Leyla Güven: Bir siyasetçiden çok daha fazlası

HDP Hakkâri milletvekili ve DTK eş başkanı Leyla Güven 22 Ocak tarihinden beri cezaevinde. Afrin'e yönelik askeri operasyonu eleştirdiği için gözaltına alındı, 9 günlük gözaltı sürecinden sonra tutuklandı. 24 Haziran seçimlerinde HDP’den Hakkâri milletvekili seçildi.

Milletvekili seçildikten sonra dokunulmazlık kazandığı için yapılan başvurunun ardından, 29 Haziran tarihinde Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmada verilen kararla tahliyesine karar verildi.

Ancak aynı gün, tahliye edilmeden, savcılık tarafından yapılan itiraz üzerine tekrar tutuklandı. Türkiye yargısının yeni yöntemi bu. Biri bırakıyor gibi yapıyor, bu sefer diğeri tutukluyor. Ankara’dan gelen emirler belli ki bazen çakışıyor.

Aynen diğer Kürt siyasetçilerde olduğu gibi Leyla Güven’in dosyasında da önce bir nedenle tutukluluk yapılıyor, sonra dosyaya başka dosyalar eklendikçe ekleniyor.

Peki, Leyla Güven neden içeride?

Önümde avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir’den aldığım oldukça uzun bir dosya var. Ama kısaca özetleyeyim:

Tutuklandıktan sonra hazırlanan bir iddianamede Leyla Güven Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eş başkanı olmaktan ve orada yaptığı bir konuşmadan suçlanıyor. Dosyada DTK yasadışı bir yapı olarak tanımlanıyor.

Oysaki DTK zamanında Meclis Başkanlığına davet edilmiş ve orada görüşlerini sunmuş, bünyesinde birçok farklı sivil toplum örgütü bulunduran bir yapıdır ve toplantılarına birçok vekil, siyasetçi ve büyükelçi gibi devlet adamları da katılmıştır.

Sırf siyasi ortam değişti diye, iki yıldır DTK’ye operasyonlar başlatılmıştır. Konuşmasında yaptığı “demokratik özerklik” talebinden dolayı Leyla Güven terör örgütünü desteklemekle suçlanıyor.

Oysa dönemin Başbakanı ve bugünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013 yılında CNN Türk’te yaptığı konuşmasında “Dünyanın gelişmiş ülkelerinde eyalet korkusu, eyalet endişesi diye bir şey yoktur… güçlü Osmanlı'da Lazistan eyaleti vardır. Kürdistan eyaleti vardır. Kalıcı toplumsal barış ve çözüm için gerekirse eyalet sistemi bile tartışılmalıdır” demişti.

Hazırlanan ikinci bir iddianamede Leyla Güven yedi ayrı eylemden dolayı “örgüt üyeliği” ile suçlanıyor. Bu eylemler Barış Annelerinin açlık grevine katılması, bir anmaya katılmak, HDP olağan kongresinde yaptığı konuşma, DBP toplantısında yaptığı konuşma, bir mevlide katılması, Kürt Kadınları Çalıştayına katılması ve Afrin ile ilgili yaptığı açıklama.

Oysa bu faaliyetlerin her biri legal olduğu gibi, basın ve kamuoyu önünde yapılan açıklamalar. Örneğin bu konuşmalardaki “Kürdistan” kelimesi iddianamede suç olarak gösterilmiştir.

Oysa yine Cumhurbaşkanı Erdoğan Kürdistan kelimesini 2013’te AKP grup toplantısında kullanmıştı ve yine birçok AKP’li siyasetçi bu kelimeyi kullanmıştır.

İddianamede yedi eylem olarak gösterilen etkinliklerin, Leyla Güven üçünde konuşma yapmış, dördünde ise hiç konuşma bile yapmadan sadece bulunmuştur. Din ve inanç hürriyetinin bir parçası olan taziye ziyaretleri bile “suç” olarak gösterilmiştir.

Kısacası Leyla Güven, bir milletvekili, yaptığı barışçıl konuşmalar, basın açıklamalarında kullandığı kelimeler ve katıldığı taziye ve anmalardan dolayı “örgüt üyeliği” ile suçlanmakta ve dokuz aydır cezaevinde tutulmaktadır.

Ama aynı kelimeleri kullanan AKP’liler bugün koltuklarında devam etmektedir.

26 Temmuz’da ise basında geçen haberlerden Leyla Güven’e bir aylık disiplin cezası verildiğini öğrendik. Bunun nedeni Leyla Hanım’ın koğuş arkadaşıyla birlikte söylediği şarkının cezaevi yönetimi tarafından marş olarak yorumlanması imiş.

Leyla Hanım’a verilen bu ceza bana bundan 75 yıl önce, 1943 yılında, Kürtçe ıslık çaldığı için Musa Anter’e yapılanları hatırlatıyor.

Apê Musa’dan 75 yıl sonra, Leyla Güven, Kürtçe şarkı söylediği için cezalandırılıyor. İnsanın canı yanıyor hakikaten. 75 yılda bu devletin aldığı arpa boyu yol yok.

Peki, hem uluslararası hukuk hem de Türkiye Anayasasının düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin maddeleri çiğnenerek, Leyla Güven neden ısrarla cezaevinde tutulmaktadır?

Bunun için Leyla Güven’i iyi tanımak gerek.

Leyla Güven sözünün güvenirliliği, çalışkanlığı, halka verdiği umut ve güvenle Kürt hareketinin en önemli kadın siyasetçilerinden biri.

Kürt halkı nezdinde ciddi ağırlığı olan bir kişilik. Leyla Güven, bir politikacıdan, bir milletvekilinden çok daha fazlası.

Bunu elbette devlet de biliyor. Zaten o nedenle bu özel kadını parmaklıklar arasında tutmaya çalışıyor. Ama yanılıyor. Bence o fiziken parmaklıklar arasında gibi görünse de değil, cezaevinden söylediği şarkıları, gülüşü bizlere ulaşıyor.

Yazıyı bitirmeden Leyla Güven’in avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir ile bir kez daha görüştüm. Berberoğlu’nun tahliye kararının Leyla Güven için örnek olup olmayacağını sordum. Reyhan Hanım, Berberoğlu’nun tahliyesinden hemen sonra Leyla Hanım için de tahliye başvurusunda bulunduklarını, ancak şu ana kadar kendilerine bir cevap gelmediğini iletti.

Türkiye yargısı Leyla Güven’i tahliye edip etmemekle bir kez daha sınav verecek. Umalım tarih önünde verilecek bu sınavdan geçsinler.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.