Ara 12 2017

'Aklınızı, vicdanınızı peynir ekmekle mi yediniz?'


15 Temmuz darbe girişimi üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçti. OHAL’le birlikte bugüne kadar 168 bin 801 kişi hakkında adli işlem yapıldı, 50 binin üzerinde de tutuklu var.

Bunlar Adalet Bakanlığının resmi verileri. Tutuklama ve gözaltı dalgası ilk günkü hızda olmasa da düzenli bir şekilde devam ediyor. 

Oya Baydar da, T24’teki yazısının başlığında bu hak ihlalleri ve talep edilen ceza miktarlarıyla ilgili “Ya sayı saymayı bilmiyorsunuz ya da hiç dayak yememişsiniz” deyimini kullanıyor ve şöyle diyor:

16 Temmuz sonrası sürüp giden davalarda savcıların istedikleri, yargıçların verdikleri cezaları duyup okudukça; Kürt sorununa tek çözüm ve zafer olarak yansıtılan “ölü ele geçirilenler” sayılarına baktıkça; OHAL döneminde işlerinden atılanların, hapishanelere tıkılanların, iddianame bile hazırlanmadan bir yılı aşkın süredir içerde yatırılanların, tutuklu gazeteci, siyasetçi, yerel yöneticilerin sayısını ve istenen cezaları hesapladıkça, ‘Beyler! Sayı saymayı mı bilmiyorsunuz, aklınızı, vicdanınızı, izanınızı peynir ekmekle mi yediniz?’ demekten kendimi alamıyorum.

Geçen hafta HDP’nin 1 yıldır tutuklu bulunan eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ile milletvekilliği düşürülen eski eş genel başkanı Figen Yüksekdağ’ın yargılamaları oldu.

250 ila 300 yıl arasında hapisleri isteniyor eş genel başkanların. Dün de yargılandıkları davada, yazar Ahmet Altan, akademisyen kardeşi Mehmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak'a ağırlaştırılmış müebbet istendi.

Bunları hatırlatıyor Baydar ve ekliyor:

Ömrüne üç buçuk darbe/müdahale sığdırmış, çok defa yargılanmış, asker-sivil çok sayıda yargıç, savcı tanımış biri olarak gerçekten merak ediyorum: Bu cehalet ancak böyle tahsil ile; böylesine taraflılık, bağımlılık da ancak vicdansızlık ile mümkündür, diyorum kendi kendime.

Hapishanelerinde yer kalmadığından yüzlerce yeni cezaevinin yapımının gündemde olduğu, suçsuz insanların onlarca, yüzlerce yıl hapis istemiyle veya kararıyla içerlerde yattığı, onbinlerce insanın bir yalan ihbar, bir şüphe, bir imza yüzünden mesleklerinden atıldıkları, işsizliğe, açlığa mahkûm edildiği, bizzat Erdoğan’ın mahkemelerden önce hüküm kestiği, her satırımızı yazarken bugün beni de alırlar mı içeri diye düşündüğümüz, OHAL bahanesiyle bütün hak ve özgürlüklere kısıtlama, yasak, ceza getirildiği bir ülkede söylendi bu sözler. Artık Erdoğan’ın sözlerine şaşırmıyorum ama acaba aynı ülkede, aynı yerde mi yaşıyoruz, yoksa paralel dünyalarda mıyız, diye sürekli soruyorum kendime.

Baydar, AKP lideri Erdoğan’ın, insan hakları haftası münasebetiyle sarf ettiği “Türkiye bugün hak ve özgürlüklerde hiç olmadığı kadar rahat” sözlerinden dem vuruyor ve şu cümleleri sıralıyor:

İşte o zaman başa dönüyorum: Yargıçlar, savcılar ve de muktedirler! Bir insanın ömründen, değil sonsuzluğa kadar (müebbed) birkaç dakika bile çalmanın bedelinin ne olduğunu, bir insanı işsiz, mesleksiz, aç bırakmanın ne olduğunu, bir insanı neden suçlandığını bile bilmeden aylarca, yıllarca zindanda tutmanın ne olduğunu; ve de hak ve özgürlüklerin ne olduğunu ya bilmiyorsunuz, ya da acısını hiç çekmemiş, bedelini hiç ödememiş, hiç dayak yememişsiniz. İktidarın başı ve sizler bu dönemde hiç olmadığınız kadar rahatsınız belki ama bizler; bu ülkenin hak, adalet, özgürlük talep eden suçsuz günahsız insanları rahat değiliz.

Korku, kula biat, muktedire teslimiyet ahlâkı da vicdanı da karartır, yok eder. Ve eninde sonunda iktidarlar, muktedirler değişir,  sizler de ahlâkınızdan, vicdanınızdan, kişiliğinizden olduğunuzla kalırsınız.”