Sezai Temelli: ‘Muhalefet fezleke oylamasında ya demokrasi ya da diktatörlük diyecek’

Türkiye, ‘başarı’ olarak duyurduğu Gare operasyonundan aralarında asker, polis ve Mit mensubunun olduğu 13 kişinin ölümüyle döndü. 13 kişinin nasıl öldüğüne ilişkin sorular henüz iktidar tarafından yanıtlamadı. Ancak iktidarın hedefinde yine HDP var… 

Gare operasyonu sonrası HDP’li yöneticilerin de aralarında olduğu çok sayıda kişiye yönelik gözaltı dalgası başlatılmıştı. Son olarak Kobani olayları nedeniyle dokuz HDP’li vekil hakkında fezleke hazırlandı.

Bu sırada HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verilen iki yıl altı aylık hapis cezası yargıtay tarafından onandı. Gergerlioğlu’nun da dokunulmazlığı tehlikede...

Ve hedefte bir isim daha var. HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir hakkında Süleyman Soylu tarafından Gare’ye gittiği yönünde bir iddia gündeme getirildi.

Hakkında fezleke hazırlanan dokuz isimden biri de HDP Van milletvekili Sezai Temelli.

Sıcak Takip’te HDP milletvekili Sezai Temelli ile fezlekeleri, HDP’nin neden hedef seçildiğini, iktidarın neyi amaçladığını ve muhalefetin nasıl bir tavır içinde olacağını konuştuk.

HDP’ye yönelik uzun süredir gözaltı dalgası yürütülüyor. Çok sayıda HDP’li siyasetçi içeride. Bunun son halkası da sizin de aralarında olduğunuz dokuz vekil hakkında fezleke hazırlanması oldu… HDP neden hedefte ve Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin HDP kapatılsın çağrılarının olduğu bu süreçte bu fezlekeleri nasıl değerlendirmek gerek?

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi atmosfere baktığınızda aslında bu tablonun iktidar açısından ortaya çıkardığı şey iktidarın siyaseten tükenmişliğidir. O denli tükenmiş bir iktidar var ki siyaseten topluma verebileceği hiçbir şey kalmamış. İcraat olarak da kalmamış, adeta yaptıkları her icraatla ülkeyi tüketen bir iktidar var. Siyaseten de baktığımızda yegane söylemleri -kendi bekaları için yapıyorlar tabi bunu, HDP düşmanlığıdır, Kürt düşmanlığıdır, demokratik hak savunucusu olan herkese yönelik yapmış oldukları düşmanlıklardır. Bütün o biraz önce sizin saymış olduğunuz vakaları alt alta koyduğumuzda aslında bugünkü iktidarı resmetmekten başka bir şeye karşılık gelmez. Bu iktidarın aczini, çürümüşlüğünü, çöküşünü gösterir. Altı yıl boyunca sürdürdükleri çöktürme planı sonucunda maalesef Türkiye çökmüştür. Büyük bir çöküntü içinde yaşıyor Türkiye ve her geçen gün daha da kötüye doğru sürükleniyor. HDP belki de bu sürüklenişi durdurabilecek en güçlü muhalefet olduğundan dolayı da saldırıların her zaman için öncelikli hedefi; odağında yer alıyor. Saymış olduğunuz şeylere belki de en son örnek hepsini toptan açıklayabilecek önemli bir örnektir. 

Ağrı milletvekilimiz Dilan Dirayet Taşdemir arkadaşımız bir basın toplantısı yaptı. Bu basın toplantısını yapmasının nedeni İçişleri Bakanı olan zatın bir televizyon programında bu iktidarın artık alışılagelmiş tavırlarından biri olan iftira ve yalana yeniden başvurmasıydı. Evet, çok büyük bir iftirada bulundu, yalan söyledi, hatta o denli ileri gitti ki, elinde sanki kanıtlar varmış gibi, deliller varmış gibi, bunu kamuoyuyla paylaşacakmış gibi bir hava yarattı. Böyle bir algı yönetti. Böyle, psikolojik bir savaş diyebileceğimiz bir kirliliği toplumun üzerine, kamuoyuna boca etti. Bugün ortaya çıktı ki, zaten çok iyi biliyorduk, bütün bu söyledikleri yalan. Dilan vekilimiz ne Gara’ya gitmiş, ne o bölgeye yakın bir yere gitmiş, pasaportları ortada, seyahatleri ortada, bütün siyaseti zaten açık bir şekilde yapıyor, bu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Neden bunu anlatıyorum, Süleyman Soylu ilk defa mı yalan söylüyor? Hayır, hep yalan söylüyor. Sadece Süleyman Soylu mu söylüyor? Hayır, bütün iktidar yalan söylüyor ve adeta bir yalan siyasetiyle HDP’yi kuşatmaya çalışıyorlar. Bütün fezlekelere de baktığımızda da aynı şeyi görmemiz mümkün. Bütün fezlekelerin içi bu tür iftiralarla, yalanlarla, gizli tanıklarla, duyumlarla, uydurulmuş senaryolarla dolu. Bugün yargılanan bütün arkadaşlarımızın fezlekeleri de böyle, bizim hakkımızda hazırlanan fezleke de böyle. Şu anda bundan dolayı tutuklu olan arkadaşlarımızın dosyaları da böyle. 3 bin 600 sayfalık bir iddianame var, 3 bin 600 sayfanın içinde üç tane delil yok. Bu denli bir kepazelikle, bu denli bir yargının çöküşüyle de karşı karşıyayız. Savcı bunu mahkemeye sunuyor, bu mahkeme 3 bin 600 sayfayı iki günde okuyup bu iddianameyi kabul ediyor. Her şeyiyle yargının siyasileştiğinin çok açık bir göstergesi. Yargı siyasileşirken, siyasetteki karar vericiler de yargıçlaşıyorlar, dolayısıyla hüküm kuruyorlar. 

İşte bugün Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un açıklamalarından da bunu görmek mümkün. Cumhurbaşkanı zaten sürekli bu role soyunmuş, kendi çıkarları, kendi bekası, iktidarın bekası uğruna her türlü adaletsizliği göze almış bir uygulamayla karşı karşıyayız. Aslında bu fezlekelere dair dava düştü biliyorsunuz. Dolayısıyla bu anlamıyla baktığınızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş kararı aslında bu fezlekelerin düşmüş olduğunu, bir karşılığının olmadığını gösteriyor çünkü orada çok net bir karar var. Kobane meselesine dair de çok net bir karar var. Selahattin Bey’in yargılandığı bütün dosyalara dair net kararlar var. 

Şimdi bütün bunları alt alta koyduğumuzda bu davada ısrar etmek anayasa suçu işlemek, yani anayasaya aykırı hareket etmek demek. Hâlâ anayasa suçunu bu kadar rahat işleyen ve bunu sıradanlaştıran bir iktidarla da karşı karşıya olduğumuz gerçeğini de görüyoruz. Sürekli suç işleyen, adeta bu suç işleme hakkını kendinde gören, yasaları tanımayan, yargıyı siyasileştiren ve bütün demokratik hak alanlarına saldırıyı her geçen gün büyüten bir iktidar var karşımızda.

Peki bundan sonraki süreç nasıl işleyecek? HDP olarak olası bir kötü senaryoya karşı nasıl tavır alacaksınız?

Aslında biz bu kötülüğün içinde mücadele ediyoruz yani karşımıza yeni bir kötü senaryo çıkmayacak. Biz en başından beri, yani özellikle son altı yıldır karşı karşıya olduğumuz şeyin bu olduğunu kamuoyuna, topluma, Türkiye toplumuna, uluslararası kamuoyuna anlatmaya çalışıyoruz. Bu altı yıldır tecrit sistemiyle, demokratik siyasete olan saldırıyla, Kürt düşmanlığıyla, savaş politikalarıyla, ekoloji alanının tahribiyle, kadın düşmanlığıyla yani yaşamın her alanına karşı giderek saldırganlaşan, yaşam hakkını, en temel hakları yok sayan bir kötülüğe karşı mücadele ediyoruz. Dolayısıyla önümüze yeni bir kötülük senaryosu gelmeyecek, bu senaryo devam ediyor, bunun içindeyiz, bunu kırmanın, bunu yıkmanın yolunun daha güçlü mücadelelerden, bütünlüklü bütün siyasi muhalefetin, toplumsal muhalefetin, bütün uluslararası kamuoyunun yan yana geleceği ve bu gidişatı durduracağı bir mücadeleyi örgütlemekle kendimizi sorumlu hissediyoruz. 

Çünkü biliyoruz ki burada otoriter rejim yükseldikçe, faşizm kurumsallaştıkça bu sadece HDP’ye yönelik bir kötülük değil toplumdaki herkesi kapsayan bir kötülük. Hatta bu ülkenin sınırlarını aşan bir kötülük, Orta Doğu’ya Avrupa’ya ulaşan bir kötülük. Mülteci vakasıyla, Kürt halkına yönelik Orta Doğu’da sürdürülen bir anlayışla karşı karşıya kaldığımız bütün bu meseleyi önümüze koyduğumuzda büyük bir kötülükten bahsediyoruz. Bu yüzden bütün toplumu kendi haklarını savunmaya çağırıyoruz. 

Eğer bunu durduramazsak, gidişat böyle devam edecek olursa sadece HDP değil bütün Türkiye halkları, emekçiler, kadınlar, gençler bu yıkımla, bu çöküşle mağdur olmaya devam edecektir. Bu tabii ki ilelebet sürmez. Yani bu iktidar sona yaklaştıkça bu kötülüklerini, bu zulmü, bu şiddeti yükseltiyor. Bu da şunu gösteriyor, iktidarın sonu gelmiştir böyle sürdürülemez. 

Artık kara mizah var ortada, uzaya gidiyorlar, öbür taraftan yeni anayasa diyorlar ama anayasaya yapma kifayetini gösterecek bir tablo karşımızda yok. Bu da şu, günü kurtarmaya çalışıyorlar…

Muhalefet partilerinin bir önceki dokunulmazlıkların kaldırılmasındaki tavrını hatırlatarak yeni fezlekelerin Meclis Genel Kurulu’na gelmesinin ardından muhalefetten nasıl bir tavır bekliyorsunuz? 

Bu hafızanın tazelenmesine yarar var. Orada dokunulmazlıklara karşı durulabilseydi, bu demokratik siyasetin tasfiyesine ilişkin muhalefet karşı durabilseydi belki de bugün yaşadığımız bu felaketlerle karşılaşmayacaktık. 

Bu kadar felaketin üzerimize gelmesinin nedeni son altı yıldır giderek otoriterleşen rejiminin her uğrakta, muhalefetin aslında muhalefetten daha çok iktidarın sırasına dizilmesi sonucu öğrendiğini artık hepimiz öğrendik. CHP de öğrendi, diğer partiler de öğrendi.

Fakat önemli olan bugünden sonra ne yapılacağı? Bugünden sonra eğer aynı şeyler tekrar edilirse buradan farklı bir sonuç çıkmaz. Ben inanıyorum ki muhalefet partileri bu kez çok net bir tavır koyacaklar. Sadece HDP adına değil, siyasetin yapılabilirliği adına, siyasi demokratik bir zemini koruma adına yapacaklar bunu. Biliyorsunuz dokunulmazlıkların kaldırılması anayasa ihlalidir, bunun bir kez daha yinelenmeyeceğini düşünüyoruz.

Aklını yitirmiş bir girdabın içerisine sürüklenmemeli muhalefet. Buradan Türkiye toplumunun geleceğine ilişkin inisiyatif almalı. Önemli bir demokratik hamleyi tam da bu geldiğimiz aşamada ortaya koymalı. Muhalefet bunu yapabilir. Muhalefetin HDP ile yan yana gelmesi meselesi üzerinden, HDP’yi giderek krimalize eden ve suçlayan o algıdan kurtulması lazım muhalefetin. Bunu Türkiye’nin demokratikleşmesi adına yapmalı.

Muhalefet burada ya demokrasi ya da diktatörlük diyecek. Sadece fezlekeler değil bundan sonraki atacağı her adımda hem siyasi muhalefet hem de toplumsal muhalefet demokrasi ve diktatörlük yol ayrımında olduğu farkındalığıyla atacak.

Ben bunun demokrasiye yönelik bir başlangıç olacağına inanıyorum. Çünkü artık bunun zamanı geldi.