim ama bugüne kadar da geldik şükürler olsun…

Sizin oyunlarınızın en güzel yönü sizin de belirttiğiniz gibi interaktif olması yani seyirciyle işin içine koyuyorsunuz. Mesela ben izlediğimde müthiş keyif aldım sanki ben de sahnedeydim. Bunu nasıl buldunuz, yani böyle olmalı mı dediniz? Çünkü bütün tiyatrolar böyle değil...

Seyirci ile salon arasındaki duvarı kaldırdık. Hayır, ben böyle öneremem herkes aynı şeyi yapsın diye ama benim tiyatromda zaman zaman biz seyirciyi şaşırtan değişiklikler yaparız. Bu iki oyunda ' Tamamla Bizi Ey Aşk ' ve ' Taktak Takıntı ' ve ondan önce ki iki oyun 'Asi Kuş' ve 'Ödünç Yaşamlar' bunlar aynı projenin devamı... İnteraktif oyunlarla seyirciyi de oyunun bir parçası haline getirip oyuna dâhil etmek istiyordum. Denedikten sonra çok iyi tepkiler aldım. Bundan sonra böyle bir tarzı benimsedim.

Siz aslında Galatasaraylısınız ama yazdığınız oyunda bir Fenerbahçeliyi oynuyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

TRT’de ilk Ali Uyanık projesi yaptığım zamanlarda oldu. TRT ısrar etti, dediler ki programın tutmasını istiyorsan sen bunu Galatasaraylı yazmışsın ama Ali Uyanık karakteri Fenerbahçeli olması gerekiyor. Bunun üzerine ‘olur mu beni linç ederler, yani dönek derler, -dediler de zaten- dedim’, ama onlar sonunda  ikna ettiler beni…

Nasıl ikna ettiler?

Fenerbahçe’nin daha fazla taraftarı var. ‘Bu programın tutmasını istiyorsan Fenerbahçeli olmalı, biz size güvendik sizde bize güvenin’ dediler. Sonunda ben de onlara güvendim ve program gerçekten çok tuttu. Hala aradan bu kadar yıl geçmesine rağmen kahveye giriyorum bana ‘hoş geldin Ali Uyanık’ diyorlar. (Gülüyor)

Peki, Taktak Takıntı oyununuzda “CHP'de altı ok mu kalmış” şeklinde bir repliğiniz var. Burada CHP’yi mi eleştiriyorsunuz?

Hayır, CHP'yi eleştirmiyorum. Kimseye laf geçirmek gibi bir niyetim yok ama biz tabii birer sanatçıyız aynı zamanda toplum mühendisiyiz. Bakıyoruz, ne oluyor ne bitiyor diye. Ülkeyi, dünyada olup bitenleri doğru okumak gerekir. Çünkü ülkede, dünyada olup bitenlerden, yani insanlardan, insanın başına gelenlerden söz ediyoruz. Bizim için ne insani ne toplumsal hiçbir olgu yabancımız değildir. Yakından takip ediyoruz. Evet, CHP'nin bu zamanlarında tereddütsüz altı okların biraz boyunlarını eğdiğini düşünüyorum. Onun içinde benim oynadığım karakter diyor ki; “Chp'de ok mu kaldı, zaten yay da başkasının elinde” ve büyük alkış alıyor. Her kesimden seyirci geliyor bize, bunu alkışlıyor, bu tasvip görüyor. Yani biz durum saptaması yapıyoruz, yaptığımız saptama da doğru bir saptama.

Önümüzde yerel bir seçim var, çok az kaldı. Siyasi süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Siyasi süreci ortalığın fazla gerildiği, gereksiz itiş-kakış olduğu, siyasete yakışık almayacak konuşmaların-atışmaların yapıldığını izliyorum ve endişeliyim. Daha barışçıl bir yöntemle, partiler kendilerine dikkat çekmeye çalışsalar daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bir sanatçı toplumun ayrışmasını yok etmeye yönelik bir şeyler yapılabilir mi?

Tabii ki de yapılması lazım. Farklı siyasal tercihleri olanların, farklı etnik kökenlerden gelenlerin, farklı cinsel tercihlerin bir arada yaşaması gerektiği bir çağdan geçiyoruz. Çağımız uzlaşma çağı, herkes öteki ile uzlaşmak ve onu anlamak, onun gözünden de bakmak zorunda. Bu benim yaşama bakışım, sadece seçimlerle ilgili değil. Bu seçimler alt tarafı belediye seçimi, ülkenin kaderi değişmeyecek. Ülkenin bekası, mekası deniyor ama biliyoruz ki bekayla alakası yok. Uzlaşmak ve anlamak en doğru yöntemdir.

Yakın dönemlerde televizyon ya da sinema projeniz olacak mı?

Evet var. Bir TV ile anlaşmış vaziyetteyiz. Bir de film çalışmamız var. İki projemiz de dram… Daha fazla bilgi veremiyorum.

Yıllarını bu işe vermiş bir sanatçı olarak; oyunculuk, tiyatro sahnesinden mi, sinemadan mı, yoksa televizyondan mı geçer?

Oyunculuk iyi oyunculuktan geçer. Oyunculukta bir tek gerçek vardır o da;  iyi oyuncu, kötü oyuncu, gerisi palavra. Çocuklar, yeniler, eskiler, mesleklerini istedikleri yerde icra etmek özgürlüğüne sahip olmalılar. Televizyona da çıkabilir, film de çevirebilir, tiyatroda da oynayabilir, başka tercihler de olabilir, başka mecralarda da sürdürmek isteyebilir.

Günümüzde değişiyor kişiselleşme devrimiyle birlikte dijital mecralarda da oyunculuk yapılabiliyor. Youtube gerçeğiyle karşı karşıyayız. Herkes istediği yerde sesini duyurmak, kendini geliştirmek istediği alanlarda yapma koşullarına sahip. Kuşak ayrımı yaratılması meselesine karşıyım; yok gençler, yok ustalar, yok çıraklar… Bunların hepsi gereksiz iyisi vardır, kötüsü vardır sanatta... İyi şair vardır, kötü şair vardır, iyi romancı vardır, kötü romancı vardır, iyi öykücü vardır, kötü öykücü vardır, iyi oyuncu vardır, kötü oyuncu vardır… Gençlere verebileceğim tek nasihat önce iyi insan olmaya bakacaklar, sonra iyi oyuncu olmayı düşünecekler, bu çok daha önemli bence...