Şub 10 2018

Münih Güvenlik Raporu uyardı: Dünya uçurumun eşiğinde...

ABD’nin uluslararası rolünün azalmasıyla, Avrupa’nın kendi geleceğini tanımlaması gerekiyor, diyor merakla beklenen bu rapor. Bu değerlendirme, Almanya’nın önde gelen güvenlik konferansına giden liderlerin gündemini oluşturuyor.

Güvenlik uzmanları nadiren iyimser olurlar, ve güvenlik raporları da aynı şekilde. Bu durum Perşembe günü yayınlanan Münih Güvenlik Raporu için de geçerli. “Uçurumun Eşiğine Doğru Gidiş.... Ve Dönüş?” başlıklı rapor, ufukta belirsizlik olan yeni bir dönemi öngörüyor.
 
Daha önce ABD ve İngiltere’de Almanya büyükelçisi olarak görev alan Münih Güvenlik Konferansı (MSC) Başkanı Wolfgang Ischinger, raporda “Geçtiğimiz yıl, dünya önemli bir çatışmanın eşiğine çok yaklaştı - hem de çok fazla,” diye yazdı.
 
Ischinger, ABD ve Kuzey Kore arasında her zamankinden daha fazla yükselmiş olan savaş tehdidine, Suudi Arabistan ve İran arasında büyüyen rekabete ve Avrupa’da Rusya ile NATO arasında devam eden gerilimlere dikkat çekti.
 
Son MSC raporu geçen yılki, Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD’nin, geleneksel müttefikleri pahasına da olsa, tek taraflı davranarak Amerikan merkezli bir görüşü ilerletip uluslararası güvenliğin teminatçısı olmaktan vazgeçebileceği tahminlerini takip etti.
 
Raporun değerlendirmesine göre, Trump yönetimindeki ABD, paylaşılan değerlere dayanan politikalarını terk edip, uluslararası ilişkileri şekillendiren bölgesel ve global kurumlar geliştirmeye çok az ilgi göstererek, bunun yerine kendi çıkarlarına hizmet eden ikili bağları tercih ediyor.
 
Bu tutum, Beyaz Saray’ın diplomasiyi geliştirmek yönündeki ilgisizliğiyle de elele ilerliyor. Trump idareye geçtiğinden beri ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesi katledildi, savunma harcamaları ise ciddi boyutta arttı.
 
“Dünyanın en güçlü devleti, kendi yarattığı düzeni sabote etmeye başladı,” diyor rapor, Princeton University’de dış ilişkiler uzmanı olan John Ikenbery’den alıntı yaparak.

Avrupalılar için, ABD’deki bu yaklaşım değişimi, savunma harcamaları, imkanları düzene koymak ve bir savunma birliğinin tanımlanması da dahil, kendi güvenliklerini sağlamak için daha fazlası çalışmaları anlamına geliyor.
 
Eğer AB üyesi devletler ve Norveç, NATO’nun sözde “% 2 kuralı”na uyarak gayrısafi milli hasılalarının %2’sini savunmaya yatırırlarsa, bu durum yaklaşık %50’lik bir harcama artışına karşılık gelir ve toplam masrafı yaklaşık 386 milyar dolara (314 milyar euro) çıkarır.
 
Ama eğer Avrupa’nın orduları daha etkili bir hale gelmek istiyorsa, aralarında daha iyi bağlantı kurmaları gerekiyor. Rapor, Avrupa’da “karşılıklı bağlantı ve dijitizasyon eksikliği” olarak tanımladıkları bu duruma dikkat çekiyor. 

Ama bu boşluğu doldurmak için AB ülkelerinin daha fazla kaynağa başvurmaları gerekecek. Bu arada, Avrupa’nın kendi imkanlarını koruyabilmesi için, dağınık savunma endüstrisini sağlamlaştırması büyük önem taşımakta.
 
Bu tür zorluklara rağmen rapor, ufukta birkaç pozitif nokta belirlemeyi de başarıyor. Bir tanesi, Avrupa ülkelerinin bazı açılardan birbirlerine yakınlaşıyor olmaları. 

Örneğin, 25 devlet, savunma ve güvenlik politikalarını AB kapsamında koordine etmeye karar verdiler, Permanent Structured Cooperation veya PESCO olarak biliniyor.
 
Bu arada Almanya ve Fransa, beraber yeni nesil, savaşçı bir hava taşıtı geliştirme isteklerini açıkladılar. Dahası, ortak bir Avrupa ordusu fikri, Fransız Başbakanı Emmanuel Macron tarafından ciddi şekilde destekleniyor.
 
Avrupa’nın yeni çıkmazını hatırlatmak için rapor, Almanya Başbakanı Angela Merkel’den de alıntı yapıyor: “Tamamen başkalarına bağlı olduğumuz zamanlar, bir noktaya kadar, bitti... Biz Avrupalılar, kendi kaderimizi kendi elimize almalıyız.”
 
Rapor, liberal düzene ve uluslararası ilişkilere karşı oluşan hem geleneksel hem de geleneksel olmayan tehditleri detaylandırıp, güvenlik risklerini değerlendirirken iklim değişiminin de önemli bir faktör olmaya devam edeceğini belirtti. Rapor, kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olan 2017’nin, katastrofik fırtınalar, kuraklık ve seller gördüğünün de altını çizdi.
 
Dahası ABD’nin Paris iklim mutabakatından çıkması ve iklim değişimini son Ulusal Güvenlik Strateji’sinde (NSS) bir güvenlik tehdidi olarak ele almaması, rapora göre yanlış yönde atılan bir adım.
 
İklim değişiminin uluslararası ilişkiler üzerindeki etkileri doğal afetlerin de ötesine geçecek. “İklim değişimi tüm dünyada ekonomik, güvenlik ve politik sistemleri tamamen değiştirecek olsa da, kısıtlı imkanları olan devletler için ‘tehdidi çoğaltan’ bir rolü olacak,” diyor rapor.
 
Tabii ki, en büyük darbeyi düşük gelirli ülkeler yaşayacak. İklim felaketleri, özellikle kuraklık vurucu bir etki yaratmaya devam edecek, özellikle de çatışmayı körükleme potansiyeli olan Asya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde.
 
2015’ten beri her yıl, yüzbinlerce göçmenin Afrika’dan tehlikeli bir yolculuk yapıp kıyılarına vurduğuna tanık olan Avrupa için bu durum, Akdeniz’in güneyiyle ilgili gelişim stratejisini nasıl yeniden konumlandıracağı konusunda net eylemler yapması gerektiği anlamına geliyor.
 
Bugünün birbiriyle bağlantılı tehditlerinin doğasını anlamak ve bir çığ gibi büyümesini nasıl engelleyeceğini bulmak, uluslararası topluluğun ana uğraşı olmaya devam edecek.