Suriye savaşıyla Antakya’da bireysel silahlanma arttı

Sınır şehirlerinin kaderidir ekonominin komşu ülkeye ‘bağlı’ olması. Ticaret olur, akraban gelir gider, bir künefe eşliğinde son bulur özlemler…

Antakya da bu şehirlerden biri. Her din ve inançtan insanın bir arada yaşadığı Antakya, Suriye savaşından ekonomik olduğu kadar sosyal da çok etkilendi. Bireysel silahlanmanın arttığı kentte halk tedirgin.

Antakya denilince akla hemen tarih, kültür, inanç mozaiği, misafirperverlik gibi kelimeler gelirdi. Fakat şimdi bunlara ek kelimeler de geldi. Savaş, Suriye, Suriyeliler ve ekonomik krizi ve IŞİD tehdidi…

En son Afrin’e yönelen TSK harekatı ve Afrin’in yeni konumu nedeniyle de sınır komşusu Antakya’nın dehşetli hayatına yeni detaylar eklendi.

Kent yanı başındaki Suriye savaşından hem ekonomik hem sosyal olarak çok etkilendi. Gezi sürecinde en aktif katılım sağlayan iller arasında yer alan Antakya, bir süredir sinmiş durumda. Halk ekonomik sıkıntısını dile getirmeye dahi çekinir duruma geldi. Bunun yanı sıra IŞİD tehdidinin farkında olan Antakyalıların bir kısmı sorunu bireysel silahlanma ile çözmeye çalışıyor. Son yıllarda Antakya’da silah ruhsatı alımında yüksek bir artış var.

Ekonominin bu kadar canlı olduğu, Türkiye genelinde Ziraat Bankası’nın en büyük döviz rezervine sahip olduğu, yine Türkiye geneli Rusya, Almanya, Romanya gibi ülkelere yaş sebze-meyve ihracatının en çok yapıldığı il olan Antakya; bir zamanlar İstanbul’dan sonra 11 bin civarındaki ikinci TIR filosuna sahipti.

Yedi yıl öncesine kadar İstanbul’un Kapalıçarşısı eşdeğerinde olan Uzunçarşı’ya; alışveriş yapanlar, dışarıdan gelenler, günübirlikçilerle birlikte günlük ortalama 750 bin dolar giriyordu.

Taksicisinden, ev kadınına, otelcisinden, lokantacısına dek herkesin ekmek yediği bir kapıydı Suriye… 7 yıldır savaştan kaynaklı kapının olması, Suudi Arabistan ve Lübnan gibi Arap ülkelerine ticaretin durması, savaş nedeniyle ‘güvenli olamayan şehir’ statüsünde sayılmasından kaynaklı Antakya ekonomisi çok kan kaybetti. Bir dönem Suriye’den getirilen eşyaların satıldığı ve adını da buradan alan Halep Çarşı’nda esnafla görüştük. Hepsinin ağız birliği ettiği bir cümle var:

“Bizim suçumuz neydi?”

30 yıldır Halep Çarşısı’nda esnaflık yapan Tekstilci Şahin Öztürk, savaştan önce ticaretin kalbinin Halep Çarşısı olduğunu belirterek, “Suriyeliler bizden tekstil ürünleri alıyordu. Deri ceket, kot pantolon, kıyafet. Biz de onlardan ayakkabı, çay şeker, kozmetik ürünleri alıyorduk” diye başlıyor konuşmasına.

 

 

7 yıl önceye kadar öğleye kadar elindeki malları sattığını şimdi ise akşama kadar siftah edemeden dükkân kapattığını söyleyen Öztürk, esnafın perişan halde olduğunu dile getiriyor. Kapı açık olduğu dönem ‘bavul ticareti’ denilen yöntemle ev kadınlarına dek herkesin kazandığının altını çizen Öztürk, devamla söyle konuşuyor:

“Suriye’de kozmetik ürünler, çay, şeker uygundu. Ev kadınları günübirlik gidip el çantalarına, bavullarına doldurup getirirlerdi. Burada Halep Çarşısı’nda satarlardı. Günlük 100-150 TL arasında değişen bir ücret kazanırlardı. Yani esnaf, ev kadını hepimiz kazanıyorduk. Şu an ekonomik olarak çöktük, kepenk kapatmak üzereyiz.”

Halep Çarşısı esnafından Plastik Mefruşatçı Sabri Alak da iflasın eşiğine gelenlerden. Türkiye-Suriye ilişkilerinin iyi olduğu, Suriye’de savaşın olmadığı dönem günübirlik ziyaretçilerle dahi kalkındıklarını belirten Alak, “Burası Hatay’ın Lalelisi gibiydi. Ticaretin kalbiydi. İhracat durdu, bavul ticareti yapılamıyor. Satış yapamadan günü bitiriyoruz” şeklinde konuşuyor.

Yayladağı Sınır Kapısı’nın kapalı olmasından en çok etkilenenlerden biri de taksiciler. Savaştan önce ortalama günde 1000 taksinin kapıdan giriş-çıkış yaptığını kaydeden taksici Özkan Toprak, “Buradan gidenler benzin, sigara, alkol, kozmetik, ayakkabı gibi ürünler alırdı. Taksiyle giderler, oradan taksiyle dönerlerdi. Sadece ticari olarak değil insanlar akrabalarını görmeye gelirdi, buradan giderdi. Taksicisi de esnafı da Hataylısı da Suriyelisi de kazanırdı” diyor.

Özkan Toprak da bavul ticaretinin önemli bir ticari kalkınma sağladığına belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bavul ticaretiyle ev kadınları, ek iş yapmak isteyenler, emekli memurlar herkesin günlük kazancı vardı. Şimdi ne esnaf, ne taksici ne ev kadınları kazanıyor. En büyük isteğimiz kapının açılması ve eski ticari hareketliliğe kavuşmak.”

Savaş öncesi Antakya’nın her kesiminden insanın Suriye ile ticari ilişkisinin olduğunu, bu sınır ticaretinin hem Suriyelilere hem Hataylılara gelir sağladığını belirten Emlakçı Mahmut Dablan’ın yaşadıklarına ilişkin görüşleri şöyle:

“Kapının kapalı olması Arap ülkelerine ticareti etkiledi, bavul ticaretini, döviz akışını etkiledi. Eskiden burada Suriye’den getirdiği çayı satan da kazanıyordu, ayakkabı, kot satan esnaf da.”

Ticaretin iyi olduğu, kente döviz akışının olduğu dönem insanların gayrimenkul, ev, parsel alabildiğine vurgu yapan Dablan, kapının kapalı olmasının emlak sektörünü de etkilediğinin altını çiziyor.

Ekonominin düşüşü de yükselmesi de zincirleme ilerliyor. Esnaf , emlakçı, taksici etkilenir de otobüs firmaları etkilenmez mi? Hatay Nur Seyahat Müdürü Hasan Gündüz’e yaptığımız ziyarette savaşın, ulaşım sektörünü de vurduğunu öğreniyoruz.

Cilvegözü Sınır Kapısı’nın uluslararası geçiş kapısı olduğunu belirten Gündüz, “Bu kapı Arabistan, Ürdün, Sudan, Yemen’e kadar açılan bir kapıdır. Biz otobüs firmaları yurt dışı seferleriyle kazanç sağlarız. Savaşla beraber bizim Arap ülkelerine sefer kapımız da kapanmış oldu. Toplumun diğer kesimleri kadar seyahat işletmecileri de etkilendi” diye konuşuyor.

Ekonomik olduğu kadar farklı dil, kültür, inançları bir arada tutan yapısıyla sosyal olarak da çok etkilenen Antakya halkı diken üstünde. Savaşın Antakya’yı sindirdiğini, kendi kabuğuna çektiğini belirten Alevi Kültür Derneği Başkanı Sait Altun, “Çok sayıda IŞİD’li var Antakya’da. Kendi mahallelerini kurdular. Halk çok tedirgin. Olası bir kıvılcımla saldırıların kendilerine olacağının farkında. Bu tedirginlik nedeniyle özellikle Alevi ve Hristiyan mahalleleri Suriyelilere kiralık ev vermiyor. Mahallelerine almıyor” diye anlatıyor.

 

 

Eskiden akşam hava karardığında dahi sokakta rahat yüründüğünü, şimdi insanların sekizden sonra tedirgin olduğunu söyleyen Altun, “Devlet tarafından silahlandırılan bir kesim var. Alevilerin bir kısmı bunun farkında. Olası bir saldırıya karşı bireysel silahlanıyorlar” diyor.

Arap Alevi halkında yaşadığı tedirginlik nedeniyle Suriyelilere karşı bir antipati oluştuğuna dikkat çeken İmam Ali Kültür Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı ise sorunlarına dair şu tespitleri yapıyor:

“Cumhurbaşkanının dışlayıcı bir dil kullanmasının bu antipati ve kutuplaşmada payı büyük. Burada insanlar kutuplaştı. Şimdi Aleviler ayrı Suriyeliler ayrı mahallelerde kalıyor. Sürekli tedirgin durumda olan halk kendisini korumak için silahlanmaya başladı.”

 

 

Bu tedirginliğin üstüne bir de ekonomik krizin eklendiğini söyleyen Kanatlı, “Cilvegözü Sınır Kapısı şu an muhaliflerin elinde ve güvenli bölge değil. Arap Alevi halkının ekonomisi Arap ülkeleri ve Suriye’ye bağlı. Yayladağı Sınır Kapısı kapalı. Diğerinden gidemiyorlar. Akrabalarını göremiyorlar. Savaş, Arap Alevileri hem ekonomik hem sosyal etkiledi” diye konuşuyor.