Yasa mağduru genç hekimler beyin göçü yolcusu

Türkiye’nin gündemine 15 Temmuz darbe girişimi sürecinden sonra giren, KHK’larla binlerce kişinin mesleğinden men edilmesine neden olan sürecin yeni mağdurları hekimler.

Yaklaşık iki hafta önce Meclis’teki Sağlık Komisyonu’nda torba yasayla getirilmek istenen düzenlemeyle KHK kararlarıyla mesleğinden ihraç edilen veya güvenlik soruşturmasına takılan tıp fakültesi mezundan yeni mezun hekimlerin SGK anlaşmalı özel hastanelerde çalışmasına da engel olacak düzenleme getirilen itirazlar sonucu değiştirildi.

Ancak bu sefer de 450 gün bekleme veya beklemek istemeyen pratisyen hekimler için 75 bin, uzman hekimler için ise 120 bin TL tazminat cezası ödeme zorunluluğu getirildi. Bu düzenleme de gelen tepkiler üzerine değiştirildi ve önceki gün Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen teklife göre, mecburi hizmet süresi olan hekimlere 450 gün boyunca bekleme zorunluluğu getirildi. Yani yeni mezun hekimler 450 gün boyunca mesleklerini yapamayacak. Yeni getirilen düzenlemeyle bekleme süresine takılanlar uzmanlık sınavı olan Tıpta Uzmanlık Sınavı’na (TUS) da giremeyecek. Bu uygulama ise güvenlik soruşturmasına maruz kalan her yeni mezun için geçerli olacak.

Meclis Genel Kurulu’nda hekimlere ilişkin bu düzenleme kabul edilirken, Sanayi Bakanı Mustafa Varank’tan da tersine beyin göçünü sağlamak amacıyla yeni bir açıklama geldi. Açıklanan ‘Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı’na göre tersine beyin göçünü hızlandırmak amacıyla 1 milyon TL başlangıç ödeneği verilecek araştırmacılara, ayda 24 bin TL de burs sağlanacak. Aile yaşam gideri bursu olarak 2 bin 250 TL alacak araştırmacıların eş ve çocukları için de sigorta ve yol desteği karşılanacak. Hükümet bir yandan beyin göçünü tersine çevirmek istediğini açıklarken, diğer yandan da hekimlere ilişkin kabul edilen yeni düzenlemeyle beyin göçünü hızlandıracağa benziyor.

Zira Ahval’in ulaştığı genç hekimler, 450 gün bekleme süresinden kaynaklı mağduriyetin önüne geçebilmek için yurt dışında uzmanlık yapma ve çalışma seçeneklerini düşünüyor. Hatta güvenlik soruşturmasına takılıp daha fazla mağduriyet yaşamamak adına yurt dışına giden hekimler de var, gitmek için denklik sınavına hazırlananlar da.

Gidenlerden biri Umut Öykü İskenderoğlu… Şu anda Almanya’da dil eğitimi görüyor. 2017’de mezun oldu. Mecburi hizmet görevini beklerken güvenlik soruşturmasına takıldı. Uzmanlık almak için TUS’a giren İskenderoğlu, o süreçte yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“İki kez girdim bu sınava ve hem 9 Eylül Üniversitesi göğüs cerrahisini hem de Marmara Üniversitesi’nde kadın doğum bölümlerini kazandım. Ama güvenlik soruşturmasından ret kararı çıkınca kazandığım üniversitelerden de iki ay sonra olumsuz yanıt aldım. Eğitim hakkım elimden alındı. Devlette hizmet yükümlülüğü muafiyeti aldım. Ama özel hastanelere başvurduğumuzda bu defa da kişisel sorgulamalara maruz kaldım. Zaten bu muafiyetler de iptal edildi sonra. Yani eğitim alma ve çalışma hakkım kısıtlandı. Bu tür sorunları sürekli yaşayacağımı fark ettim ve Almanya’ya gitmeye karar verdim.”

Yaşanılan mağduriyetlerin doktorlara özel bir durum olmadığını belirten İskenderoğlu, “Bu akademide başlayan yıldırma çabasının bir parçası. Akademideki ihraçlardan sonra eğitim hakkı da engellendi. Yani akademide asla yer almamızı istemiyorlar. Diğer taraftan açlığa mahkûm edildik. İş bulma olanaklarımız kısıtlandı. Bütün emeklerimiz boşa çıktı. Umutsuzluğa kapıldık. Bu sistematik bir saldırı, kişiye özel bir durum değil. Çünkü neyle suçlandığınızı bile bilmiyorsunuz. Kendinizden şüphe edecek duruma geliyorsunuz, ben ne yaptım diyorsunuz sürekli. Şimdi 450 gün bekleme zorunluluğu getirdiler ama bunun da ucu açık. Eğitim hakkına ilişkin de net bir durum yok” diyor.

Üç aydır Almanya’da olduğunu söyleyen İskenderoğlu, oradaki çalışma şartlarını da şöyle anlatıyor:

“Almanya’da çalışma hakkını kazanmak da kolay değil. Öncelikle dil şartını istiyorlar. Diploma denkliği için 700 Euro verip yabancı diploma bürosuna başvuruyorsunuz. Bu başvurunuz kabul edilirse başlıyorsunuz çalışmaya. Ya da çalışma iznine başvuruyorsunuz. Dil yeterliliğinizi sağladıktan sonra iki yıl çalışma hakkı veriliyor. Diplomanızın denk olmasını sağlayan bir sınava alıyorlar sizi. İki sene içerisinde de bu sınavı geçmek zorundasınız.”

Yurt dışına gitmeye karar verenlerden biri dört aylık mezun bir hekim. Gitmesine engel olunacağı endişesiyle ismini vermek istemiyor. İngiltere’de uzmanlık yapmaya ve çalışmaya karar verdiğini söylüyor:

“Haziran’da mezun oldum. Dört aydır hiçbir şey yapamadan boş boş oturuyorum ne yazık ki. Bana ailem bakıyor. Güvenlik soruşturması altındayım. 450 gün bekleyemem. İngiltere’ye gitmeyi planlıyorum. İngiltere’nin çalışma şartları Türkiye’den çok daha iyi. PLAB denilen denklik sınavına hazırlanıyorum şimdi. Bir de IELTS dil sınavını geçmeniz gerekiyor. Bunları geçtikten sonra da üç ay içerisinde işe başlıyorsunuz. 3 bin poundla işe başlamak çok iyi bir imkân.”

İstanbul’un en iyi tıp fakültesinden mezun olduğunu ve üniversite sınavında ilk 300’e girdiğini söylüyor:

"Bilimle uğraşmak istiyordum. Akademik hedeflerim vardı. Türkiye benim gibi birini kaçırıyor. Maalesef kendi politikasına uygun kişileri seçiyor. Mağduriyetlerin telafisi olmaz. İngiltere vatandaşlığına dahi başvurmayı düşünüyorum. Maddi gelirim yok. Ruhen de sıkıntıdayım. Birinci dereceden ailenizde yaşanılan hukuki sorunlar sizin de boynunuza yafta gibi asılıyor. Ben bunu artık anlayamadığım için İngiltere’ye gitmek istiyorum. Orada liyakate dayanan bir düzen var ve emeklerinizin karşılığını alıyorsunuz. 3 bin pound maaşla Londra dışında çok iyi yaşayabilirsiniz. İngiltere’de ABD’den kolay bir denklik süreci var.”

Çağla İzgi ise güvenlik soruşturmasına takılan yeni mezun hekimlerden. Yaklaşık bir yıldır hakkındaki güvenlik soruşturmasının tamamlanmasını beklemiş. 450 günlük bekleme süresini ‘ev hapsi’ olarak tanımlıyor İzgi ve şöyle devam ediyor:

“Yeni mezunlar olarak kendimizi geçindirebilecek durumda değiliz. 450 güne gelene kadar biz zaten yaklaşık bir yıl güvenlik soruşturmasını bekledik. Bu sadece 15 aydan ibaret bir süreç değil. Neden güvenlik soruşturmasına tabi tutulduğumuz bile açıklanmadı. Biz niye devlette çalışmaya başlayamayacağımızı anlamış veya kabullenmiş değiliz. Halihazırda hakkımızda bir soruşturma veya dava da yok. Burada kalıp hem davalarımızın hem de çalışma hakkımızın peşinde olacağız. Ama elbette ki bu süreçten yıpranıp beyin göçü şeklinde yurt dışına giden veya gidecek arkadaşlarımız var. Çünkü TUS’la ilgili düzenleme de belirsiz. Dolayısıyla eğitim hakkımız da elimizden alınıyor.”

Halil Ak da altı aylık mezun. Eşi de kendisi gibi bir hekim. Ama ikisi de güvenlik soruşturmasına takıldıkları için çalışma hakları yok. Ak, 450 gün boyunca çalışmamaları durumunda hekimlik görevlerinin zarar göreceğini söylüyor:

“Hayata tam başlayacağımız bir noktada beklemek durumunda bırakılıyoruz. 450 gün boyunca bir hekim hiç hastaneye girmezse mesleğini unutur. Başladığımızda muhakkak zorlanacağız. Eşim dokuz ay devlette çalıştıktan sonra uzmanlık sınavına çalışmak için istifa etmişti. Uzmanlığı kazanıp başvurduktan sonra alınmadı. Bu dokuz aylık süre 450 günden düşecek mi onu da bilmiyoruz. Düşmeyecekse bu da ayrı bir mağduriyet. Yurt dışına giden arkadaşlarımız var. Ama bizim çocuklarımız olduğu için şu an bizim için bu seçenek zor gözüküyor. Daha çok gidenler Almanya’yı tercih ediyorlar. Alternatif tıpla ilgileneyim diyorum onun için de sermaye gerekiyor. Mecburen bekleyeceğiz. Eşim ile birlikte hekimlik görevimizi yapamıyoruz.”

İstanbul’da yaşayan ve dört ay önce mezun olan bir diğer hekim de güvenlik endişesi yaşadığı için ismini vermek istemiyor. O da 450 gün boyunca tıpta uzmanlık eğitimi alamayacaklarına tepki gösteriyor:

“Aslında ilk konuşulması gereken bu. Eğer TUS’a girip bir üniversitede uzmanlık kazanırsanız eğitim alıyorsunuz, hem ihtisas yapıyorsunuz aynı zamanda da çalışıyorsunuz. Ama şu anki yasaya göre bu hakkınız elinizden alınıyor. Eğitim hakkımız engellendi.”

450 gün boyunca bekledikten sonra özel hastanelerde çalışabilmenin de zor olduğunu belirtiyor:

“450 gün çalışmayan bir hekimi hangi özel hastane kabul eder? Çok örneğini duyuyoruz, arkadaşlarımız özelde çok düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Çalışma şartları ağır ve de gayri resmi bir şekilde çalıştırılabiliyorsunuz. Tazminat cezasının kaldırılması bizim için çok önemli bir gelişme olmadı, zaten hiç kimse bunu ödeyebilecek durumda değildi. Mantıklı da değildi zaten. Bu süre zarfında askere gidelim diyenler de var. Yurt dışı seçeneğini düşünenler de var.”

Genç hekim Amerika’da dil sınavını geçtikten sonra denklik için üç aşamalı bir sınava girildiğini ifade ediyor:

“Bu sınavların yaklaşık 9 bin TL civarında maliyeti oluyor. Tazminat cezası gündeme geldiğinde, bu parayı vereceğimize ABD’de uzmanlığa başvururuz diyorduk. Diğer seçenek de Almanya. Dil kurslarına gidiyor arkadaşlar. Orada denkliği alıp ihtisasa başlayabiliyorsunuz. Beyin göçünü engellemek adına teşvik verilmesinden söz ediliyor ama bu uyguladıkları politikalarla çelişen bir şey. Sen önce kendi beyinlerine sahip çıkmalısın. Mezun olan yaklaşık 500 kişi olarak beklemedeyiz. Bekleyip paslanmak yerine ben de yurt dışına gitmeyi düşünüyorum.”

KHK mağduru bir hekim de zaten 25 aydır beklediği için 450 günlük bekleme süresine takılmayacağını söylüyor. O da güvenlik endişesi nedeniyle ismini veremiyor:

“Para cezasının kaldırılması olumlu bir gelişme oldu ama 450 gün bekleme süresi yine hekimleri mağdur ediyor. Biz sıyrıldık diye bir durum yok. Bu süreçte hep beraberiz. Resmi kanallardan tekrar bu düzenlemeye ilişkin itirazlarımızı yapacağız. Hakkında yurt dışı yasağı olmayanlar gitme seçeneğini düşünüyor. Şu an en revaçta olan Almanya. Ama çok fazla başvuru olduğu için de kabul edilme şartları daha ağırlaştı.”

Türk Tabipleri Birliği de hekimlerin insan olarak haklarının korunabilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’ne başvurdu. İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk kabul edilen yeni düzenlemeyi “çok büyük bir haksızlık” olarak değerlendiriyor. 12 Mart ve 12 Eylül’de bile böyle uygulamaların olmadığını söyleyen Öztürk, şu ifadeleri kullanıyor:

“Ben 12 Eylül’de mezun oldum, o zaman güvenlik soruşturmaları vardı ama mecburi hizmete engel olmazdı. Zaten güvenlik soruşturmasının kendisi haksızlık. Yeni mezunların 450 gün beklemesi bir nevi ev hapsi demek. Düzeltmelerini bekliyoruz ancak bu konuda ısrarcı gözüküyorlar. Kamuda çalıştırmadığı gibi özelde de çalıştırmıyorlar. Çok şikayet ettikleri 28 Şubat’ta kamuda atılanlar oldu ama özelde çalışmaları engellenmedi. Bu çalışma hakkına bir saldırıdır. Sürekli olarak hekim sayısının azlığından şikayet ediliyor, hukuki dayanağı olmadan sosyal medya paylaşımlarına bakılıp bir güvenlik soruşturması yürütülüyor. 450 gün sonra hekimlik yapabilirsiniz diyorlar. Aslında hekimlik yapmaları için hiçbir sakınca yok ama bir cezalandırma yöntemi olarak bunu yapıyorlar.”