Zarakolu: Adını koymak gerekiyorsa bu Kürt Savaşı

Abdullah Öcalan'ın, "Çözüm için hazırım ancak devlet aklı da gereğini yapmalıdır" çağrısı karşısında AKP iktidarının yeni bir barış süreci başlatma konusunda isteksizliği, MHP gibi ultra milliyetçi bir siyasi yapıya bağımlılığının da bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Böylesi bir tabloda, Kuzey Suriye'ye askeri operasyon tehdidi, Kuzey Irak'a hava bombardımanı ve Kürt illeri kırsallarında bitmeyen operasyonlar da sürüp gidiyor.

Ragıp Zarakolu, Yeni Yaşam Gazetesi'nde kaleme aldığı, "Kim barıştan yana kim değil" başlıklı yazısında, "Türkiye’de 1984’ten bu yana devam eden fiili bir savaş durumu var. Adını koymak gerekiyorsa, bu Kürt Savaşı" yorumunu yapıyor.

Kürtlere karşı sadece Türk milliyetçiliğinin değil, Arap ve Fars milliyetçiliğinin de içinde bulunduğu haksız bir savaşa vurgu yapan Zarakolu, "Geçmişte birbiri ile yiyişen bu milliyetçilikler, Kürt mevzusu gündeme geldiğinde bir araya gelmiştir tarih boyunca. Komşusunun Kürdüne de ancak komşuyu taciz edecek düzeyde, ama asla bunun ötesine geçmesine izin vermez. Bir bölüm özgürlüğe yaklaştığında hemen mahşerin dört atlısı gibi birleşiverirler" diye yazıyor.

Kürt meselesi konusundaki liberal yaklaşımların da çıkar odaklı olduğuna değinen Zarakolu, Özal dönemi örneği ile bu tezini açıklıyor:

"Türkiye’de dönem dönem yükselen sözde liberal dönemlerdeki farklı yaklaşımlar ise, daha çok yayılma hırsları ile bağlantılıdır.

Örneğin, hemen Körfez Savaşı öncesi Özal’ın iştahı kabarmıştı, bir parça kapabilir miyiz bizim yükselen sermaye için diye. Aslında Erdoğan’ın yaklaşımları da, büyüyen Türkiye kapitalizminin bölgeye yönelik iştahı ile bağlantılı idi. Irak’tan kopmaması koşulu ile Irak Kürt Federe devletine yönelik aşklarının maddi zemini de bu. Hatta, “federasyon”dan bile bahsetmişti de lafı ağzına tıkılmıştı. Ne olur olmaz, bu adam bizi bu savaşa sürükler, statüko altüst olur diye."

Misak-ı Milli sınırları içinde gördükleri Musul’u kaptırmanın bazı milliyetçiler için 'bir dert' olduğunu kaydeden Zarakolu, "Bir parça Lozan’da Türkiye’ye bırakıldı. Ama niçin? Bir defa kendilerinin başı Suriye ve Irak’ta ayaklanmalar nedeniyle yeterince dertteydi" diyor ve Kürt sorununun kökenlerine dair şu tespitlerde bulunuyor:

"İkinci olarak da, nasıl Filistin’i, Hindistan’ı, Kıbrıs’ı terk ederken, peşlerinde hala açık yanan yaralar bıraktılarsa, bir ulus devlet olma peşinde olan Türkiye’nin de başına 90 küsur yıldır çözümsüz kalan bir Kürt sorunu hediye etmişlerdi.

Cumhuriyetin çelik çekirdeği için Kürt sorunu bir “beka” sorunudur.

Menderes’ten başlayıp bugüne kadar gelen sözde liberal siyasetler Kürt sorununda, biraz da Kürt oylarına ihtiyaçları olduğu için sınırlı açılımlar yapsalar, çelik çekirdek her zaman homurdanmış ve tavrını koymuştur.

Az siyasetçi çalmadı Kürdistan İşçi Partisi Başkanı’nın kapısını. Özal çaldı, arkasından Demirel, arkasından Erbakan, arkasından Erdoğan.

Hatta kısmi adımlar da atıldı.

Ama her defasında, çelik çekirdeğin vetosu ile karşılaştılar.

Ve bunu kabullendiler. Buna rağmen bedel de ödediler.

Özal, barış sürecinin geliştiği bir süreçte ölüverdi. Ve yangın her yanı sarıverdi. Bir anda barış hemen elimizin altında derken, korkunç bir kirli savaş yaşandı, liberal/ sosyal demokrat bir hükümetin yönetimin başta olduğu bir dönemde.

Şimdi, İmralı’dan yine bir barış mümkün çağrısı geldi. Umut ederim bu kere yanıt bulur diyeceğim, barış çağrısına katılacağım ama…"

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.