Söz konusu vatansa Halkbank da görmezden gelinir, Mısır da...

Türkiye hafızanın olmadığı bir toplum. Ezberletilmiş klişeler üzerinden yola devam eden toplum… “Türk’ün Türkten başka dostu yoktur”, “Benim ecdadım soykırım yapmaz” benzeri üç-beş sözcükle bütün tarihi açıkladığı sanan ama her şeyi yalan üzerine kurulu bir toplum düzenine sahip. 

Bu düzen hep böyleydi ama AKP ve Erdoğan ile zirve yaptı. Bu ülke Boğaz’da lüks bir yalıda oturan Tansu Çiller’in bir anda muhafazakâr-milliyetçi bir kadına dönüşümünü gördü, gençler sokakta patır patır öldürülürken Süleyman Demirel’in “Bana milliyetçiler adam öldürüyor” dedirtemezsiniz demesine tanıklık etti.

Bu ülke 16 Mart 1977 İstanbul Üniversitesi katliamını da, 1 Mayıs katliamını da bir anlık panik ve şaşkınlığın ardından unuttu, hafızasından sildi. Tıpkı Ankara Gar Katliamı’nı, Reyhanlı katliamını unuttuğu gibi. Aslında faillerin kim olduğunun, dökülen kanın kimin işine yaradığının bal gibi farkında, ama söz konusu devletse, insan hayatı bile teferruattır bu topraklarda.

Sözü Reza Zarrab'a getireceğim… Ülkenin bir numaralı gündemiydi bu genç adam. Şarkıcı eşi, AKP’li bakanlarla yakın ilişkisi, deli gibi para harcayan tavrıyla magazin gündemindeydi İran asıllı iş adamı.

Erdoğan’ın deyimiyle bu “hayırsever iş adamı”nın Türkiye ve İran hükümetlerinin ortaklaşa düzenlediği bir kara para aklama operasyonun tam merkezinde olduğu ortaya çıktı.

Milyarca dolarlık bir operasyondan söz ediyoruz, ucu bakanlara, devletin en zirvesine uzanan. Kıyamet koptu, yalan diyemedikleri için “darbe girişimi” dediler, olayı kapattık sandılar. Ta ki, Zarrab Amerika’da tutuklanana kadar. Zarrab’ın tutuklanmasının Ankara’da nasıl bir depreme yol açtığını anlamak için Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Başdanışmanı John Bolton’ın kitabını okumak gerekiyor.

Zarrab’ın FBI’ın eline düşüp itirafçı olması Ankara’da inanılmaz bir paniğe yol açmış. Bu sadece Halkbank üzerinden Türkiye’ye verilecek para cezası ile ilgili değil elbette. Erdoğan’ın Trump’la mesaisinin önemli bölümünü Halkbank dosyasının kapatılması üzerine kurduğunu bu kitapta görüyorsunuz.

Müslüman karşıtı, dünyadan bir haber Trump neden bu davaya sahip çıktı ve işi sonunda davaya bakan bölge savcısını görevden almaya kadar götürdü. Burada üç damadın devreye girdiği anlaşılıyor. Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, Trump’ın damadı Jared Kushner ve Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ.

Aile ile sıkıntıları nedeniyle medyadan uzaklaştırılıp o dönem Mecidiyeköy’deki Trump Towers inşaatıyla ilgilenmek Yalçındağ’ın hayatının dönüm noktası olmuş belli ki…

Seçim gecesi Trump’ı Erdoğan’la telefonla görüştürmeyi başaran Yalçındağ, sonradan ilişkileri daha da derinleştirmiş anlaşılan. İş, Trump’ın Erdoğan’ın avukatlığına soyunmasına kadar varmış.

Burada önemli bir kırılma noktası da marifetleri ortaya çıkınca ortadan kaybolmayı tercih eden Trump’ın kişisel avukatı Rudy Guiliani’nin gizli tutulmaya çalışılan Ankara Saray ziyareti olmuş.

Benzerine filmlerde rastlasak bu kadar da olmaz diyeceğimiz kirli ve karanlık ilişkiler ağı var karşımızda. Korona’nın ardından ırkçılık karşıtı gösterilerle sarsılan Trump’a bir darbeyi de bu kitap vurdu ve vurmaya devam edecek. Özellikle Erdoğan ile ilişkilerinin gölgesi hep tepesinde olacak.

Amerika’da bu kitap üzerinden kıyamet koparken, kitabın en can alıcı kahramanlarından birini oluşturan Erdoğan’ın ülkesi Türkiye’de tık çıkmadı. Ne kendisine muhalif diyen medya, ne de muhalefet partileri Erdoğan’ın Halkbank davasına ilgisini sorgulama ihtiyacı duydu.

Devletin çıkarları ile kişisel çıkarların birbirine karıştığı bu davada, medya da muhalefet de geleneksel “devletçi” tutumunu sürdürme yolunu seçti. Türkiye halklarının büyük çoğunluğu, başkan babalarının Trump’la mesaisinin tamamını Halkbank davasına adamış olduğunu öğrenemedi, muhalefet de bunu sorgulayıp 17-25 Aralık davasını gündeme getirme yolunu seçmedi.

Tıpkı Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin Türkiye’yi ağır dille suçlayıp Libya’ya müdahaleye hazır olduğunu belirten sözlerini duymadığı gibi. Tobruk Meclisi’nin daveti üzerine Mısır, Libya’ya müdahaleye hazır.

Arap Birliği’ni toplantıya çağıran Mısır’ın Dışişleri Bakanı da Rus meslektaşı ile Libya’daki gelişmeleri ele aldı. Libya’da Amerika’nın ne olduğu belirsiz desteğini alan Ankara’nın yanında Katar var sadece. Karşısında ise Rusya, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Gücü ne olursa olsun Libya’ya sınır komşusu Mısır kadar etkili olma şansı yok. Ya gururundan taviz verecek ya da Mısır’la çatışmayı göze alacak. Mısır ve arkasındaki güçlerle.

Türkiye belki de tarihinin hem ekonomide, hem dış politikada en karanlık günlerine girerken halk olup bitenden habersiz, nerelere sürüklendiğini bilmeden, duymadan yaşıyor.

Yunanistan’la olmasa da Mısır’la bir gerilimin medyası, muhalefeti ile Erdoğan’ın arkasında hizaya girmeye hazır olduğu bir ülke burası. Tam dibi görmeden düzelme şansı yok gibi...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.