Prof. Fincancı: Demokrasinin D’si bile yok, direnişi büyütmek gerekir

İnsan Hakları Haftası’nda Türkiye'de yaşanan hak ihlalleri gündemde.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’de bu haftanın en ağır hak ihlalleriyle birlikte, insanın yok sayıldığı koşullarda yaşandığına dikkat çekiyor.

ANF’ye konuşan Fincancı, insanın özne olmaktan çıkarılıp nesneye dönüştürülmeye çalışıldığı, baskı altına tutulduğu ve zorla susturulduğu bir ortamla karşı karşıya olunduğuna işaret ediyor ve ekliyor:

"Demokratik ve barışçı gösteri hakkının yok sayıldığı, seçilmişlerin yerine kayyım atandığı, sözünü söylemek isteyenlerin cezaevi ile tehdit edildiği, şiddetin kadın ve çocuklara yöneldiği bir ülkede demokratik devletten değil, ancak kabile devletinden söz edilebilir."

Böyle bir rejim altında direnmenin bir hak olduğunu belirten Fincancı, şunları kaydediyor:

"Yıllardır bütün ezilenler birleşin, diyoruz. Dayanışma ezilenlerin inceliğidir; ezilenler birleşmeden ve mücadeleyi birlikte yürütmeden değişim olmaz. İnsan Hakları Beyannamesi, eğer hak ihlallerine yol açan devletler varsa onlara karşı direnmeyi hak sayar. O nedenle direnmek ve dayanışmayı büyütmek gerekir. Emek ve demokrasi güçleri bir arada mücadelesini güçlendirmek zorundadır. Çünkü ne söylerlerse söylesinler, aslında biz çoğunluğuz ve daha güçlüyüz. Bir korku salma politikası var; işte tam da bu korkuyu yenmek gerekiyor, çünkü korkunun ecele faydası yok ve cesaret de bulaşıcıdır. Bu korkuyu bize salmaya çalışanların karşısında cesaretle durmalıyız.”

Hak ihlallerinin ilk sırasında demokratik ve barışçı gösteri hakkının yok sayılmasının yer aldığını belirten Prof. Fincancı, söz söylemeye çalışan herkesin şiddet ve işkenceyle gözaltına alındığını, cezaeviyle imtihan edildiğini söylüyor.

Bu gidişle ülkede gözaltına alınmayan, tutuklanmayan neredeyse kimsenin kalmayacağını vurgulayan Fincancı, “Çok hızlı bir olumsuz dönüşüm süreciyle karşı karşıyayız. Cezaevlerinde her yıl 200 bin üzerinde nüfus yer değiştiriyor. Bu da tutuklamaların ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor. O nedenle hak ihlalleri konusunda birinci sıraya neyi çıkarırsınız diye sorarsanız, ben cezaevi tehdidi diye cevaplarım” ifadesini kullanıyor.

Bunun siyasi ortamı da etkilediğini kaydeden Fincancı, HDP’li belediyelere yönelik kayyım uygulamasını örnek göstererek şunları ifade ediyor:

“Demokrasi varmış gibi yapılan ülkede demokrasinin d’sinin bile olmadığını çok iyi biliyoruz. 2015’ten beri kayyumlarla karşı karşıyayız. Önce Kürt illerine saldırılar gerçekleşti, ardından da 15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle birlikte belediye eşbaşkanları görevden alındı, hapsedildi ve yerlerine kayyumlar atandı. Dolayısıyla demokrasiden söz etmek mümkün değil.”