Claire Sadar
Şub 13 2018

Kavala’dan Ahmet Şık’a, Türkiye’nin hak karnesi

CLAIRE SADAR* - Bağımsız bir insan hakları ve demokrasi izleme örgütü olan Freedom House (Özgürlük Evi), geçen ay yayınlanan yıllık raporunda Türkiye'nin notunu "kısmen özgür"den  "özgür değil"e düşürdü.

Türkiye'deki insan hakları hakkında yazanlar ve insan haklarını savunanlar için, haber şaşırtıcı olmaktan uzak. Türkiye’deki temel özgürlükler ve siyasi şeffaflık yıllardır durmadan azalmakta ve bu azalış Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra daha da hızlandı.

Türk Hükümeti’nin insan hakları ihlalleri aleyhinde konuşanları ve adaleti savunanları susturmak için açık bir gayretle gazetecileri, insan hakları ve sivil toplum liderlerini hedef almaya başlaması nedeniyle, Türkiye'deki insan haklarının durumu 2017'de kritik bir noktaya ulaştı.

Bu davaların yüksek profilli tabiatı ve uzun vadede Türkiye'deki insan hakları için olası kötü sonuçlarından dolayı, uluslararası insan hakları örgütleri Türkiye odaklı kampanyalara muazzam miktarda enerji harcıyor.

Ahval, ikisi genel ve diğer ikisi ise belli alanlarda uzmanlaşmış dört ayrı uluslararası insan hakları sivil toplum örgütü ile konuştu. Her birinin kendine has öncelikleri bulunmasına rağmen, önde gelen gazeteci ve Türk sivil toplum üyelerinin bazılarının gözaltına alınması ve tutuklanması dördü için de ilgilenilmesi gereken bir mesele.

Bu örgütlerin öncelik olarak bahsettikleri belirli davalar, Türkiye'deki mevcut baskının ve onu sürdüren kusurlu siyasi ve hukuki sistemin bir enstantanesi.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International)  tarafından özellikle bahsedilen Ahmet Şık'ın davası, önde gelen hükümet muhaliflerine karşı yöneltilen suçlamaların keyfi ve çelişkili niteliğini vurguluyor. Şık, mevcut Türk hükümeti için yıllardır bir rahatsızlık kaynağı.

İlk kez 2011 yılında, hükümeti devirmeye teşebbüs ile suçlanan bir derin devlet örgütüne (Ergenekon) üye olma suçlamasıyla tutuklandı.

Tutuklanmasının asıl nedeninin, derin devlet tarafından uygulanan siyasi şiddeti araştıran bir kitabın yanı sıra daha sonra hükümetle müttefik olan Gülen hareketinin polise ve orduya nüfuz etmesini detaylandıran bir kitap olduğundan şüpheleniliyor.

Şık, Aralık 2016'da tekrar tutuklandığında, bölücü Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve şimdi hükümetin düşmanı olan Gülen hareketi için propaganda yapmakla suçlandı.

Gülen hareketini yazdığı tüm kitaplarda kötüleyen Şık’ın onları destekleme suçlamasıyla hapsedilmesinin ironisi, görünüşe göre Türk Hükümeti’ni etkilemedi.

İnsan Hakları için Doktorlar (Physicians for Human Rights) örgütü, Kuzey Suriye'ye yönelik sürmekte olan Türk askeri harekatını eleştiren bir bildiri yayınladıktan sonra gözaltına alınan Türk Tabipleri Birliği'nin 11 yöneticisinin davasına öncelik veriyor.

Ocak ayında Türk Ordusu Afrin bölgesine girdikten sonra, protesto gösterileri ve sosyal medya aracılığıyla harekatı eleştiren ya da ona karşı çıkanlardan yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı. Herhangi bir nedenle Türk hükümetini veya Cumhurbaşkanını eleştirme artan bir şekilde tutuklama gerekçesi oluyor.

Basın ve konuşma özgürlüğüne odaklanan uluslararası bir sivil toplum örgütü olan Article 19 (Madde 19), Ahmet Şık ve Mehmet Altan ile Şahin Alpay'ın bağlı davaları da dahil olmak üzere tutuklu gazetecilerin davalarını müdahil olmak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

Türk Hükümeti’nin başarısız darbenin tek sorumlusu olduğuna inandığı Gülen hareketinin "medya yapılanmasına" üye olmakla suçlanan Altan ve Alpay, darbe girişimi sonrasında Türk medya mensuplarının toplu olarak tutuklanmasının bir parçasıydı.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak'ta uzun süreli tutukluluk halinin hak ihlali olduğuna hükmettiğinde, Şahin ve Alpay bir buçuk yıldır tutuklu bulunuyordu.

Bununla birlikte, alt mahkeme kararı reddetti ve Altan ile Alpay tutuklu kaldı. Hukukun üstünlüğünün açıkça bu şekilde ihlal edilmesi, Türkiye'nin yargı ve siyasi sisteminin neredeyse farksız hale geldiğini ve dolayısıyla siyasi muhalif olarak nitelendirilen herhangi bir vatandaşın adil yargılanmasının imkânsız olduğunu gösteriyor.

Osman Kavala ve Taner Kılıç davalarına, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve Uluslararası Af Örgütü’nün de aralarında bulunduğu bir dizi insan hakları örgütleri tarafından dikkat çekiliyor.

Kavala, sivil toplum lideri olan önde gelen bir işadamı. Kendisinin organizasyonu olan Anadolu Kültür, sanat ve kültür vasıtasıyla Türklerle Kürtler ve Ermenilerin aralarında bulunduğu azınlık gruplar arasında diyalog tesis edilmesi amacıyla kuruldu.

Kavala, geçen yılın Kasım ayında tutuklandı ve 2013 Gezi protestolarını azmettirerek hükümeti devirmeye teşebbüsle suçlanıyor. Bu suçlamaların kanıtları henüz mahkemeye sunulmadı.

Özellikle Kılıç'ın davası, keyfi suçlamalar ve hukukun üstünlüğünün eksikliği de dahil olmak üzere, yukarıda belirtilen unsurların çoğunu içeriyor. Kılıç, Haziran 2017'de tutuklandı ve Gülen hareketine üye olmakla suçlandı.

Harekete mensup olduğu iddialarının başlıca kanıtı, telefonunun hareketin üyelerinin haberleşmek için kullandığı söylenen şifreli bir mesajlaşma uygulaması olan Bylock'un sunucusuyla bağlantılı olmasıydı.

Ancak savcılık, Kılıç'ın bu uygulamayı telefonunda kullandığına dair bir türlü kanıt sunmadı ve bağımsız adli bilişim uzmanları Bylock'u kesinlikle indirmediğini doğruladı. Türkiye'nin mahkemeleri, Bylock kullanıcısı olma iddiasıyla tutuklanan çoğu kişinin yanlışlıkla suçlandığını kabul etti.

Bununla birlikte, Kılıç'ın davası gözden geçirilecekler arasında değil. 31 Ocak'taki son duruşmasında, bir hakim Kılıç'ın tahliye edilmesine hükmetti. Ancak başka bir mahkeme, Kılıç'ın tekrar tutuklanmasına karar verdi ve hapishaneye geri götürüldü.

2017, Türkiye'de ve Türkiye üzerine çalışan insan hakları örgütleri için zor bir yıl oldu ve mahkemelerin tahliye edilmelerine hükmetmesine rağmen Altan, Alpay ve Kılıç'ın devam eden tutukluluklarıyla 2018 zaten onların yollarına yeni engeller çıkartıyor.

Uluslararası Af Örgütü ABD Şubesinin Avrupa ve Orta Asya’daki avukatlık direktörü Daniel Balson, Ahval'a "Türk makamları tarafından tutuklanan masum insanlara odaklanmaya devam edeceğiz ... Yalnız değiller" dedi ve "2018'de özgürlükleri için mücadeleye devam edeceğiz." diye sözlerine ilave etti.

 

*Uluslararası Af Örgütü ABD Şubesi için Türkiye uzmanı olarak gönüllü çalışıyorum. Bu yazı şahsi eserim olup Uluslararası Af Örgütü’nün resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.