Ergun Babahan
Ara 04 2017

Kediler ve insanlar

John Steinbeck’in ‘‘Fareler ve İnsanlar’’ı benzeri bir edebiyat şaheseri beklemeyin benden ama Erzincan’da kediye işkence videosunun yarattığı yaygın tepkiye ilişkin gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Bu yazıyı yazarken en çok Mahfi Eğilmez’in dünkü bloğunda kaleme aldığı ‘‘Piyasa Aldırmazlığı’’ yazısından etkilendim. Ahval’in de alıntıladığı bu yazıda Eğilmez, Türkiye’de insanlar ilkeleriyle çıkarları çatıştığında çıkarını tercih ediyor diyor özetle.

O nedenle, Bebek’te bir barda otururken başörtülü kadınlardan, yaşam alanının daralmasından, muhafazakarların davranış biçimlerinden, Atatürk ilke ve değerlerindeki şikayet eden birisi, mesele borsaya, faize veya işine geldiğinde Erdoğancı veya AKP’li olabiliyor.

Ya da Mücahit Bilici’nin Sizce’de Sezin Öney’in sorularını cevaplarken söylediği oluyor:

‘‘Kitleler kendi çıkarlarını düşünürek kendi kendilerini kandırmakta (yani lidere kanmakta) gönüllü işbirlikçilerdir.
Onları iyi tanıyan, sık sık “kandırıldık” derken, onların o sinsi hissiyatına tercüman olmaktadır.
Güzel Anadolumuz ve büyük şehirlerimiz bu kurnazlığı ve çevikliği gösteren vatandaşlarımız ile doludur.’’

Bu sırf geniş kitleler için geçerli değil elbette…

Aynı şekilde, yaşam tarzı itibariyle CHP’ye yakın olan bir gazeteci, sırf TRT’deki programı devam etsin diye CHP’nin Man Adası belgelerinin kof çıktığını iddia edebiliyor.

Ama sonuçta bir de vicdan meselesi var…

Gece yattığında başını yastığa koyuyor ve kendi vicdanının sesini bastırması gerekiyor.

Gezi gösterilerinin ardından Erdoğan’ın gösterdiği sert tepki, çevreye sahip çıkma konusunu bile tehlikeli hale getirdi… O yüzden en risksiz alan hayvan hakları oluyor.

Yanlış anlaşılmasın, hayvan haklarına sahip çıkmak yanlıştır demiyorum. Elbette canavar ruhlu bir insanın bir kediye gaddarca işkencesi korkunçtur, tepki gösterilmesi gereken bir tavırdır.

Sorun, kediye sahip çıkan kesimlerin ağırlıklı bölümünün aynı tavır insanlara yöneldiğindeki suskunluğudur.

Medya henüz daha özgürken, Şırnak’ta silahsız genç insanların diri diri yakılmasına sessiz kaldı bu insanlar mesela…Bugün Sur’da yaşanan tarih ve insanlık kıyımına da sessiz kalıyor.

Ya da ‘‘FETÖ’’ etiketi altında yüzlerce kadının çocuklarıyla beraber hapishaneye gönderilmesine, 80’ini aşmış insanların demir parmaklıklar arkasına konulmasına ses çıkarmıyor.

Çünkü, bu konularda ya AKP ile fikir birliği içinde oluyor ya da bu konularda söz söylemenin risk olduğunu biliyor.

Aynı insanlar, IŞİD’in diri diri yaktığı iki askere bile sahip çıkmıyor. Çünkü bunun AKP için kırmızı çizgi olduğunu biliyor ve bu çizgiyi aşmamaya özen gösteriyor.

Çıkarı için susma veya bilerek suça ortak olmanın vicdanlarda açtığı derin bir yara var elbette…

İnsanlık suçlarına karşı sessiz kalmanın da…

Bu sessizlik ve zımni ortaklığın bir utanç duygusu yaşatmaması mümkün değil insan olanda…

O zaman yardıma işkenceye uğramış bir kedi yetişiyor. Çaresiz bir kedi üzerinden ruhunu arındırma, vicdanını rahatlatma görevini yerine getirmiş oluyor.

Kimse kimseyi kandırmasın. Medya baskı altında, halk gerçekleri öğrenemiyor söylemi bir noktaya kadar geçerli.

Herkes, 17-25 Aralık soruşturmasını yürüten polislerin eşleri ve çocuklarının gözaltına aldındığını ve onların bu soruşturmalarla hiç ilgisi olmadığını çok net biliyor mesela. Çünkü iktidar medyası yazıyor bunu.

Ama görmezden geliyor…

Almanya’da da olan aynı şeydi…

Yahudiler, komünistler, sosyalistler, sosyal demokratlar, hatta papazlar toplama kamplarına götürülürken Almanlar farkındaydı elbette.

Savaş sonrası ‘‘Bilmiyorduk, farkında değildik’’ şeklindeki açıklamalarının yalan olduğunu kanıtlayan onlarca kitap yazıldı.

Türkiye’de de bugün yaşadığımız bu…

Herkes her şeyin farkında ama farkında olmamak işine geliyor.

Ta ki, bir kedi işkenceye uğrayana kadar...