Yunanistan sınırına gönderilen IŞİD’li, 'kapıları açarız' iddiasını bitirdi

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ABD Başkanı Donald Trump ile karşılıklı övgüler dışında, gündemdeki yakıcı sorunlarda herhangi bir sonuç çıkmayan ABD ziyaretinde, bir kez daha “sınır kapılarını” açma ve sayılarını 4 milyon olarak açıkladığı mültecileri Avrupa’ya gönderme şantajını yineledi.

Erdoğan Beyaz Saray’daki ortak basın toplantısında Türkiye’nin mültecilere 40 milyar dolar harcadığını söyledikten sonra Trump, rakamı teyit için Erdoğan’a “40 milyar dolar mı?” diyerek bir kez daha tekrarlattı. Yine 40 milyar dolar yanıtını alınca da “büyük para, Avrupalılara bu konuda Türkiye’ye yardım etmeleri gerektiğini söyledim” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanının Washington ziyareti öncesinde görünen tablo ve ortadaki atmosfer kilit konunun Rusya’dan alınan S-400 Hava Savunma Füze Sistemi olacağını kesin şekilde gösteriyordu. 

Erdoğan, ziyaret öncesi masada yer alacak konuları; S-400, F-35, Kuzey Suriye’deki harekât, PYD-YPG-SDG’nin bölgedeki varlığını sürdürmesi, 'FETÖ' dosyası ve Gülen’in iadesi, New York’ta açılan Halkbank Davası, vb. olarak sıralasa da 1,5 saatlik baş başa ve heyetler arası görüşmelerden yansıyanlar, bu konuların neredeyse tamamında Erdoğan’ın beklentilerini karşılayacak bir ilerleme sağlanamadığını ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha sonra gazetecilerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı açıklamalar, görüşmelerin ağırlıkla S-400 ve SDG konularına kilitlendiğini, Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasından duyulan rahatsızlıklar üzerinde yoğunlaştığını gösteriyor.  

Cumhurbaşkanlığı ve Beyaz Saray’dan yapılan resmi açıklamalarda da bunu çok net görmek olanaklı. Beyaz Saray açıklamasında; “Diğer alanlarda ilerleme sağlamak için, savunma alanındaki ortaklığımızı güçlendirerek, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasına ilişkin konuların çözülmesi hayati önem taşımaktadır” ifadesiyle, ilişkilerde ilerleme kaydedilmesinin, S-400’den vazgeçilmesi ya da ambalajından çıkartılmayacağının resmen taahhüt edilmesine endeksli olduğu teyit edildi. 

Nitekim Erdoğan’ın “Bize traktörle S-400’ün üzerinden geçin diyorlar, böyle bir şey mümkün değil” sözleri de bunu doğruluyor. Kısaca her şeyin başı,  ABD ile normalleşmenin ön koşulu S-400’ün kökten çözümü. 

Bunun için de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı O’Brien, Çavuşoğlu-Pompeo ve Akar-Esper görüşmeleri sürdürecekler. Ancak Erdoğan sonuçta Türkiye’nin duruşunun değişmeyeceğini özellikle vurguluyor. Yani S-400’den dönüş yok. ABD’nin de bu durumda CAATSA yaptırımlarını gündemde tuttuğu anlaşılıyor.

Oysa geçtiğimiz Temmuz ayında Rusya teslimata başlamadan önce, gerek Trump’ın yaptırım tehditleri gerekse o dönemdeki ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan’ın Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a yazdığı oldukça ağır tehditler içeren 6 Haziran mektubuna ilişkin açıklamalarda Erdoğan, Çavuşoğlu ve Akar “O iş bitti geri adım söz konusu değil” demişlerdi. 13 Kasım ziyareti gösteriyor ki hiçbir şey bitmemiş ve S-400 her şeyi “bloke etmiş” konumda. Bu yüzden de Erdoğan, Trump’a “Patriotları da alabileceklerini ancak, S-400’leri tümüyle kaldırma teklifini egemenlik haklarına yönelik bir tasarruf olarak gördüklerini” söylediğini açıkladı.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısında SDG Genel Komutanı Mazlum Kobane’nin Trump ve ABD yönetimi tarafından muhatap alınmasından üzüntü duyduğunu, CIA’nın Kobane’nin terör bağlantılarıyla ilgili belgeleri de Trump’a “takdim ettiğini” söylese de ABD Başkanı bu konudaki sorulara, “Kendisiyle (Mazlum Kobane) yakın bir işbirliğimiz var. Cumhurbaşkanı’yla da yakın işbirliğimiz var” karşılığını vererek, adeta Kobane ile Erdoğan’ı eşit konumda gördüğü algısını sergiledi. 

Ziyaretin Ankara’daki yansımalarına muhalefetin yaklaşımı ise sonucun “sıfır” olduğu yönünde… 

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, ziyarette Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren hiçbir sorunun çözülmediğini, Trump’ın hakaret mektubunun ortada durduğunu belirterek, ziyaretin iç politikada sıkışık durumdaki Erdoğan ve Trump’ın birbirine destek amaçlı olduğunu öne sürdü. Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Maalesef bu hakaret dolu kağıt parçası (Trump’ın mektubu) orta yerde durmaktadır. ABD Başkanından özür ve pişmanlık ifadesi duymadık. FETÖ’yle ilgili herhangi bir gelişme yoktur. F35 ve S400 meselesi ortadadır. Halkbank davası Demokles’in kılıcı gibi beklemektedir. Ama ABD Suriye’deki petrol bölgelerini aldım diyor. Bu durumda Suriye’nin toprak bütünlüğü ne oluyor? ABD Suriyeli mülteciler konusunu AB'ye bırakmıştır. Baş başa görüşmeye dair zabıt tutuldu mu? Beyaz Saray'da maalesef ayakta kalan, kendisine sandalye dahi verilmeyen Dışişleri Bakanı'ndan bunu bekliyoruz.”

Erdoğan ve iktidar medyası tarafından “tarihi” diye nitelendirilen ziyaret sırasında yaşanan bir gelişme ise mülteci konusunun sıcaklığını muhafaza ettiğini, bu konudaki “sınırları açma” beyanlarının pek de gerçeği yansıtmadığını ortaya çıkarttı. 

Suriye’de ve Türkiye’de yakalanan yabancı ülke uyruklu IŞİD’lileri ülkelerine gönderme uygulaması başlatan hükümet, Ürdün kökenli ABD vatandaşı Muhammed Darwis’i Yunanistan-Türkiye Pazarkapı Sınır Kapısı'ndan yaya olarak sınır dışı etti.

Yunanistan’ın da almadığı IŞİD’li, iki ülke arasındaki sınır bölgesinde dört gün kaldıktan sonra, İçişleri Bakanlığı, söz konusu kişinin geri alınıp, ABD Büyükelçiliği'nin vereceği seyahat belgesiyle ABD’ye gönderileceğini duyurdu. 

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, “Yunanistan'ın kabul etmemesi üzerine ara bölgede kalan ABD uyruklu yabancı terörist savaşçıyla ilgili olarak, ABD tarafından ülkeye kabul edileceği ve seyahat belgesi düzenleneceğinin taahhüt edilmesi üzerine, ABD'ye gönderilmek üzere gerekli işlemler başlatılmıştır” ifadelerine yer verildi. 

Bu gelişme, Türkiye’nin sınır kapılarını açarak mültecileri Avrupa’ya gönderme şantajının geçerliliğinin olmadığını gösterdi. Gerek Birleşmiş Milletler anlaşması gerekse Mültecilerle ilgili anlaşmalarda, zorla gönderme veya sınır dışı uygulamalarını düzenleyen hukuki süreçlerin Türkiye’nin bunu yapmasına olanak vermediği dile getiriliyordu. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Kuzey Suriye’de Suriyeli mültecilerin iskânı projesine destek vermeyeceğini ilan eden AB’yi, sınırları açmakla tehdit ederken, bir yandan da Türkiye’ye daha fazla maddi destek talebinde bulunuyor. 

3-4 Aralık’ta Londra’daki NATO zirvesinde bir araya geleceği Merkel, Macron ve Johnson’a da Erdoğan’ın aynı talep ve önerileri yinelemesi bekleniyor. Gerek sınırları açma gerekse Suriyelileri Kuzey Suriye’de oluşturulacak güvenli bölgede iskân etmek üzere Türkiye’den gönderme yaklaşımı, uluslararası hukuk açısından da zor görünüyor. 

Bu yüzden, Türkiye’nin Yunanistan hududunda ihraç ettiği IŞİD’liyle ilgili sınır dışı hamlesinde yaşananlar ve geri adım atılmak zorunda kalınması, bu adımın olası sonuçlarının öngörülemediğini, siyasi ve uluslararası hukuk açısından yanlış hesap yapıldığını ortaya koyuyor. 

Nitekim bu olay, Türkiye böyle bir karar alıp kapıları açsa bile Yunanistan, Bulgaristan, Romanya sınırlarını açmadığı takdirde, yüz binlerce mültecinin ara bölgede yığılacağının, Türkiye’nin Avrupa ile sınır illerinde, bölgelerinde çadır kentler, konteyner kentler kurmak, bu kişilere sınırda insani destek vermekle, ölüme terk etmek seçenekleri arasında kalacağının somut örneği. 

Bu ise hem insani hem de uluslararası hukuk açısından Türkiye’yi daha sıkıntılı bir durumla karşı karşıya bırakabilecek. Aynı şey Kuzey Suriye’deki iskân planları için de geçerli. Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerden gelmemiş ya da buralarda evi, arazisi, toprağı olmayan Suriyelilerin, Tel Abyad-Rasulayn arasındaki bölgeye yerleştirilmesi ya da buna zorlanması, hukuki sıkıntı ve sakıncalar yanında, bölgede yerleşik olanlarla yeni gönderilenler arasındaki çatışmaları da körükleyebilecek. 

Gelinen aşamada, Erdoğan-Trump arasında karşılıklı övgülere rağmen, Türkiye-ABD arasındaki sorunlar aynen devam ediyor. Buna ilave olarak, Türkiye-AB arasındaki mülteci sorunu ve giderek Türkiye’de toplumsal hoşnutsuzluğu büyüten Suriyeli mülteciler konusu, Erdoğan iktidarının başını ağrıtmaya, siyasi ve ekonomik yönden Türkiye’yi zorlamaya devam edecek gibi görünüyor.    


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.