Esad rejiminin yurt dışındaki muazzam serveti ve Alevilerin geleceği ne olacak?

Suriye yönetici ailesi içindeki -hem Esad hem de Mahluf tarafı da dahil- krizin eğlenceli yönlerinden biri, hukukun üstünlüğü hakkında konuştuklarını duymaktır.

Bir taraf, Baas Partisi'nin 1963'te iktidara gelmesinden bu yana, hatta ondan önce Abdul Hamid el-Sarrac’ın Mısır ve Suriye’nin birleştiği Şubat 1958 ile Eylül 1961 arası dönemden itibaren Suriye'de hukukun üstünlüğü varmış gibi aniden adalete başvurmakla tehdit ediyor.

Garip bir şekilde, Mısır ile birlik bozulduktan sonra, Suriye'nin normal insanlar tarafından yönetilen makul ve modern bir anayasa ile normal bir ülke olmaya geri dönebileceği yönünde bir umut ışığı ortaya çıkmıştı.

2020'de, çoğu Mahluf ailesine ait olan telekomünikasyon şirketi Syriatel'in kontrolünü ele geçirmek için Esad ailesinin artan baskılarına tepki olarak Rami Mahluf, herkesin hukukun üstünlüğüne uyması gerektiği yönünde konuşmaya başladı. Mahluf, Suriye makamları tarafından yaklaşık 180 milyon dolarlık fidye olarak nitelendirilebilecek bir vergi ile tokat yemişti. 

Mahluf, kendisi ve kardeşlerinin Syriatel'in çoğunluk hissesine nasıl sahip olduklarını ve Mısırlı işadamı Naguib Sawiris'in şirketin kuruluş aşamasında gerekli rolü oynadıktan hemen sonra nasıl kovulduğunu unuttu galiba.

O zamanlar, Syriatel’in yatırımcılara ve uzmanlığa ihtiyacı vardı. 

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, eşi Esma el Ahras ve kardeşi Mahir, Mahluf’un serveti ve bu serveti nasıl elde edecekleri konusundaki açgözlü fikirlere sahip oluncaya kadar Syriatel’de herşey olduğu gibi kaldı. Syriatel'i, yakın zamanda büyüyen ve Esma tarafından kontrol edilen yeni bir kartele devretmeye başladılar. 

Şimdi mesele Mahluf kardeşlerin Suriye hazinesine olan küçük borcu değil, daha ziyade Esad ailesinin ele geçirmek istediği Mahluf ailesinin tüm serveti. Esad klanı, serveti yaratan baba Muhammed Mahluf’un Esad rejiminin mali ve iş kolu olarak hizmet ettiği göz önüne alındığında, bu servetin bir kısmına sahip olduklarını ileri sürüyor.

Suriye rejiminin sırlarına aşina olanlara göre, Syriatel’in de bir parçası olduğu bu zenginliğin çoğu Suriye dışındaki özellikle de Avrupa’daki hesaplara yatırılıyor. Hafız Esad’ın eşi Enise’nin kardeşi baba Mohamed liderliğindeki Mahluf ailesi, petrol gelirlerini kontrol etmek üzerine dayanan milyarlarca dolar değerinde muazzam bir servet elde etti. 

Bu servetin büyüklüğü hakkında daha iyi bir fikir edinmek isteyenler, birkaç gün önce Rus TV kanalı Russia Today’a konuşan Hafız Esad döneminin savunma bakanı Mustafa Tlass’ın işadamı oğlu Firas Tlass’ın açıklamalarını dinleyebilirler. Enise’nin ölümü ve Muhammed’in hastalığıyla Mahluf klanı güç kaynaklarını kaybetti. 

Röportajın bir bölümünde Firas Tlass şunları söylüyor: “Rıfat el Esad öldüğünde, yerine geçen Muhammed servetini inşa etmek için önce Lübnanlı, sonra İngiliz ve sonra da Güney Afrikalı danışmanların desteğini elde etti ve yurt dışındaki şirketleri için bir avukat ağı oluşturdu. 1980'lerin bu döneminde, yabancı şirketler Suriye'de petrol araştırmalarına yatırım yapmak için akın etti ve Makhlouf Suriye'ye giren her petrol şirketi ile ortak oldu. 1980'lerin bu döneminde, yabancı şirketler Suriye'de petrol aramalarına yatırım yapmak için akın etti ve Mahluf Suriye'ye gelen tüm petrol şirketleri ile ortak oldu.

Suriyeliler arasında Suriye petrolü ve gelirlerinin hiçbir zaman Suriye bütçesinde (devletin bütçesi) görünmediğine dair yaygın bir inanç var. Petrolün direkt satışından sorumlu olan Petrol Pazarlama Ofisi'ydi ve sadece yedi şirkete satıyordu. Ancak dünyanın herhangi bir yerinden başka bir şirket doğrudan Suriye'den petrol almaya gelse, her zaman Petrol Pazarlama Ofisi'nden biri kulağınıza şu sözleri fısıldayacaktır: Şunları şunları gör'. Bunları bunları dediğiniz de Muhamed Mahluf’tur. Muhamed Mahluf'a gittiğinizde o da size şöyle diyor: 

‘Bu şirket ile Kıbrıs'ta yüzde 7 komisyon ödemeniz için bir sözleşme yapacağız”. Bu aslında yüksek bir komisyon çünkü petrol piyasasındaki komisyonlar genellikle yüzde 0.5 ile yüzde 1 arasında değişiyor. Ancak bu yüzde 7'yi Suriye petrolünün fiyatındaki bir indirim ile geri kazanacaksınız. Başka bir deyişle, Suriye petrolü gerçek fiyatından yüzde 7 daha düşük bir fiyata satılıyor ve bu fark Esad ve Mahluf ailelerinin sahibi olduğu şirketler tarafından cebe indiriliyor. Bu sistem 1986 veya 1987'den beri yürürlüktedir. Suriye petrolü gerçek ihracat operasyonlarına göre satılmaya başlanınca elde edilen rakamların ne kadar büyük olduğunu farkettik.”

Firas Tlass ayrıca Muhammed Mahluf’un Suriye'deki altyapı inşa şirketlerine işletme ruhsatı satmasından yüz milyonlarca dolar kazandığını belirtiyor. Röportajı yapan ona soruyor: “Ama petrol Suriye'de bir kamu sektörü; Muhammed Mahluf devletin ortağı mı yoksa devletin temsilcisi mi?”

Cevabı şu şekilde: “Suriye'de çıkarılan petrolün tamamı Petrol Pazarlama Ofisi aracılığıyla satılıyor, Ve Petrol Pazarlama Ofisi'ne kayıtlı olmadığı sürece hiç kimsenin Suriye petrolünü satın alma hakkı yoktur. Dünyanın en büyük şirketi olsanız bile kategorik olarak reddedilirsiniz, yüzde 7 komisyonun alan Muhamed Mahluf ile sözleşmeniz olmadığı sürece. 50 milyon dolarlık bir satışta, aile üç milyon 500 bin dolar kazanıyor ve günlük yaklaşık altı ila yedi milyon dolardan bahsediyoruz.”

Kısa vadede Beşar Esad, Rami Mahluf’a diz çöktürecektir. Ancak, Beşar, Esma ve Mahir Rami'yi yense dahi, bu insanların  pek çok soru sormalarını engelleyemeyecektir. Sonra, bu aile kavgasının Alevi topluluğu üzerinde ne gibi etkileri olacaktır? Bu iç gerilim mezhep tarihinde görülmemiş bir şeydir.
Aleviler için en büyük sorun, Suriye'nin geleceği tehlikede iken bu kısır iç çekişmenin gerçekleşmesidir.

Rami Mahluf'un yabancı bankalardaki hesaplarının anahtarı elinde. Peki, rejimle ilişkili tüm Suriyeli isimlerin ABD ve Avrupa’nın yaptırımları listesinde olduğu bir zamanda bu hesaplardaki serveti kim elde edecek?

Bu gerçekten de muazzam bir servet ve Suriye'yi yöneten, ayrıca Alevilerin kaderine uzun zamandır hükmeden bir ailenin trajedisidir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.