Foreign Policy: Trump, Halkbank davasını dostu Erdoğan’a iyilik yapmak için kullandı

1 Mart'ta New York'taki bir ABD Bölge Mahkemesi, şimdiye kadarki en büyük yaptırımlardan kaçma planı olduğu iddia edilen davaya başlıyor. Davanın savcıları, 20 milyar dolarlık planın, Halkbank tarafından üst düzey Türklerle işbirliği içinde gerçekleştirildiğini, Türk hükümet yetkililerinin İran'ın ABD'nin ekonomik yaptırımlarından kaçmasına yardımcı olduğunu öne sürüyor. Mahkemede Halkbank’ın suçlu bulunması durumunda ABD finans sisteminin dışında kalacağı, bunun da Türk ekonomisinin halihazırdaki çalkantılı durumunu daha da kötüleştirebileceği belirtiliyor.

Konuyla ilgili olarak Foreign Policy dergisinde Kelly Bjorklund imzasıyla yayınlanan makalede, bu tür bir sonucun aynı zamanda Türk siyaseti üzerinde artçı şoklar meydana getirebileceği, tüm bu plan için siyasi düşmanlarını suçlamaya çalışan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yıkıcı olabileceğinin altı çiziliyor.

Yazıda, ABD’deki davanın başlamasından sonraki dört yıldan fazla süre içinde Trump Beyaz Sarayı’nın, defalarca Halkbank'ı İran'a yardım etme rolünden dolayı herhangi bir ceza ödemekten korumaya çalıştığı, bunun için de davayla ilgilenen bir çift federal savcıyı kovduğu, üst düzey kabine yetkililerinden Adalet Bakanlığı'na davayı düşürmesi için baskı yapmalarını istediği belirtiliyor.

Akıllara, “ABD Başkanı Donald Trump - ekonomisini boğmak için "azami baskı" kampanyası olarak nitelendirdiği eylem de dahil olmak üzere, İran'a karşı katı bir duruş sergilerken - neden İran'ın en büyük yardımcılarından birini bu yaptırımlardan kaçmak için defalarca korumaya çalışsın?” sorusunun geldiğini aktaran dergi, basit olarak adlandırdığı cevabı ise şu şekilde veriyor: “Görünüşe göre Trump, bankaya yöneltilen suçlamaları ya da bunların İran'la nasıl bir ilişki içinde olduğunu asla anlamadı - ve sadece güçlü arkadaşı Erdoğan için bir iyilik yapmak istedi”

Yazıda davayı başkana açıklamaya çalışan Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın, “Halkbank'ın neden soruşturulduğu söylenmiş olmasına rağmen, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını ihlal ettiği ve ardından ihlaller hakkında yalan söyleyerek mali dolandırıcılık yaptığı konusunu tam olarak takdir ettiğinden emin değilim. Trump'ın temeldeki suçlamaların mahiyetini tam olarak içselleştirdiğini sanmıyorum" şeklindeki sözlerine de yer veriliyor.

Trump'ın otoriter liderlere olan hayranlığı ve dış politikaya kişiselleştirilmiş yaklaşımının da durumla ilgili olduğunu öne süren Bolton, dergiye verdiği röportajda, "Bence Trump, [Çin Devlet Başkanı] Xi [Jinping], [Rusya Devlet Başkanı Vladimir] Putin ve Erdoğan'ın hesap vermeden kendi ülkelerinde bazı şeyler yapabildiklerini gördü, büyük jestler yaparken normal prosedürlerin unutulabileceğini düşündü” diyor.

Savcıların, tarihin en büyük yaptırımlardan kaçma çabası olarak tanımladığı planın, olayın kalbindeki kişi olan İran asıllı Türk vatandaşı altın tüccarı Rıza Zarrab'ın ifadesine göre, dönemin başbakanı Erdoğan tarafından üzerine 2012 sonlarında başladığını aktaran dergi, “Plan, İran'ın petrol ve gaz ihracatının altına çevrilmesiydi, bu şekilde ABD yaptırımlarıyla ulaşılması zor olan ihtiyaçlar alınabiliyordu” diyor. Dergiye göre Amerikalı yeltikilerin uyarılarına rağmen banka yöneticileri ve Zarrab, ABD yaptırımlarını ihlal etmeye devam etti.

Türk kolluk kuvvetleri tarafından 2013 sonlarında düzenlenen bir baskının ardından, bu faaliyetlerine son veren bankanın kısa süre sonra tekrar faaliyete geçtiğine değinilen yazıda ABD’deki iddianameden şu ifadelere yer veriliyor: “Zarrab, 2014 yılında kendisi ve diğer sanıkların serbest bırakılması ve davanın reddedilmesini sağlamak için rüşvet ödedi. Ardından, yaptırımlardan kaçınma planını yeniden başlatmak için Halkbank'a başvurdu. (Zarrab) Erdoğan ve ortakları "Halkbank'a programa devam etme talimatı verdi ve Halkbank da kabul etti" dedi.”

Planın, Zarrab’ın Disney World'e bir gezi yapmaya karar vermesine kadar devam ettiği, Mart 2016'da Miami'de tutuklanmasıyla birlikte planın sona erdiğini yazan dergi, aynı yıl ve daha sonraki yıllarda Türk hükümetinin, dönemin Başkan Yardımcısı Joe Biden'ı da sıkıştırarak ABD yetkililerine davayı düşürmeleri için baskı yapmaya başladığı, Erdoğan’ın da  dönemin başkanı Barack Obama'ya müdahale etmesini sağlamaya çalıştığı ancak hem Biden ve hem de Obama’nın bunu açıkça reddettiğı ifade ediliyor.

Trump'ın göreve başlamasından sonra Şubat 2017'de Beyaz Saray danışmanı ve daha sonra başkanın kişisel avukatı olan Rudy Giuliani ve Zarrab'ı temsil etmeye başlayan George W. Bush'un eski başsavcısı Michael Mukasey’in, davayı Erdoğan'la görüşmek için Türkiye'ye uçtuğunu yazan dergi Mart 2017'de, Halkbank davasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcısı Preet Bharara’nın, Trump'ın önceden vereceği garantiye rağmen kovulduğunu, ancak davanın devam ettiğini aktarıyor.

Trump’ın 2017'nin sonlarında, dönemin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ı, Zarrab aleyhindeki davayı düşürmesi için Adalet Bakanlığı'na baskı yapmaya çalıştığını, ancak Tillerson’ın bunun yasadışı müdahale olduğunu düşünerek Trump'ın çabalarına itiraz ettiğini de yazan dergi Tillerson’ın, "Trump'ın Halkbank davasının büyüklüğünü anladığından gerçekten emin olmadığını" söylediğini aktarıyor.

Giuliani ve Mukasey’in, olaya müdahale etmesi için Tillerson'a baskı yapmaya devam ettiğini, ancak onlara da direnen Tillerson’un, “Burada yanlış kapı çalıyorsunuz, çünkü bunu yapmak için hükümette tavsiyelerde bulunacak bir devlet kapısı bulamayacaksınız" dediğini yazan dergi, Tillerson’ın dönemin Başsavcısı Jeff Sessions'ı da Trump'tan gelebilecek benzer bir baskı konusunda uyardığı, Sessions’ın da Trump'a "davayı bırakamayız" sözleriyle direndiği belirtiliyor.

Türkiye ve Washington'da tuttuğu lobicilerin Halkbank soruşturmasını ortadan kaldırması için Trump yönetiminden yetkilileri ikna etmeye çalıştığının altını çizen dergi Trump’ın Sessions’ın halefleri, eski vekil Başsavcı Matthew Whitaker ve eski Başsavcı William Barr’I, Zarrab, Attila ve banka aleyhindeki davaları düşürmeye çalışmaları için görevlendirdiğini, Barr’ın bankanın suçlamalardan kaçınacağı bir anlaşmayı müzakere etme çabalarına öncülük ettiği belirtiliyor.

Dergiye göre Trump 1 Aralık 2018’de, Arjantin’in başkenti Buenos Aires'teki G-20 toplantısında Erdoğan’la görüştükten sonra davaya bizzat müdahil olmaya başladı.

Konuyla ilgili olarak Bolton son kitabında Trump'ın Erdoğan'a “işlerin icabına bakacağını” söylediğini yazmıştı. Bolton aynı kitapta, Erdoğan'ın Trump'a Halkbank'ı temsil eden King & Spalding'den bir not sunduğunu, Trump’ın sayfaları hızla karıştırdıktan sonra Halkbank'ın masum olduğuna inandığını söylediğini de öne sürmüştü.

Bolton Foreign Policy’ye verdiği röportajda, “Size Trump'ın sayfaları okumadığını söyleyebilirim. Kelimenin tam anlamıyla sayfaları çevirdi. Bu bir tür, “Ben büyük bir adamım, gazeteleri okumama gerek yok, onun sözüne güveneceğim, çok ikna edici görünüyor" duruşunun parçasıydı. Gerçekten çok etkileyiciydi. Ama Erdoğan üzerinde istediği etkiyi yarattı" diyor.

İki hafta sonra liderlerin telefonda konuştuğu ve Bolton'a göre Trump’ın, Türk mevkidaşına “Halkbank ile ilgili bir karara çok yaklaşıyoruz” dediğini yazan dergi, Nisan 2019'da Trump’ın Erdoğan'a Barr ve Hazine Bakanı Steven Mnuchin'i konuyla ilgilenmesi için görevlendirdiğini söylediğini da aktarıyor.

O ay Oval Ofis toplantısında Trump, damadı Jared Kushner ve Mnuchin’in, iddianameye göre Halkbank davasının içinde yer alan Erdoğan'ın damadı ve dönemin Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile bir araya geldiğini yazan dergi Mnuchin’in 2017 ve 2019 yılları arasında üst düzey Türk liderleriyle altı ek görüşme yaptığını, bu çabanın Trump'ın New York'un bir başka Güney Bölgesi savcısı olan Geoffrey Berman'ın kovulmasını emrettiği 2020 yılına kadar da devam ettiğine vurgu yapıyor.

Bolton’ın kitabında, Trump'ın sevdiği diktatörlere kişisel iyilik yapma eğilimine dikkat çektiğini yazan dergi ancak Halkbank davasında, bir otokrat için iyilik yapmanın ABD çıkarlarıyla ve ABD yasalarıyla doğrudan bir çatışma anlamına geldiğinin altını çiziyor.