Yeniden tutuklandılar, bir yıl geçti iddianame yok: ‘Ortada bir soruşturma yok’

HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş yeniden tutuklanmalarının üzerinden bir yıl geçti ancak ortada henüz bir iddianame yok. Avukat Mahsuni Karaman, “Ortada bir soruşturma yok. Olmayan soruşturmanın iddianamesi de olamaz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 Eylül 2019’da 6-8 Ekim 2014 Kobane eylemlerine ilişkin hazırlanan soruşturmanın üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen iddianame henüz hazırlanmadı.

Yüksekdağ ve Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’da tutuklanmalarının ardından, 6-8 Ekim Kobanê eylemleri gerekçesiyle hazırlanan fezlekeler, ana davalarında da yer almıştı. Yüksekdağ, Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hala tutuklu yargılanırken, bu soruşturma kapsamında ikinci bir tutuklama ile yüz yüze kalmıştı. Demirtaş hakkında ise 6-8 Ekim Kobanê eylemlerinin de yer aldığı dava dosyası, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan yeni soruşturmaya gidilen süreç nasıl izlendi?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 18 Eylül 2018’de Demirtaş hakkında “tahliye” kararı verdi. AİHM tarafından Türkiye aleyhine ilk kez 18’inci maddeden ihlal kararı verilmişti. Bu kararın ardından İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezası, 4 Aralık 2018’da onanmasıyla Demirtaş’ın tahliyesinin önüne geçildi.

Demirtaş’ın avukatları ve Türkiye’nin AİHM kararına itirazının ardından, davanın 18 Eylül 2019’da AİHM Büyük Daire’de görülmesi kararlaştırıldı. AİHM Büyük Daire’de görülecek ilk duruşma öncesinde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi 2 Eylül 2019 tarihinde Demirtaş ve avukatlarının katılmadığı duruşmada tahliye kararı verdi. Tahliye kararının ardından bu kez Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 Eylül’de Yüksekdağ ve Demirtaş’ın, 6-8 Ekim Kobanê eylemleri gerekçesiyle açılan 2014/146757 sayılı soruşturma kapsamında ifadeleri alınarak, tutuklu yargılanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Demirtaş kaldığı Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden, Yüksekdağ da Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Sulh Ceza Hakimliği’ne Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile ifade verdi. Demirtaş ve Yüksekdağ, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tahliye edilmeden tekrar tutuklandı.  

2014 yılında başlayan ve 2019 yılında yeniden hortlatılan bu soruşturma, 2014 yılında HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) tarafından atılan Twitter’dan yapılan bir paylaşım gerekçesiyle açıldı ve MYK’da yer alan vekillerin dosyası ayrıldı, dokunulmazlığın kaldırılmasıyla birlikte dava dosyalarıyla ayrılan soruşturmalarla birleştirildi. Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında, “şüpheli” dahi olmadıkları bir soruşturma gerekçesiyle yeniden tutuklandı. 

Avukatı Mahsuni Karaman, AİHM Büyük Daire’de görülecek duruşma öncesi verilen tahliye kararının Demirtaş’ın söz konusu dosyadan tutuklu olmadığı ileri sürülmek amacıyla 2 Eylül’de kimsenin katılmadığı duruşmada verildiğini hatırlattı. Demirtaş’ın karara rağmen tahliye edildiğini ve başka bir dosya kapsamında hükümlü haline getirildiğini anımsatan Karaman, şöyle dedi: 

 “Cumhurbaşkanının açık talimatı ile karşı hamle yapılıp iş bitirildiği için, Demirtaş başka bir dosyadan hükümlü haline getirildi ve Demirtaş tahliye olamadı. Tutuklu kaldığı süreyi, hükümlü olduğu cezadan mahsup başvurusu yapmamız üzerine bu kez, Büyük Daire duruşmasından 2 gün sonra, Demirtaş ve Figen hanım hiç şüpheli olmadıkları bir soruşturma dosyasından yeniden tutuklandılar. Bunun üzerine ise Cumhurbaşkanı, ‘bunları serbest bırakamayız, bırakırsak şehitler bizden hesap sorar’ diyerek, sürecin yegane karar vericisinin kendisi olduğunu açıkça ifade etmişti. Bu suçlama mükerrer bir suçlama." 

 

Demirtaş’ın “rehin” olarak tutulması için her türlü hukuksuzluğun mubah görüldüğünü, Demirtaş için “emirle verilmiş bir hürriyeti tahdit” uygulandığını belirten Karaman, Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında yargısal bir karar verilmediğini söyledi. Avukat Karaman, devam etti: 

“Dolayısıyla olağan bir usul beklentisi içine girip iddianame düzenlenmesini beklemek saflık olur. Kaldı ki, neyin, hangi suçun iddianamesini düzenleyecekler? Soruşturmanın 6-8 Ekim ile ilgili olduğunu biliyoruz değil mi? İyi de 6-8 Ekim’le ilgili dava zaten var ve Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Dolayısıyla düzenleyecekleri iddianamenin de boş ve mükerrer bir iddianame olduğunu kendileri de çok iyi biliyor. Böyle bir iddianame ile dava açılması halinde, aynı konuda devam eden dava ile birleşecek ve Demirtaş’ın tahliye olacağını bildikleri için süreci uzatmaya çalışıyorlar. Ortada bir soruşturma yok. Olmayan soruşturmanın iddianamesi de olamaz."

Karaman, Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından aynı gerekçelerle tutukluluğun devamı yönünde verilen kararları ise şöyle yorumladı: “Demirtaş’ın tutuklanması da tutuk devam kararları da aynı iradenin ürünüdür. Bu irade tek adam iradesidir. Dolayısıyla hukuksal bir gerekçe elbette olamaz, böyle bir beklenti de yersiz olur zaten.”

AİHM Büyük Daire kararıyla; Demirtaş’ın tutukluluğunun, tutukluluk halinin sürdürülmesinin hukuk dışı ve siyasi saiklerle yapıldığını, bu kapsamda özgürlük ve güvenlik hakkıyla birlikte seçme ve seçilme hakkının da ihlal edildiği tespit edildiğini ve Türkiye aleyhine sert bir karar verdiğini kaydeden Karaman, şunları söyledi:

“18 Eylül 2019’da aynı dosyada Büyük Daire’de duruşma yapıldı. Çok yakın zamanda kararın açıklanmasını bekliyoruz. Tabi kararın, önceki karardan daha sert tespit ve ihlaller içermesi gerekiyor. Zira Büyük Daire duruşmasından hemen önce Demirtaş’ın dosya üzerinden tahliye edilmesi, duruşmadan hemen sonra ise az önce ifade ettiğim şekilde farklı ve uyduruk bir soruşturmadan tutuklanmasının Büyük Daire yargıçlarınca da dikkate alınacağını düşünüyoruz. Emir-talimat ilişkisi içinde, AİHM’den çıkacak kararı etkilemeye yönelik olarak iç hukukta yapılan tüm bu manevraların Büyük Dairece gözetileceğini ve ikinci tutukluluğunun da aynı konseptin halkası, ilk tutuklamanın devamı olduğunu tespit edeceğini umuyoruz.”

Türkiye’de yargılamalarda özel olarak HDP’liler, genel olarak tüm muhalifler için işletilen mekanizmanın hukuki olmadığı konusunda artık kuşku kalmadığını söyleyen Karaman, şöyle devam etti:

“Olan şey şu: Tek adam otoriter rejiminin tesisi ve kurumsallaşması için devletin bütün aygıtları devreye sokulmuş durumda. Haliyle bu aygıtlar aynı hedefe yönelmiş ve senkronize çalışıyor. Bu konuda en önemli işlevi de yargının yerine getirdiği malum. Yargı, yürütmenin/tek adam rejiminin sopası olarak bu işlevini layıkıyla yerine getirmekte. Tabi Demirtaş için, bu konu özelinde daha özel bir parantez açmak gerekiyor. Demirtaş, başkanlık sistemi konusundaki istem ve ısrarın ilk ortaya çıkışından beri en sert muhalefeti ortaya koyan etkili bir siyasi lider. Nitekim ‘seni başkan yaptırmayacağız’ söylemi ve HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde AKP’ye iktidar kaybettirmesinin hemen sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dokunulmazlıkların kaldırılması talimatını verdiğini anımsamak gerek. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra ise başlayan yargısal linci hep birlikte izledik, izliyoruz. Demirtaş, otoriter tekçi yönetim için hala ‘nitelikli bir tehdit gücünü’ koruyor. Bu nedenle de hala rehin tutulduğunu söylemek gerekir.”  

Yüksekdağ’ın avukatı Ezgi Güngördü, yargılamalardaki hukuksuzluğun Yüksekdağ ve Demirtaş’ın aynı soruşturmadan ikinci kez yargılanmasıyla başladığını belirterek, “şüpheli” durumunda olmadıkları soruşturma gerekçesiyle tutuklu olduklarını söyledi. 

Yeniden tutuklamanın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen dosyada “gizlilik” kararı olduğunu ve savcılıkla görüşme taleplerinin reddedildiğini aktaran Güngördü, “Geçen yıla kadar gizlilik kararı yoktu. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ifadeye çağrıldıktan sonra gizlilik kararı konuldu. Bir yıldır dosya hakkında sağlıklı bilgi alamıyoruz. Ankara 16. Ağır Ceza dosyayı istedi. Savcılık 4 kez dosyayı mahkeme kararı olmasına rağmen göndermedi. Aslında bu bir suç. Mahkeme kararına uymadığı anlamına geliyor. Savcılık ‘gizlilik’ kararı olduğu gerekçesiyle evrakları göndermediğini söylüyor” diye belirtti.

“Gizlilik” kararının mahkemeyi bağlayan bir karar olmadığına dikkati çeken Güngördü, “Devlet sırları dahi mahkemeden saklanmaz. Bu bir soruşturma, gizlilik kararı müdafi ve avukatları bağlayan bir uygulama olduğunu söyledik. Mahkeme heyeti bunu kabul etti. Savcılıktan tekrar talep edildi. Gelen belgede sadece isnat edilen suçlar vardı ancak belgeler yoktu. Dosya saklanıyor ve kaçırılıyor” diye konuştu.

Güngördü, tutukluluk incelemelerinde verilen aynı kararlara değinerek, şunları söyledi:

“Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itirazlarda şöyle bir usul olması gerekiyor. Sulh Ceza Hakimlikleri savcılıktan dosyayı istiyor, inceliyor ve sonrasında tutukluluk ile ilgili karar veriyor. Ancak biz gündüz 14.00’te itiraz ediyoruz, 16.00’da itiraz reddi kararı geliyor. İmkanı yok, dosyayı alacaksın, inceleyeceksin. Ki en son katibin aktardığına göre, dosya 30-40 klasör haline gelmiş. İki saatte incelenmesi ve karar verilmesi mümkün değil. Artık öyle bir otomatiğe bağladılar ki sabah verdiğiniz itiraza akşam ret geliyor. Örneğin, Yüksekdağ ana dosyadan tutuklu, zaten kaçma şüphesi nasıl olabilir? Cezaevinden nasıl delil karartılacak. Bunlara yanıt yok. CMK 100 hakimlerin bahanesi olmuş durumda. Artık Türkiye’de işlemeyen bir yargı sistemi var. Hakimler tahliye kararı vermekten çekiniyor. İşlemeyen bir hukuk, adalet sistemi var.” 

(MA / Berivan Altan)