Beştaş: İhtiyacımız adalet, barış, demokrasi, mücadele programını açıklayacak

HDP Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan, dokuz maddelik strateji hattını ve tutum belgesini açıklamasının ardından parti bu kez demokratik mücadele programının ilk etabını açıklamaya hazırlanıyor. 

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, "Cuma günü demokratik mücadele programının ilk etabını da parti sözcümüz kamuoyuna açıklayacak. Bu iktidarın sorunları çözmeyeceğini, krizi derinleştireceğini görüyoruz. Krizin sorumlusu olan bu iktidar krizi çözemez. Biz yol olarak çözüm bekleyen demokratik hamleler yapmaya devam edeceğiz" dedi. 

Buldan ile Sancar'ın açıkladığı dokuz maddelik belgede yeni anayasaya ilişkin tavsiyeler yer alırken, “Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü esas alan, sorunları diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye dayalı bir toplumsal uzlaşma ve mutabakat yaklaşımı” önerilmişti. 

“Tutum Belgesi”ne değinen HPP'li Beştaş, şöyle dedi:

“Bu girdaptan nasıl çıkılacağını ilan ettik. Cuma günü demokratik mücadele programının ilk etabını da parti sözcümüz kamuoyuna açıklayacak. Bu iktidarın sorunları çözmeyeceğini, krizi derinleştireceğini görüyoruz. Krizin sorumlusu olan bu iktidar krizi çözemez. Biz yol olarak çözüm bekleyen demokratik hamleler yapmaya devam edeceğiz. Biz toplumun şu anda temel ihtiyacının ne olduğunu biliyoruz. İhtiyacımız adalet barış demokrasi yoksulluğun kaldırılması demokratik anayasa ve diğer başlıklarla devam edeceğiz. Değişimin öncüsü olmaya kararlıyız. Bize saldırmalarının sebebi nedir diye soranlara söylüyorum işte bu değişim gücümüzü görmeleridir. Bu ülkeye barışı, adaleti, Kürt sorununun çözümünü sağlayabileceğimiz göstereceğiz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Beştaş, infaz yasasından sonra Meclis’in açılmamasını eleştirerek, pandemi sürecinde fabrikalarda işçilerin, emekçilerin çalıştığı bir süreçte Meclis’in kapalı olmasına itiraz etti. Meclis’in açılır açılmaz bekçilerin yetkilerini genişleten yasa teklifinin getirildiğine dikkat çeken Beştaş, söz konusu teklifin tehlikeli ve toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermediğini belirtti.

Bekçilerin yetkilerini arttıran yasayı “şiddet yasası” olarak nitelendiren Beştaş, son dönemlerde artan bekçi ve polis şiddetine değindi. Son bir haftada artan bekçi ve polis şiddetinin kamuoyuna yansıdığını dile getiren Beştaş, şöyle konuştu: 

“Diyarbakır Bağlar son örnek olması için de onu örnek vermek isterim. M.C.E. gözaltına alındı. Gözaltında işkenceye uğradığını aleni bir şekilde gördük. Şu soruyu sormadan edemiyoruz: Bu fotoğrafları kim servis etti, hangi saikle bu fotoğrafları paylaştı. Diyarbakır Valiliği, Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı açıklama yaptı. Bu konuda işkence alenen savunuldu. Süleyman Soylu da buna dair açıklama yaptı, işkencenin arkasında duranlara saldırarak yola devam etti. İşkenceye dair bir söz kurmadı. Öyle bir yere getirdi ki bütün toplum polisin ölümünden mutluymuş gibi korkunç bir algı yaratmayı da ihmal etmedi.” 

İçişleri Bakanlığı’nın işkence yapanlara karşı gerekenin yapılması için harekete geçmediğini belirten Beştaş, “Bu onların suçlu psikolojisini gösteriyor. Bu fotoğrafta kolluk da İçişleri Bakanlığı da suçüstü yakalanmıştır.  Bütün Türkiye’nin gördüğü fotoğrafı ben de yorumlamak isterim. Onların yaptığı açıklamada ‘Zanlı ağzındaki jiletle polise saldırmaya çalışmış’, zanlının kolları önden değil arkadan kelepçeli kolları arkadan kelepçeli birinin saldırması hayatın olağan akışına aykırı. Bu ifadelerle 90’lı yıllara ait dava dosyalarını hatırlamamak mümkün değil. Bunun ile ilgili yargı kolluk ve idare pratiği var. Ne zaman işkence yapılsa absürt hayatın olağan akışına aykırı gerekçeler sürüldü” dedi. 

Ankara’da 20 yaşındaki Barış Çakan’ın Kürtçe müzik dinlediği için öldürüldüğü iddia edilen olaya ilişkin de konuşan Beştaş, şöyle dedi:

“Çok üzüntülüyüz. Bu ülkede Kürtçe konuştuğu için, Kürt olduğu için, Kürtçe müzik dinlediği için sanki hiç bir vaka yok, tarihimizde böyle bir olay yok gibi bir durum yansıtılıyor. Biz HDP olarak Kürtçe başta olmak üzere bütün dillerin özgürce konuşulmasını savunuyoruz. Şimdi bu noktada biz dillerin özgürlüğü noktasında iken bu konuda iktidar tek dil iddiasından vaz mı geçti? Bunu sormak istiyoruz gelin hep birlikte bunun yanıtını alalım. Eğer bu noktaya geldiyseniz bizim açımızdan hiç bir sorun yok biz bundan mutluluk duyarız ve halkların bir arada yaşamasının gerekçesi olarak görürüz ve arkasında dururuz."

Hrant Dink Vakfı’na giden tehdit mektuplarını ve Rakel Dink'in tehdit edildiğine ilişkin ciddi bir hassasiyet oluştuğunu hatırlatan Beştaş, şöyle devam etti: “Herkese yönelik bir tehdit var. İşte bu nefret ikliminden çıkmamız gerekiyor. Peki, nedir bu şiddet. Barış Çakan’ın öldürülmesi meselesi nedir? Bunların hiç biri birinden bağımsız değil. Türkiye’de yaşayan 82 milyon yurttaşın dili hangi dil olursa olsun aynı hak ve özgürlüklere sahip değil mi? Hangi diller yasaklı gelin bunu tartışalım. Sanki bunlar yeni açığa çıkmış gibi bir kara propaganda var. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Barış Çakan meselesinde şunu ifade etmek istiyorum. Partimizin genel merkezi adına şu açıklamayı yaptık ve biz bu cinayete ilişkin şüphelerimizi koruyoruz. Bu şüphelerin giderileceği yer kesinlikle medya ve siyaset alanı değildir. Adil yargılamadır. Adil bir yargı ile bu cinayetin sebepleri ve sonuçları ilgili etkileşimleri ortaya çıkarılmalıdır.”

Çakan’ın öldürülmesi olayı ile ilgili medya kanallarında ve iktidarın bazı birimlerinde “mahkemeler” kurulduğunu ifade eden Beştaş, “Bu cinayetten ve soruşturma dosyasından herkes elini çeksin. Birilerine açıklama yaptırılmasın. Bu konuda görevliler savcılar ve kolluktur. Araştırmayı yapacak olan ve tanıkları dinleyecek olan, savunma makamı ve müdahale makamıdır. Yargı böyle işler. Yargıya her yerden bir söz söyleyip yargıyı etki altına almak asıl suç budur. Adil yargılamayı etkileme suçudur. Biz şüphelerimizi koruduğumuz halde yargı sürecini dikkatle izleyeceğiz. Bu konudaki gelişmeleri yakından izleyeceğiz. Bunu yürekten istiyoruz parti olarak; umarız ve dileriz bu adil yargılama sonucunda Kürtçe konuştuğu için bu cinayet işlenmiş olmasın” diye konuştu. 

Yargısal şiddete değinen Beştaş, “Şuan itibariyle Türkiye’de iki avukat adil yargılama hakkı için ölüm orucundalar. Bundan daha büyük bir yargısal şiddet olabilir mi? Adil yargılamanın ön koşulu tarafsız bir yargın teşekkülüdür. Şu an yargı bağımsız ve tarafsız değildir. Yargı kendisini koruyamıyor. Şöyle bir dil defalarca duydum. Ben bu dosyada istenilen kararı vermezsem ertesi gün ben de cezaevine gideceğim diye hakimlerin olduğu bir ülkede yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan kimse söz edemez” diye belirtti. (MA)