Siyasette kartlar yeniden dağıtılırken Hakan Fidan ne yapacak?

Türk siyasetinde şartlar, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin doğduğu 2001 yılını andırıyor. Ekonomik çöküş, içinden bölünen iktidar, koalisyon ortağı MHP ve sahneye çıkan yeni liderler…

Bir yandan; üst üste iki seçimle sağ ve Kürt seçmenin elinin alıştığı, CHP’li kalıbını kırmış bir lider olarak Ekrem İmamoğlu ilerliyor. 

Ekonomik çöküşün yelkenini doldurduğu Ali Babacan, merkez sağ seçmenin nabzını iyi bilen ağabey siyasetçilerin desteğiyle bir koalisyon oluşturmuş durumda. AKP’den koparacağı parça her saniye büyüyor. 

Kurumsal karşılığını henüz bulamamış Ahmet Davutoğlu hareketi ise etkinliğini ‘bir yıpratıcı’ olarak artırıyor. 

Siyasette kartların dağıtıldığı günler yeniden gelirken, siyasi hedefi olduğunu öteden beri gizlemeyen Hakan Fidan’ın nerede duracağı ya da kimden yana pozisyon alacağı oldukça önemli.  

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde Fidan’ın başında bulunduğu kurum, devletin merkezine yerleştirilmiş durumda. 

Müslüman Kardeşler, Erdoğan’ın da aidiyet hissettiği İslamcılığın dünyadaki en önemli temsilcisi. On yıllar süren mücadelenin ardından Muhammed Mursi’yi devlet başkanlığı koltuğuna oturttular. Devlet yapılanmasının merkezinde ordu yer alıyordu ve Mursi, en güvendiği general Abdulfettah el Sisi’yi Genelkurmay Başkanı olarak atadı. Dramatik biçimde kendi atadığı genelkurmay başkanı tarafından devrildi.

Mısır tecrübesi Hakan Fidan için de Erdoğan için de oldukça önemli. Mursi iktidara geldiği andan son güne kadar Fidan ve ekibinin danışmanlığında ilerledi. Askerlerin istifa etmesi için verdiği 48 saatlik sürede istifa etmemesi ve darbeden sonra meydanlardaki direniş fikirlerini AKP’den aldı. Strateji, Mısır’da işe yaramadığı gibi idamlara giden sürecin önünü açtı. Mısır tecrübesinin geliştirilerek 15 Temmuz’da uygulandığı uzun zamandır tartışılıyor. 

Türkiye’de artık devletin merkezindeki kurum Ordu değil, Milli İstihbarat Teşkilatı. Başında ise Erdoğan’ın ‘sır küpüm’ dediği kişi oturuyor. Siyasette kartlar yeniden dağıtılırken Fidan’ın kendisini ve daha önemlisi MİT’i nerede konumlandıracağı oldukça önemli. Bunu anlayabilmek için Fidan’ın hep kazanandan yana olan geçmişine bakmak gerekiyor. 

Astsubay olarak çalıştığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden istifa ettikten sonra akademik kariyer yapan Hakan Fidan’ı,  Tayyip Erdoğan’la tanıştıran isim Beşir Atalay olarak biliniyor. Ahmet Sever’e göre Fidan’ı keşfeden kişi Abdullah Gül. 

Erdoğan tarafından özel bir statüye oturtulmasını sağlayan ise 2003 yılında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’na (TİKA) getirildikten sonraki performansı. TİKA bu dönemde sahip olduğu imkanları Balkanlar’da azınlık partileri üzerinden siyaseti şekillendirmek; Kafkasya, Orta Asya ve Afrika’da yapılan yatırımları Erdoğan lehine lobi oluşturmak için kullandı. Fidan TİKA’yı ‘soft power’ olarak niteliyordu ve bir çeşit istihbarat kurumu gibi yönetiyordu. Müstakbel MİT Müsteşarlığı fikri de bu sebeple filizlendi. 

Fidan’ın MİT Müsteşarlığı’na atandığı 2010 yılı, Türk dış politikasında Davutoğlu etkisinin arttığı, Neo Osmanlıcı dönemin başladığı yıllardı. O yıl, Türkiye ve Çin orduları iki defa ortak tatbikat yaptılar. Amerika Birleşik Devletleri, şu anki S-400 krizine benzer biçimde askeri sır uyarısı yapınca tatbikatta F-16’lar yerine eski teknoloji F-4 savaş uçakları kullanıldı. Türkiye ile NATO arasındaki bu ilk ayrışmada Hakan Fidan’ın isminin altı ‘planlayıcı’ olarak çizildi. 

Fidan’ı devletin beyni noktasına iten gelişme ise 7 Şubat 2012’de yaşandı. Sonradan Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanacak savcılarca ifadeye çağrılması, Hakan Fidan’ı ve MİT’i tarihinin en güçlü pozisyonuna getirecek yasal düzenlemelerin önünü açtı. 

Erdoğan, Fidan’ı koruma altına almak için MİT Yasası’nda peş peşe değişiklikler yaptı. MİT çalışanları dokunulmaz hale getirildi. 

Aynı günlerde Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye’nin en büyük dinleme üssü Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı (GES), MİT’e devredildi. GES ya da diğer adıyla Bayrak Garnizonu, 12 Eylül darbesinin tüm planlama ve muhabere işlemlerini yürütüldüğü yerdi.

Yasal dokunulmazlık ve Türkiye’nin yakın coğrafyasında dinleme yapabilecek imkânlara birlikte sahip olan MİT’in bütçesi de, adım adım artırıldı. Fidan göreve geldiğinde MİT’in 410 milyon dolar olan bütçesi, birkaç yıl içinde 1 milyar doların üzerine çıkartıldı. Özellikle kurum içerisindeki Özel Faaliyetler Başkanlığı, Suriye iç savaşında etkin rol üstlendi ve bütçenin büyük bölümünü kullandı. 

İstihbaratın tek elde toplanması gerektiğini gazetelerin Ankara temsilcileriyle 2012 başında yaptığı toplantıda açıkça dile getiren ve bunun için Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’nun oluşturulduğunu söyleyen Fidan, ‘Muhaberat Devleti’ kurmaya çalışmakla eleştirildi. 

Fidan’ın istediği düzenleme 15 Temmuz’dan sonra gerçekleşti ve 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile MİT, Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Müşterek İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) kuruldu ve fiilen polis ve askeri istihbarat Hakan Fidan’a bağlandı. MİT’e tarihte ilk kez TSK içerisinde istihbarat toplama yetkisi verildi. 

TİKA Başkanlığı sırasında gazetelerin Ankara temsilcileriyle sıkı ilişkiler kuran Hakan Fidan, MİT Müsteşarı olduktan sonra ‘hayırlı olsun’ ziyaretine gelen gazetecilere söylediği şeylerden akılda kalan iki cümle var. 

“Paralel bir örgütlenmeye devlet içinde izin vermemek ana görevimiz.”

“MİT’te beş yıl kalacağım sonra siyasi bir görev alacağım.”

Fidan’ın ‘paralel örgütlenme’ olarak kastettiği Gülen Cemaati’ne yönelik stratejik planında başarılı olduğu açık. MİT’in oluşturduğu listeler çerçevesinde kamudan 150 bine yakın ihraç gerçekleşti. Gülen Cemaati çerçevesinde yargıya konu edilen kişi sayısı ise 550 bin. 

Siyasetle ilgili planı ise Erdoğan nedeniyle sekteye uğradı. Fidan, dediği gibi beş yılın sonunda, 2015 yılı başında milletvekili olmak için MİT Müsteşarlığı’ndan istifa etti. Davutoğlu’nun büyük sevinçle açıkladığı Fidan’ın milletvekili adaylığı, Tayyip Erdoğan’ın sert müdahalesiyle karşılaştı. Fidan istifasını kısa sürede çekip MİT Müsteşarlığı’na dönerken, Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki kırılmayı da hızlandırdı.

Erdoğan kendine halef olarak Davutoğlu’nu seçip, parti genel başkanlığı ve başbakanlık koltuğunu devretmiş olsa da, bunun o an için anketlerin getirdiği bir mecburi seçim olduğunu en iyi bilen kurumların başında MİT geliyordu. Tıpkı Erdoğan’ın Davutoğlu’nu ilk fırsatta değiştireceğinin bilindiği gibi. 

Fidan’ın milletvekilliği ve ardından kabineye Dışişleri Bakanı olarak girmek istemesindeki acelesi bu yüzdendi. Davutoğlu’ndan sonraki Başbakan olmak istiyordu. Oysa Erdoğan yönteminde bürokraside güçlü isimlere yer vardı ancak siyasi pozisyonlar için bu tolerans geçerli değildi. 

Fidan beş yıl için geldiği teşkilatta, siyasi planlarını ertelemek durumunda kaldı ve Mustafa Kemal Atatürk’ün istihbaratın başına oturttuğu Şükrü Ali Öğel’den sonra en uzun süre bu koltukta oturan isim oldu. 

Öğel’in 15 yıllık rekorunu aşıp aşmayacağı siyasette kartlar yeniden dağıtılırken alacağı pozisyona bağlı. Fidan’ın Abdullah Gül’le de sıkı ilişkileri olduğu biliniyor. Gül, 7 Şubat krizinde Fidan’a “İfade vermeye gitme” diyen ilk isimdi ve MİT’e olağanüstü yetkiler veren yasaların hepsini cumhurbaşkanıyken sektirmeden onayladı.

15 Temmuz sürecinde içinde bulunduğu durumlar, açıklayamadığı bağlantılar, tanık/şikâyetçi sıfatıyla ifade vermeyi dahi kabul etmemesi nedeniyle Fidan’ın kendisini korumasız bırakacak biçimde istifa edip Babacan&Gül saflarında yer almasını beklemek oldukça zor. 

Ancak asıl merak edilen; Fidan’ın teşkilatın imkânlarını siyaset sahnesi kızıştığında kimden yana kullanacağında. 

İstihbaratı tek elde toplamış, bu yönüyle Ortadoğu’daki Muhaberat teşkilatlarını andıran yapısıyla MİT’in, Erdoğan’a ya da Gül’e ne kadar enformasyon sağlayacağı ya da sağlamayacağı oldukça önemli. 

Fidan’ı Erdoğan’la tanıştıran Beşir Atalay ve keşfeden kişi Abdullah Gül şu an Ali Babacan’la aynı masada. Kefenin diğer tarafında ise Erdoğan tarafından bahşedilmiş ‘sır küplüğü’ var. 

Fidan’ın kaderiyse bir kez daha kazanını doğru tahmin edip edemeyeceğine bağlı…


 © Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.