Haz 16 2019

Yıldırım-İmamoğlu düellosu: Performansları zayıf, seçmeni etkileme gücü belirsiz bir tartışma

17 yıldır beklenen açık oturum 16 Haziran akşamı yapıldı. Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım'ın bir araya geldiği gecede Türkiye gözlerini ekranlara çevirdi. Henüz tartışmanın bittiği bu saatlerde görülen, büyük ve beklenmedik bir 'olayın' tartışmada yaşanmadığı ama halen tartışmanın nasıl sonuçlar doğuracağını anlamak için erken. Görünen iki tarafın da pozisyonlarını korumaya çalıştığı bir gece oldu. Tarafların tartışma stratejileri ve oturumun analizini Ahval'in editörleri sizler için değerlendirdi.

Yavuz Baydar (Ahval Genel Yayın Yönetmeni): Performanslar açısından bakıldığında, her iki aday açısından da seçmeni, özellikle de ikilem yaşayan, taraf seçmede kararsızlığa düşmüş veya sandığa gitsem mi gitmesem mi diyen seçmeni ikna etmekte yetersiz kalan bir tartışmaya tanık oldu ekrana kilitlenenler. Sıkılanlar olduysa bunu anlamakta güçlük çekmek zor değil. Binali Yıldırım, her zaman düşük yoğunluklu kişiliğinin bile saklayamadığı bir bezginlik ve yer yer gerginlik içindeydi. Soruların bazılarına net cevaplar vermekte zorlandı. Olsa olsa, sakin seslenme tarzıyla cazibe yaratma umudunda olduğu söylenebilir.

İmamoğlu ise, 31 Mart öncesi ve hemen sonrasındaki cevval ve berrak, vurucu söyleminden uzaklaşmıştı. Fazla düşük profilli kalmayı tercih etti. Seçmen için akılda kalıcı, 'hah' dedirtici sözleri tutturamadı. 25 yıllık AKP belediyesinin en önemli mirası olan yolsuzluklara, karanlık dosyalara, ahbap çavuş ilişkilerine dair birkaç örnekle gelmesi beklenirdi, ama genel söylemlerde gezinmekle yetindi. Yani, eski İmamoğlu değil, hafif yorgun ve sürekli moderatörle süre pazarlığı yapan bir İmamoğlu vardı ekranda. Cesur bir dille eski söylemini devam ettirmedi, örneğin kendisi için kilit önemde olan Kürt oylarını artırma amaçlı sözlerde hayli utangaç davrandı.

Bunca yıl buna benzer bir TV tartışması yaşanmadığı hesaba katılırsa, o açlığı giderecek, en azından bir taraf - muhalefet tarafı - açısından kelimelerin dobra dobra dile geldiği bir siyasi düello yerine, dozu düşük bir ortaokul münazarası seviyesinde seyretti program. Oysa bu İmamoğlu cephesi açısından altın fırsattı ve heba oldu.

Bunda programın formatının da payı var. Tartışmaya, ekran önüne yığılan kitlelerin önemli kısmının anlamadığı ve geride bıraktığı 31 Mart gecesi üzerinden başlamak ve ısrar etmek hataydı. Değerli zamanı doğrudan şehrin temel meselelerine girerek başlamak daha cazip olacaktı. Ayrıca, her adaya dört veya beş ana konuda beşer dakika sunum yaptırıp o konuda tartışma yaptırmak ve daha sonraki ana konudaki sunumlarla sürdürmek, birbirlerine soru sordurmaktan daha verimli ve anlaşılır bir içerik üretmek olacaktı.

Son olarak, belirtmek gerekir: Üç erkekle bu programı yapmak da olumsuz bir sembolik anlam taşıyordu ve daha beteri ekrana da yansıdı: ''Bir de kadın meselemiz var' diye soru sorulması, Yıldırım'ın 'ev kadınlarımız' kavramıyla devam etmesi, bir skandaldı. Kısacası, pek çok kişinin tahmin ettiği gibi, 'dağ fare doğurdu' dedirten bir programa tanıklık etti Türkiye. Gene de hiç yoktan iyidir, böyle berbat bir kriz ve kutuplaşma döneminde böyle bir canlı yayının yapılması, titrek bir mum ışığını ifade ediyor.

Ergun Babahan (Ahval editörü): Demokrasi şöleni, tarihi tartışma diye lanse edilen İstanbul Belediye Başkan adayları tartışmasını izledik. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tip tartışmalara katılma cesareti gösterememesi ve elindeki medya gücünü tek yanlı kullanması nedeniyle hasret kalınan sıradan bir demokrasi uygulaması.

Dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde “İki belediye başkanı televizyonda tartıştı, bu bir demokrasi şöleni oldu” deseniz, insanlar size ağzıyla gülmez.

Bu demokrasi şöleni değildir, AKP’nin talimatıyla iptal edilen seçimin yenilenmesi ayıbını izah etme çabasıdır. AKP açısından doğru bir karardı, çünkü Binali Yıldırım serinkanlı ve insan ilişkilerinde medeni bir insandır. Konumuna rağmen çok kötü bir sınav vermediğini söyleyebiliriz. Sonuç itibarıyla çok büyük gaf yapmadı, İstanbul’a ilişkin bilgiler yerine İzmir bilgileri vermesi dışında.

Ekrem İmamoğlu kendisinden emindi ama tartışmayı tamamen kendisi lehine çevirmeyi başaramadı diyebiliriz. Mesela makam aracı tartışmasında Büyükşehir Belediyesi’nin kimlere araç ve şoför sağladığını açıklayabilirdi ama nedense onu yapmadı. Yine de seçimin haksız iptali konusunda tavrı netti.

Bence Türkiye’nin geleceği açısından sıkıntısı konuyu sürekli “kul hakkı”na bağlamasıydı. AKP ve cami söylemi olan kul hakkı yerine, vergisini veren ve devlete karşı her türlü yükümlülüğünü yerine getiren yurttaşların hakkını savunması daha doğru olurdu. Kul hakkı, ezik ve devlet nezdinde edilgen bir tavır isteyen siyasi İslamcı bir söylem çünkü. Oy amacıyla kullanılması bile doğru değil…

İsmail Küçükkaya, belli ölçüde AKP tepkisinden çekinse bile sıkıcı ama kendisi açısından başarılı bir program yönetti.

Sonuç itibarıyla safların netleştiği bir dönemdeyiz. Herkes kararını vermiş durumda. İki adayın da kararsızları veya rakip partiye oy vermiş kişileri kendi lehine çevirecek bir performans gösterdiğini söylemek mümkün değildi. Yine de 17 yıl sonra farklı partilerden iki adayın milyonlar önünde tartışması büyük bir ayıbın kapatılması açısından önemliydi ancak Erdoğan’ı tanıyorsak bunu bir kerelik ve son bir gösteri olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi önümüzdeki pazar Erdoğan’a verilecek mesaj önemli. Eğer sandıktan yine yenik çıkarsa önümüzdeki döneme az biraz daha umutlu bakabiliriz. Ama gidişat şu an için çok umutlu olmaya elverişli değil maalesef hele ekonomide.

İlhan Tanır (Ahval editörü): Kimsenin neden iptal edildiğini anlamadığı 31 Mart seçimleri sonrasındaki tekrar seçimlerinden önce bir anda iktidar partisi ve adayı Binali Yıldırım, 17 yıldır reddedilen canlı televizyon tartışmasına evet demişlerdi. Geride idiler.  Yıldırım sıkıcı idi.  250 binde saplanan twitter hesabını Meclis hesabıyla değiştirmesi gibi, sıkılan ve yeni heyecan üfleyemeyen kampanyasına bu televizyon tartışmasına katılarak renk getirmeye çalıştılar. Belki de anketlerin dili onlara ‘yenileceksiniz’ dediği için son çare olarak Erdoğan'ı yedek kulübesine alıp, Yıldırım'ı İsmail Küçükkaya'nın önüne çıkarmaya karar verdiler.

Bu yazı henüz açık oturumun bitmesinden dakikalar sonra yazıldığı için henüz bu tartışmanın seçim için ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz tek şey, bu açık oturum ile tekrar edilecek seçimlerin Freedom House direktörü Nate Schenkkan’ın dediği gibi 'meşruiyeti' sağlandı.

İşte tam da bundan dolayı da Ekrem İmamoğlu'nun ısrarla 31 Mart gecesine geri dönmesi ve hakkının yenildiğini hatırlatması bana göre yerinde idi. Ama İmamoğlu yolsuzluktan Gülen Cemaati ile ilişkilere, çevrecilikten Kürt seçmenlere ulaşmaya kadar daha iyi bir performans gösterebilirdi. İmamoğlu biraz tutuk göründü. Yıldırım'ın bulunduğu pozisyondaki hemen bütün argümanlar yapmacık idi.

25 yıldır İstanbul’u yöneten ideoloji ve partinin adayı olarak yeni bir şey söylemesi de, verdiği sözlerin inandırıcılığının olması da güçtü. Ne tasarruf diyecek yüzü vardı, ne yolsuzluktan şikayeti olabilirdi, ne de ‘yeşil’ diyebilirdi. Ama bunları söylemeye çalıştı.

İmamoğlu özellikle önü otoban gibi bomboş olan alanlarda top sürmekte yetersiz kaldı izlenimini verdi. Yolsuzluk, israf, İslamcı vakıflara giden yüz milyonlarca liralık destekler yeterince net ortaya sunulmadı. 

‘Malvarlığınızı açıklayacak misiniz’ sorusuna -ki İsmail Küçükkaya’nın belki de en cesur sorusu idi, kem-küm ederek cevap veren Yıldırım sonrasında sözü alan İmamoğlu kendisine plase edilen topu ağlara göndermek ve üç kelime ile ‘tabi, hemen yarın’ demek yerine kem-kümü tercih etti. Yıldırım’a en ağır kroşeyi indireceği yerde, ‘ben de Sn. Yıldırım’ın sözüne katılıyorum’ demekle kaldı. Halbuki Malta Papers’den alarak, Yıldırım’ın malvarlığı imtihanından geçmesi pek mümkün değildi. İmamoğlu, Yıldırım’ı adeta korur bir cevap verdi.

Yüzde 3’lük, 5’lik İstanbul seçmenine oynanan bir tartışma idi. Geriye kalan seçmenler zaten kararını vermişti. İşleri yolunda giden ve kazanması beklenen İmamoğlu ile bir türlü heyecan yaratamayan bir adayın berabere geldiği oturum beklenenden uzaktı.

Kimin işine yaradığını önümüzdeki günlerde göreceğiz.