Gergerlioğlu: ‘Kaçırılma olaylarını devlet içinde bir birim mi yapıyor, bakanlık araştırmalı’

Türkiye, 1990'lı yıllarda görülen insan kaçırma olaylarını yeniden yaşıyor. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yeniden görülmeye başlayan insan kaçırma vakalarının son örneği İstanbul’da yaşandı. 

İstanbul Başakşehir’de iş yerine giderken zorla bir araca bindirilerek kaçırıldığına ilişkin görüntü kayıtları ortaya çıkan ve kendisinden haber alınamayan Gökhan Güneş, altı gün sonra gözleri bağlı bir şekilde Başakşehir'de bırakıldı.

Kaçıranların kendilerini, "Biz bilinmeyenleriz" olarak tanıttığını ifade eden Güneş, nereye götürüldüğünü bilmediğini ve kendisine elektrikli işkence yapıldığını söyledi. Güneş, “Bazı anlarda ‘mezar’ dedikleri bir bölüm var. Tehdit ve teklifler ile çıkabiliyorsunuz. Bu süre böyle geçti. ‘Bizimle çalışır mısın’ gibi teklifleri oldu. Benim onlara ‘Herhalde istihbaratçısınız’ sözlerim üzerine ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demediler. ‘Biz görünmeyenleriz’ şeklinde söylemleri oldu hep” diye yaşadıklarını anlattı.

Türkiye’deki kaçırılma olaylarını yakından takip eden İnsan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hak ve Hukuk’ta Gökhan Güneş’in kaçırılması vakasını değerlendirdi.

Gergerlioğlu’nun anlatımları şöyle:

“Türkiye’de çok garip olaylar oluyor. İnsanlar kaçırılıyor, işkenceye uğruyor, bir yerlere bırakılıyor. Resmi görevliler bu konuda hiçbir açıklama yapmıyor. Kaçırılanların hemen hepsi Ankara’da MİT mensupları için kurulan 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Bu kaçırılma olayları devam ediyor. Şu ana kadar 32 kaçırılma olayı oldu. Kürt bölgelerinde günlük olarak insanların gayri resmi bir şekilde gözaltına alınıp, tehdit edildiği ve ajanlaştırılmaya çalışıldığı yönünde çok şikâyet geliyor.

Uzun süreli olarak bildiğimiz Gökhan Güneş’le beraber 32 kaçırılma vakası oldu. Şehrin işlek yerlerinde alınıyorlar, götürülüyorlar. Etraftaki kameralardan kaçırılan kişilerin çoğunlukla siyah transporterlarla götürüldüğünü görüyorsunuz. Daha sonra MOBESE kameralarıyla incelensin diye müracaat ediyorsunuz, emniyet bu konuda işlem yapmıyor. HTS kayıt incelemeleri, olay yeri incelemeleri yapılmıyor. Ulusal mekanizmalar devreye girmiyor.

Daha sonra yeni insanlar kaçırılıyor. 29 Aralık’ta Ankara’da Hüseyin Galip Küçüközyiğit kaçırıldı. Bir ay oldu ama bu kişi bulunmuyor.

20 Ocak’ta Gökhan Güneş kaçırıldı. Altı gün boyunca arkadaşları valilik önünde eylem yaptı, sosyal medyadan seslerini duyurdu, her gün açıklama yaptılar. Sonunda belli ki birileri rahatsız oldu ve Gökhan Güneş serbest bırakıldı.

Önceki kaçırılma vakalarında da bu şekilde eylemler yapılsa bu kadar uzun sürmez, bu kadar hasır altı edilmeyebilirdi belki.

Herkes insanların kimliğine baktığı için sahiplenme olayı kimliğe göre oluyor. Her kesimden insan kaçırılıyor, herkes kendi kesimindekilere sahip çıkıyor ve kaçırılma olayları da devam ediyor. Herkesin burada özeleştiri yapması gerekiyor.

Gökhan Güneş kaçırıldığında sol camia ayağa kalkacaksa, Hüseyin Galip Küçüközyiğit kaçırıldığında sağ camia, KHK’lılar ayağa kalkacaksa bu kaçırılma olayları bitmez.

Gökhan Güneş gözleri bağlı bir şekilde ortaya çıktı. İnsan Hakları Derneği’nde dehşet verici açıklamalar yaptı. Gece gündüz yoğun işkenceye uğramış.

Bu tablo önceki kaçırılma olaylarıyla aynı.

Daha önce kaçırılanların bir kısmı garip bir şekilde emniyette ortaya çıktı. İşkence görenlerin mahkemeleri kapalı duruşmaya çevrildi.

İçişleri Bakanlığı’na soru önergesi verdik ama yanıt alamadık. Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu cevap vermiyor.

İnsanlar yakınları bulunursa seviniyor ama yakınları bulunmayanlar da var.

Yusuf Bilge Tunç’tan 540 gündür haber alınamıyor.

Kim yapıyor bunları? MİT mi yapıyor, gizli polis mi yapıyor, ne olduğu belli değil. Ama bu kaçırılanların hepsi Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Bu mahkemeler MİT’le ilgili suçlara bakmak için kurulan mahkeme. Bu kaçırma olaylarında herhangi bir araştırma yapılmıyor. Bir hukuk devletinde kaçırılma gibi bir suçun olmaması gerekiyor. 

Ülke tamamen raydan çıkmış durumda. Yüksek yargı kuruluşlarına bile anayasanın ruhunu çiğneyerek atanan üyeler görüyoruz. İrfan Fidan’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan, Yargıtay’a, oradan da zıplayarak Anayasa Mahkemesi’ne seçilmesi hiçbir teamüle uymayan bir uygulamaydı. Bunun olduğu bir ülkede insan da kaçırılır.

Bu insanları mafya mı, haydutlar mı kaçırıyor, İçişleri Bakanlığı araştıracak. devlet içinde bir birim mi kaçırıyor yine İçişleri Bakanlığı araştıracak. Maalesef bunlar araştırılmıyor, belirsizlik içinde kalıyor.”