Fatih Polat bugünkü gözaltıları yorumladı: Bir Türkiye klasiği

Anadolu Kültür’ü hedef alan bugünkü gözaltılara dair bir yazı yazan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, operasyonun korku salma ve itibarsızlaştırma amacı güttüğünü dile getirdi.

Polat’ın yazısından öne çıkan bölümler şöyle:

“Osman Kavala’nın iddianamesinin tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen hazırlanmamış olması tartışılırken, çağrılsa her birinin gideceği bilinen bilim insanlarının sabaha karşı evleri basılarak gözaltına alınmaları ve operasyonun Osman Kavala soruşturmasıyla açıklanması bitmeyen bir korku ikliminin güne dair pratiği olarak karşımızda. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün yayımladığı basın bilgi notunda gözaltına alınanlar, “Osman Kavala ile hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmekle” suçlanırken, “Gezi Parkı olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırma” amacından söz ediliyor.”

Gezi’nin 2013 yılında yaşandığını, dolayısıyla iddianın inandırıcılıktan uzak olduğunu ima eden Polat, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın ‘tersine beyin göçü programı’ ifadesini hatırlatarak yazısına şöyle devam ediyor:

“Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın, ‘Tersine beyin göçü’ programıyla Türkiye’ye gelecek araştırmacılara 1 milyon liralık başlangıç ödeneği ve aylık 24 bin lira burs verileceğini açıklamasının ardından, ülke üniversitelerinde kalarak bilim üretmeye devam etmeye çalışan, alanının seçkin bilim insanlarının bu biçimde gözaltına alınması bir Türkiye klasiği.

Aslında bakıldığında beş yıl öncesine ait Gezi sürecine sık sık atıf yapılarak atılan bu adımlar, daha çok bugüne ve geleceğe dair mesajlar içeriyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Gülen Cemaati ile de ilgisi olmadığı bilinen pek çok dernek ve ‘sivil toplum örgütü’ KHK ile kapatılırken, iktidarın çeşitli ihlal pratiklerine dair önemli raporlar hazırlayan insan hakları kurumlarının temsilcileri operasyonların hedefi oldu. Uluslararası Af Örgütü’ne baskı ve ardından insan hakları kurumlarının temsilcilerinin bir toplantı halinde bulundukları sırada gerçekleşen ‘Büyükada’ baskını. O zaman iktidar medyasında atılan manşetlerle üretilen düşmanlaştırma senaryoları hatırlansın. Sonuçta insan hakları örgütü temsilcileri serbest kaldılar ama geriye de, onlara ve onların şahsında iktidarın çeşitli alanlardaki ihlallerine odaklanan insan hakları kurumları ile daha geniş bir kesime ilişkin ‘gözümüz sürekli üzerinizde’ mesajı kaldı.”


Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz