Tutuklulukta birinci yılım: Asla diz çökmeyeceğiz!

Kayyım atanmasının üzerinden yaklaşık 15 ay, benim tutukluluğumun üzerinden ise tam bir yıl geçmiş oldu.

Bugün Kayseri’de cezaevindeyim.

Bu süreçte, gündemi elimden geldiğince takip ettim. Sizler dışarıda neler yaşadınız ise bizler de buralarda buna benzer süreçler yaşadık. Çünkü içerisi de dışarısı da bu gidişle aynı koşullarda olacak gibi. Mevcut iktidar, ülkenin her tarafını dört duvarla çevrilmiş bir zindan yapmaya çalışmakta. Yani bizler içerde, sizler dışarıda bir tutsaklığı yaşamaktasınız.

Bir yıl içinde neler yaşandı diye bir bakarsak; bu süreçte ışık hızıyla yarışacak düzeyde bir yargılama sürecim oldu. Yargılama sürecim, çadır tiyatrosuna dönüştü. Bir itirafçının iftiraları ile tutuklandım. İftiralar devletin kendi kurumlarınca çürütüldüğü ve belgelendiği halde, çadır tiyatrosunu yöneten heyet tarafından dikkate alınmadı. Zaten benim ve avukatlarımın yaptığı savunmalar bile yeterince dinlenmedi.

Çünkü gerçeklerden korkanlar, bizlerden korkanlar deliller ile ilgilenmemeyi tercih ettiler. En son geçen hafta görülen propaganda davası vardı. Savunma yapmam bile engellendi. Üç defa hakimler tarafından engellendim. Politik bir davayı, adli bir davaya çevirmek istediler. Yargıyı, siyasetlerine alet ettiler. Hukuku katlederek adaletsizliği inşa etme arayışlarına bir yenisini daha eklediler.

Her gün böylesine hukuk garabetleri yaşanıyor. İnsanların adaletsizliği, hukuksuzluğu kanıksamasını istiyorlar. Çünkü hukuksuzluklarını, halk garipsemeyince, alışınca inşa etmiş, tüm ülkeye yerleştirmiş olacaklar. Ondan dolayıdır ki, bizlerin böylesi durumlara alışmamamız, itiraz etmemiz gerekiyor.

Bugünkü iktidar tüm yasadışı işlemlerini, toplumu alıştırarak, topluma kanıksatarak hayata geçirmektedir. Bir avuç yandaşına, çıkarları için bir yaşam alanı yaratmaya çalışmaktadır. İktidarın halkı düşündüğü yoktur. Zorbalıklarına dini kılıflar bularak, iktidarını korumaya çalışmaktadır. Bugün yargı sistemine baktığımızda, adalet katledilmekte, hukuk ayaklar altında çiğnenmekte ve zorbalık meşrulaştırılmak istenmektedir.

Montesquieu, yüzyıl öncesinden "Hukuk kalkanı altında ve adalet adına işlenen zorbalıktan daha zalimce hiçbir şey yoktur" sözünü söylerken, sanki günümüz Türkiye’sini görmüştür.

Günümüz Türkiye’sinde hukuk ve adalet adı altında zorbalıklar yapılmakta ve bu uygulamalar meşrulaştırmak istemektedir. Ülkenin tüm kurumları bunu meşrulaştırmak için tüm güçlerini seferber etmişlerdir. Gencinden yaşlısına ülkede yaşayanlar, basın ve medya aracılığıyla bizlere dayatılan yalanlara inanmaktadırlar. Adalet ve hukuk anlayışı da tabi ki buna göre şekillenmiştir.

Hâlâ Lozan anlaşmasının gizli maddelerine inanan yüzbinlerce insan bulunmaktadır.

Hâlâ HDP’nin, Kürtlerin terörist olduğuna inanan milyonlarca kişi bulunmaktadır.

Bu toplumsal ortamı oluşturan iktidardır. Ayrıştırıcı dili kullanarak bunu yapmaktadır. Çünkü iktidarda kalmak için Nazi propagandasını taklit etmektedirler. Her gün ülkelere, halklara savaş açarak, düşman yaratarak halkı, ırkçı söylemlerle etkisi altına almaktadırlar. Sanki tüm dünya Türklere düşman, sanki tüm ülkeler Türkiye’ye savaş açmış gibi bir hava yaratılmaktadır.

Aslında bu bir oyunun parçasıdır. Dışarıda düşmanlar yaratarak ırkçılık yapılmakta, içeride de ayrıştırma yapılarak hainler ve vatanseverler olarak halkı ikiye bölmektedirler. Kendilerinden olanlar vatansever olurken tüm muhalifler ise hain olmaktadır. Toplum, ırkçılıktan dolayı, kimse hain olmak istemediğinden dolayı iktidarın dizlerinin dibinde uysalca beklemektedir.

İşte bu tehlikeyi ve aldatmayı gören bir avuç insan bu faşizme karşı direnmekte ve yalana karşı hakikat arayışçısı olmaktadır. Bundan dolayı da her türlü bedeli ödemektedir. HDP bu hakikat arayışında bu ülkenin yol göstericilerindendir.

Benim zorbaca tutuklanmamım üzerinden bir yıl geçmek üzere iken, partimin kuruluşunun üzerinden de sekiz yıl geçiyor. Bu ülke kuruluşundan beri demokratik bir siyasete zemin ve imkan vermedi. Her defasında muhalif olarak algıladığı, meşru haklarını isteyen halklara, kesimlere karşı zorbaca yöntemlere başvurdu. Bu yüzden cumhuriyet tarihinden günümüze, her zaman zindanlar ve darağaçları ile halklar tehdit edilmiştir. Tüm bu zorbalığa karşı ise her dönem, bir avuç insan direnmiştir.

İşte bizler ve partimiz HDP, bu hakikat arayışçılarının ardılları, takipçileriyiz. Yani aslında ben bir yıldır tutuklu kalmakta değilim, HDP ise sekiz yaşında değildir. Bir geçmişimiz var. Uzun yıllar öncesine dayanan bir tarihi birikimimiz var.

Mitolojilerde de iyi ile kötünün, hak ile batılın bir savaşı vardır. İşte Prometheus’la Zeus’un savaşı da bu yönlüdür. Kafkas kayalıklarında her gün yüreğinin bir parçasını inançları için feda eden Prometheus’un ardılıyız biz. Arenalarda köleciliğe karşı mücadele veren Spartaküsleriz. Bizler hakikatin yılmaz savaşçısı, Şeyh Bedrettinler, derisi yüzülen Hallacı Mansurlarız. Darağaçlarında Türkiye halklarının kardeşliğini haykıran Denizler, ser verip sır vermeyen İbrahimleriz. Üç kibrit çöpüyle karanlığı aydınlığa çeviren Mazlumlar, Kürt halkı için yaşamını seve seve feda eden Kemal Pir’iz.

Yani bizler bir anda ortaya çıkmadık. Tek bir et ve kemikten meydana gelmiyoruz. Bizler düşünceler bütünüyüz ve bu düşüncelerin temelleri yüzyıllar öncesine gitmektedir. Ondan dolayıdır HDP, sekiz yaşında değil, bizler de bu zindanları, bu zulmü bir yıldır yaşıyor değiliz.

Kürt sorunu yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte ise baskıcı rejimin zulmü karşısında daha da büyümüştür. İsyanlar şiddetle bastırıldıkça sorun büyümüştür. Son 10 yıla baktığımızda, sorunun çözümü o kadar yakın iken, yine şiddet ve baskı yöntemleri devreye sokularak çözüm sağlanmak istenmemiştir. Şiddet sarmalında Kürt sorunu çözülmediğinden dolayı, ülkenin sorunları kat be kat artmıştır.

Sorunun şiddet ile çözülmesine çalışılması, ortaya ekonomik, eğitim, sağlık ve kültür alanlarından da buhranların ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşte Türkiye’nin ekonomisinden, sağlığına tüm alanlarında bir bataklık yaşanırken, halklar her geçen gün fakirleşirken, doğa ranta açılırken, yeşil alanlar betonlara dönüşürken, eğitim ve sağlık tarikatlara peşkeş çekilirken, halklar birbirine kırdırılmaya çalışılırken, Türkiye bir uçuruma sürüklenirken, HDP tüm sorunların çözümü halkların birlikteliğinden geçer diyerek kuruluşunu ilan etmiştir.

Birlikte, dayanışma ile ancak faşizmin üstesinden gelebiliriz anlayışı ile örgütlenen HDP, sekiz yıl önce kuruluşuyla halklara umut oldu. Bizler de bu umudun taşıyıcıları olarak HDP’de yerimizi aldık. Kuruluşundan beridir de içindeyim. PM, üyesi oldum, vekil oldum, belediye eş başkanı oldum.

Tüm bunları yaparken başıma nelerin geleceğini de az çok biliyorduk. Bu karanlık sarmalı aydınlığa çevirmek isteyen herkes bir bedel ödeyecektir. Ben de, şu anda bu bedeli ödemekteyim. Ama bu bedeli ödediğimden dolayı da mutluyum, pişman değilim.

Faşizan iktidar, sorunu şiddetle çözmek isteyebilir. Binlerce siyasetçi zaten cezaevlerinde, binlercesini daha tutuklayabilir. Yüzbinlerce kişiye işkence yapabilir, ekonomik olarak baskı altına alabilir, ama bu sorunu çözmez, daha da büyütür. Bu yaptıkları bizleri korkutmaz, daha da zafere yakınlaştırır. Bizler asla geri adım atmayacağız. Bizlerin bir araya gelip oluşturduğu partimiz HDP de asla geri adım atmayacak,. asla diz çökmeyecektir. Son bir yılı anlatırken aynı zamanda sorunları anlatırken, sorunların çözümü için çaba sarf eden ve bugünlerde sekizinci yılını kutlayan HDP’yi de anlattım. Buradan HDP’nin kuruluşunu kutluyorum.

Demokratik siyasetin bu kadar dışlandığı, demokratik siyaset yapmak isteyenlerin terörist ve vatan haini damgası ile toplumdan soyutlandırıldığı böylesi bir dönemde demokratik siyasette ısrarcı olmak gerekiyor. Çünkü son dönem kayyım atamaları, gözaltılar ve operasyonlara baktığımızda legal siyasetin önü kapatılmak istenmektedir. Tüm muhalif kesimler ezilmek isteniyor. Böylesi bir dönemde, faşizmin tüm halkları esir almak istediği böyle anlarda direnmek şarttır. Faşizmin karşısında direnmek ve örgütlenmek ile bu saldırılar boşa çıkarılabilir.

Dört duvar arasında hiçbir zaman inancımı ve umudu mu yitirmedim. Umut; tüm muhalif kesimlerin bu faşizan cephe karşısında bir olabilmesidir. Birlikte hareket edebilmesidir. Cesaretle, korkmadan karanlığın üzerine yürüyebilmektir. Bu kararlılıkla mücadeleyi başarıya ulaştıracağımıza inancımı her zaman koruyorum.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.