Ara 30 2017

Yılın ardından Hollywood ve dünya: Kadına da, erkeğe de taciz!


Amerika’nın en ünlü talk şovcularından Steven Colbert Kasım sonundaki programının açılış monoloğunda The Today Show’un yirmi yıllık sunucusu Matt Lauer’in kovulması haberini verirken kendisini şöyle tanıtıyordu:

“Ben sunucunuz Steven Colbert, hâlâ televizyona çıkabilen birkaç erkekten biriyim.”  

 

stephen colbert

Stephen Colbert

O günden bugüne liste sahiden uzadıkça uzadı, bu yazı yazılırken muhtemelen uzamaya devam ediyor. Aktör Kevin Spacey’den komedyen Louis C. K’ye, yönetmen Brian Singer’dan, sunucu Charlie Rose’a, Dustin Hoffman’dan Lars von Trier’ye, George H.W. Bush’a... 

Aktörler, yönetmenler, müzisyenler, yazarlar, siyasetçi ve hukukçular, ünlü şefler, yapımcılar, gazeteciler, sporcular...

Yani Amerika’nın en güçlü ve parlak adamları, dünyanın aydınlık yüzü! Her şeyi başlatansa 80’lerden itibaren Hollywood’a taze bir soluk getiren Miramax’ın kurucularından Harvey Weinstein oldu.

 

Harvey Weinstein

Harvey Weinstein 

Weinstein’i birkaç gün içinde Akademi üyeliği ve Weinstein Company’nin CEO’luğu dahil tüm kayda değer unvanlarından soyan skandalın ilk adımı 5 Ekim tarihli New York Times makalesiydi. 

Jodi Kantor ve Megan Twohey imzalı makale Harvey Weinstein’ın cinsel taciz suçlamalarını on yıllardır para karşılığı örtbas ettiğini başlıkta belirtiyor, kurbanların sesini duyulmaz kılan sistemi ayrıntılarıyla masaya yatırıyordu.

Bunu 10 Ekim’de yayımlanan Ronan Farrow imzalı New Yorker makalesi izledi.
Ardından her şey hızlanıverdi. 

Farrow televizyon programlarını dolaşıp Weinstein hikayesini anlatırken uğradığı kanallar arasında New Yorker’dan önce hikayesini götürdüğü ancak olumsuz yanıt aldığı NBC de vardı.

MSNBC’den Rachel Maddow bu zamana kadarki sümen altıların hikayesini soruyor, The Today Show’da bu uyanışın kendisine ulaşmasına bir ay kadar zaman kaldığından habersiz bir Matt Lauer Farrow’u gönülden tebrik ediyordu.

Weinstein’in etkisi yıkıcı olmuştu, zira erkek kardeşiyle birlikte kurduğu şirketle en büyük tutkusu olan sinemaya girdiği yetmişlerden bu yana sayısız ödülle sektöre adını altın harflerle yazdırmakla kalmamış, Tarantino’dan Almodóvar’a, Soderbergh’den Michael Moore’a uzanan bir yelpazeyi portföyünde buluşturmuştu. 

Son otuz yılda sanat sineması ve yeni Hollywood’a dair olumlu ne varsa hepsinde Miramax ve Weinstein’in doğrudan imzası ya da bir şekilde etkisi vardı. Meryl Streep 2012’deki Altın Küre ödül töreninde drama dalında en iyi kadın oyuncu ödülünü alırken Weinstein’i “Tanrı” diye nitelendirecekti. 

 

meryl streep

Meryl Streep

Görünürde, Streep’in “egzotik kuşlar gibi zor bulunur” dediği “ciddi, zorlu, gerçek filmlerin” yardımına, gözlüğünü unuttuğunu sahnede fark eden Streep’in yardımına koştuğu gibi koşan bir kahramandı. 

Ciddi bir demokrat, iyi bir hayırsever, önemli bir liberaldi. 1993’te Disney’in şemsiyesi altına giren Miramax adını Weinstein kardeşlerin annesinden alıyordu.

2012 Altın Küre Ödüllerinde bu neşeli anlar yaşanırken ciddi bakışlarıyla kısacık kameralara yansıyan Salma Hayek’se skandalın patlamasının ardından açık ve net bir yazıyla Frida filminin ve uğradığı taciz ve hakaretlerin hikayesini  anlatacaktı:

“Harvey Weinstein benim de canavarım.”

 

salma hayek

Salma Hayek

Salma Hayek yalnız değildi. Sadece Weinstein’e karşı konuşan oyuncular skandalı uzun süre gündemde tutmaya yetecek kadar kalabalıktı; aralarında “Miramax’ın prensesi” diye tarif edilen Gwyneth Paltrow ve Angelina Jolie de vardı.

Anlatılanlar tacizlerinin kaynağında yatan şey olarak Weinstein’in güçle olan hastalıklı ilişkisine işaret ediyordu. Kadın erkek sektörde eşit ilişki kurmaktan hoşlandığı kimse yoktu; hiçbir konuda hayırdan anlamıyordu. Peki otuz küsür sene boyunca iş etiğini bu denli yok saymasına nasıl müsaade edilmişti?

Weintstein’in eski dostları ise bir müddet bocalasalar da kısa zamanda yükselen tepkilerin ciddiyetini anlamak zorunda kaldılar.

 

Oliver stone

Oliver Stone

Ancak bir süre sonra kendisi de tacizle suçlanacak olan Oliver Stone’un, Tarantino’nun tuhaf savunmaları hafızalarda yerini aldı. 

En garip tepkilerden biriyse 90’lı yıllara özellikle dekolte elbiseleriyle damgasını vuran Donna Karan’ınkiydi. Ünlü modacının “kadınlar da açık seçik giyinerek bunları hak ediyor” minvalindeki sözlerini geri alma çabaları elbette boşunaydı.

 

Donna Karan

Donna Karan

2017 yılına damgasını vuran, taciz kültürünü açık etme cesaretini gösteren kurbanlar oldu. Onları dünyanın pek çok yerinden ses veren başkaları izledi ve farklı dillerde “ben de” anlamına gelen hashtagler sosyal medyayı doldurdu. 

Time dergisinin de 2017 yılının kişisi olarak “sessizliği kıran” bu insanları seçmiş olması şaşırtıcı değil. Esas soru ise bundan sonra ne olacağı.  

Time’ın makalesinde yer verdiği isimler arasında yer alan Terry Crews, güçlü bir Hollywood yöneticisinin tacizine uğradığını açıklayan erkek bir oyuncu. Verdiği bir röportajda sektörün Weinstein öncesi ve Weinstein sonrası olarak ikiye ayrıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir gün köleydiniz, ertesi gün özgürsünüz. Hollywood asla eskisi gibi olmayacak.” 


Bu tür bir emansipasyondan söz etmek için erken olabilir ancak bir paradigma değişikliğini ummak abartılı olmayacaktır. Bunun ilk işaretleri gelecekten önce, geçmişin ele alınış biçiminde görülüyor. Eski defterler yeni bir perspektiften açılıyor ve ilk kez doğru sorular soruluyor. En başta “nasıl olur?” şaşkınlığı ile...

19 sene önce Weinstein’ın asistanıyken Venedik Film Festivali’nde bir meslektaşının başına gelen tecavüz girişiminden sonra olanları bu hafta BBC’ye verdiği bir mülakatta anlatan Zelda Perkins’ın bu soruya bir yanıtı var. 

 

zelda perkins

Zelda Perkins

Weinstein’in aynı anda hem bir canavar hem de tüm kartları elinde bulunduran, güçlü olduğu kadar “müthiş heyecan ve ilham verici” bir insan olduğunu, bu yüzden herkesin kariyerinin bir şekilde onunla iyi geçinmesine bağlı olduğunu anlatan Perkins, olayın ardından yaşananları da özetliyor:

Genç kadın ve arkadaşına kendi avukatları dahil herkes bu işin peşini bırakmaları nasihatini verirken, o zaman Weinstein’in patronu konumundaki Disney yöneticileri çareyi (belki de alışkın oldukları gibi) hızlıca bir sessizlik anlaşması yapmakta bulmuşlar. 

Weinstein davası bu anlamda büyük şirketlerin karşısındaki bireyler için hukukun işlevsizleşmesinin yakıcı bir örneği.

Yani Hollywood’la başlayan ve Hollywood sayesinde görünürlük kazanan bu mesele öyle veya böyle bir “paradigma  değişikliği” getirecekse, bunun hukukun işleyişini kapsaması gerekiyor.

Ancak bilhassa Amerika özelinde işler daha da karışacak gibi. Zira uzun süredir göz önünde olan Donald Trump da nihayet resmen topun ağzında. Trump’ı tacizle suçlayan onlarca kadından üçü 11 Aralık’ta bir basın açıklaması yaparak Kongre’yi suçlamaları araştırmaya çağırdı.

Aynı tarihte bir açıklama yapan Beyaz Saray Basın Sekreteri Sarah Huckabee Sanders “suçlamaların görgü tanıklarınca yalanlanan iddialardan ibaret” olduğunu ifade etti.

Buraya kadar verilen tepki anlaşılır, ancak Sanders’ın hemen ardından söyledikleri cürmün değilse bile sistemin işleyişinin itirafı gibiydi:

“Ayrıca bunlar Trump Başkan seçilmeden çok uzun zaman önce yaşandı. Bu ülkenin halkı seçimde Trump’a olan desteğini açıkça göstermiştir. Bu sürecin suçlamaları yanıtlamış olduğu kanısındayım.” 

Bir seçim başarısının adi suç niteliğindeki eylemlerin savunması için kullanılması paradigmanın nerede yanlış olduğunu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Ne kadar da tanıdık...
 
Neticede hakkındaki taciz iddialarının hemen ardından bir televizyon dizisinde canlandırdığı Amerikan Başkanı rolünü kaybeden Kevin Spacey’e uygulanan kriterlerin gerçek Amerikan Başkanı’ndan esirgendiği uzun zamandır konuşuluyor. 

Trump daha ileri giderek özel konuşmalarında seçim dönemi medyaya sızan, kadınlar hakkında korkunç hislerini ortaya serdiği bant kaydındaki sesin kendisine ait olmadığını dillendirmeye başlayınca, ses kaydının taraflarından televizyoncu Billy Bush 3 Aralık’ta New York Times için kaleme aldığı makalede başta bir standup şovu gibi dinlediklerini söylediği bu yorumların ağrılıyla nasıl yüzleştiğini anlatırken, kendisi ve otobüsteki diğer gazetecilerin çanak tutan tavırlarını da anlamlandırmaya çalışıyordu:

“Hiçbirimiz gelecekteki başkanımızı bilerek desteklemedik. Ama her birimiz başarı uğruna kendimizden bir şeyleri kurban verdiğimiz için suçluyuz.” 

Bush “şimdi işin doğrusunu biliyoruz” diyor.  Ne kadar haklı olduğunu zaman gösterecek.