Ahmet Külsoy
Oca 17 2018

'Hrant cinayetinden ‘Cemaat’ dahil Devletin tüm kanatları sorumlu!'

19 Ocak 2007, saat 15:00. Osmanbey’de Sebat Apartmanı’nın önü. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink, yüzüstü yerde yatıyordu...

18-19 yaşlarında, kot pantolonlu, beyaz bereli katil Ogün Samast; Hrant Dink’in kafasına üç kez ateş edip onu fiziki olarak aramızdan ayırdı. Türkiye, 11 yıldır Hrant’sız…

Uluslararası haber ajansları ve haber kanalları Hrant Dink’in öldürülmesini flaş haber olarak dünyaya duyurdular. Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan, Ahval’e yaptığı açıklamada; “Hrant’ın gündeme getirdiği konular, Türkiye’de üzeri kapatılmış, konuşulması istenmeyen konulardı. Hrant, bu konuların konuşulmasına uygun bir yol bulmuştu” dedi.

“Hrant Dink’in söylediklerini anlayan da var anlamak istemeyen de. Yanlış anlayanlar da var.” diyen Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan, şu değerlendirmeyi yaptı:

Hrant Dink’in, bu konuya kulağını kapatmış birçok insana ulaştığını” dile getirerek: “Hrant’ın en büyük özelliği buydu. Anadolu Ermenilerinin başına gelen olayı içtenlikle, yürekten konuşan birisiydi.

Dolayısıyla, Türkiye demeyeyim ama Türkiye’de bir kesimin kulaklarını, gözlerini, Ermeni meselesiyle daha hâkim biçimde ilgilenmeye yöneltmiştir.

Hrant, söyleşilerde, televizyon konuşmalarında tarihsel olarak Ermeni meselesinde farkındalık yaratmıştı. Hrant Dink cinayetine giden süreç böyle başlamış oldu.

Çünkü o dönemin muktedirleri işin değişeceğinin farkına vardılar. Değişim istemiyorlardı. Dolasıyla Hrant’ı susturmak istediler.

Yetvart Danzikyan
Yetvart Danzikyan

Hrant’ın arkadaşlarının 11 yıldır bu davayı takip ettiklerini kaydeden Danzikyan, bu davayı kamuoyunun önemli bir kesiminin izlediğini belirterek, şöyle devam etti:

11 yılda gelinen noktanın tatmin edici değil. Bir zaman Gülen cemaati, ‘bundan Ergenekon sorumludur’ diyordu. Daha sonra Gülen cemaati ile kavga başlayınca, bu kez ‘cinayetten Gülen cemaati sorumludur’ denilmeye başlandı.

Biz bu davanın seyrine baktığımızda hem Gülen cemaati hem de devletteki bütün kanatların cinayette sorumlu olduğunu düşünüyoruz. Bunun içine Ergenekoncuları da katabilirsiniz. Yani kolektif bir cinayet işlenmiştir.

“Türkiye’de daha önceleri Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Abdi İpekçi, Çetin Emeç cinayetlerinin, devletin bir kanadı tarafından işlendiği şüphesi üzerinde durulduğunu” söyleyen Yetvart Danzikyan şöyle devam etti:

“Hrant Dink cinayeti davasına baktığımızda, Gülen’e yakın polisleri, devletin klasik memurlarını, devletin bütün kanatlarını görmek mümkün. Bu cinayette Hrant’ın Ermeni olmasının payı büyüktür. Mahkeme sürecine baktığımızda bunu net görüyoruz.”

Yazar, akademisyen, Özgür Üniversite kurucusu Fikret Başkaya; “Hrant Dink, kutsal devletin ‘yasak saydığı’ alana girme cesaretini göstermişti” diyerek şunları ekledi:

Haysiyetli bir tavır ortaya koymuştu. Kutsal devlet de artık sesini kesme zamanının geldiğini düşünüyordu ve gereği düşünüldü... ‘Hrant’a adalet’ dendi; göstermelik yargılamalar, duruşmalar birbirini izledi.

Kutsal devletin işlediği vahşi cinayetin ‘açığa çıkarılacağına’ inananlar çoğunluktu. Hem cinayetin faili devlet olacak ve hem de o cinayet açığa çıkarılacak, sözde ‘adalet’ tecelli edecek...

Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırı değil midir? Zira bu ülkede devlet cinayetlerinin bir adı da ‘faili meçhul cinayetlerdir’ ve üstelik sayıları yüzlerle, binlerle, on binlerle ifade edilen cinayetler.

Uzağa gitmeye gerek yok, Cumartesi Annelerine bak, anlarsın… Hrant, ‘kutsal devletin’ yüksek çıkarları için katledileli tam 11 yıl oldu. Ve bu zaman zarfında devletin faili olduğu bu vahşi cinayetin üzerindeki sis perdesi öylece duruyor. Başka türlü olabilir miydi?

“Taammüden cürüm, bilerek ve isteyerek, önceden tasarlayarak suç işlemektir. Eğer taammüden cinayet işleyen devletse, kim kimi cezalandıracaktır?” sorusunu yönelten Başkaya şöyle devam etti:

O zaman sorunun üstüne gidiliyormuş gibi yapılarak dosya kapatılır. Tabii haklı olarak şöyle bir soru akla gelir: Devlet neden cinayet işler, masum bir insanı katleder?

Devletin yüksek çıkarları için... Hrant Dink, taammüden işlenmiş bir devlet cinayetinin kurbanıydı. Katli vacipti, zira devletin yüksek çıkarlarına zarar verdiği düşünülüyordu.

Yüzyıllık yalanı ifşa ediyordu. Koskoca bir halka reva görülen zulmü hatırlatıyordu. Rejimin ayıbını açığa vuruyordu. Ve devlet ricali de, ayıbı açığa vurmanın daha büyük ayıp olduğunu düşünüyor olmalıydı...

Eğer resmi ideolojiye radikal bir itirazınız varsa; Devlet, adınızın üstüne bir kırmızı çarpı işareti kor ve ömür-billâh yakanızı bırakmaz. Zira resmi ideolojiye, resmi doğrulara karşı çıkmak, rejimin tabularına dokunmak, rejimin büyüsünü bozmak, ‘mayınlı alana’ girmektir.

Gazeteci, yazar, belgeselci Ümit Kıvanç; “Hrant Dink, Türkiye için muazzam bir imkândı. Kendini memleketin esas sahibi sayan pek çok insandan kat kat fazla Anadolulu, İstanbulluydu” değerlendirmesi yaptı ve şöyle devam etti:

Önyargılı, takıntılı, milliyetçi, kindar, uzlaşmaz bir adam olsaydı onu kimse öldürmezdi. Bunların tersiydi.

Türk toplumuna, kendisini ezen manevî yükü onurlu bir şekilde nasıl sırtından atabileceğini göstermeye çalışıyor, Ermeni halkının maneviyatını zehirleyen halledilmemiş meselenin halli için çok makul, mantıklı bir uğraşı, insanların aslen duygularına seslenerek yürütebiliyordu.

Televizyonda bir faşistin ürkerek dikkat çektiği üzre, insanlarımız ‘acaba mı?’ demeye başlamışlardı, çünkü Hrant’a kulak vermemek, verince de ona yaklaşmamak imkânsızdı.

Kıvanç, “Bu davada ‘gerçek adalete’ ulaşmak mümkün mü?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

Bu haliyle değil. On sene yırtındık, ayrı ayrı davalara serpiştirilerek korunan devlet görevlileri ile cinayet işinde kullanılan cahil saldırgan gençler bir araya getirilsin, öyle soruşturulsun, yargılansın diye; sonunda fiilen bu neredeyse gerçekleşti.

En üst düzeydeki emir ve karar vericiler dışında ilgili herkes bir şekilde mahkeme önünde. Ama derinlemesine ciddi soruşturma yok ortada tabii.

Bizim iki-üç ifadeyi yan yana getirerek bulabildiğimiz yol gösterici soruların da peşine düşülmüyor, ilgililerin bütün bildiklerini anlatmalarını sağlayacak bir savcılık faaliyeti de görülmüyor.

Dava, suikastı yalnız “FETÖ”nün üzerine yıkma hedefiyle sürdürülüyor. Bu açıdan işe yaramayacak, ama cinayetin ardındaki devlet içi örgütün aydınlatılması açısından önem taşıyabilecek hiçbir şeyle ilgilenilmiyor.

Hrant Dink

Birikim Dergisi Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner ise Dink cinayetiyle ilgili olarak şu görüşleri ortaya koydu:

Hrant Dink, en sıkı korunan resmi tabularımızdan herhalde birincisi olan ‘Ermeni soykırımı’ konusunda Türkler, Kürtler ve Ermeniler arasında başlatılacak gerçek bir diyalog ve tartışma sürecinin bütün tarafların akıl ve vicdan sağlığı açısından ne denli sağaltıcı olabileceğini toplumun çoğunluğuna anlatabilmeyi başarmış bir aydınımızdı.

Bunu, samimiyetinden kuşku duyulmaz bir üslupla yapabildiği için bu denli etkili olabilmiş; o yüzden de bu konudaki resmî-milliyetçi, şoven tezlerin savunucuları tarafından hedef tahtasına konuldu.

Hrant Dink cinayeti davası, üç beş çapulcunun marifeti olarak sunulan bir iddianameyle bir iki yıl yürütüldü. AKP ‘askeri vesayet’ ile hesaplaşma faslına geçince, bu kez katillerin Balyoz ve Ergenekon planları ve failleri ile ilişkisini öne çıkaran bir yargılama etabına geçildi.

Bu etapta deliller aranırken Ergenekoncuların yanı sıra AKP ve ‘Cemaat’le yakın bağları bilinen resmi görevlilerin de dahli ortaya çıkınca, hükümet bu gerçeğin üzerinin örtülmesi için elinden geleni yaptı, o kişilerin ve ilişiklerinin davaya dâhil edilmesine izin vermedi.

Ama bir süre sonra AKP iktidarı ‘Cemaat’ ile kapışma aşamasına geçince, bu kez canilerin Ergenekon failleri ile ilişkisini atlayan, Hrant Dink cinayetini tamamen bir ‘Cemaat organizasyonu’, bir ‘FETÖ komplosu’ olarak sunan bir dava süreci başlatıldı ve sürüyor.

İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri; Hrant Dink’in, Türk milliyetçiliğini olduğu gibi Ermeni milliyetçiliğini de açık açık elinin tersi ile itme cesareti gösteren, barışı savunan bir gazeteci olduğunu belirtti.

Hrant Dink’in, 30 Ocak 2004 tarihli çok tepki çeken ‘Türk’ten Kurtulmak başlıklı yazısında Ermenilere yaptığı önermenin çok önemli olduğunu hatırlatan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri şunları kaydetti:

Soykırımın etkilerinden kurtulmak için illa Türkler adım atmıyorsa, Ermeniler kendilerine ilaç olabilir, derken düşmanlık ve kin yoktu sözlerinde. Önemli bir soruna, barışı mümkün kılacak bir çözüm öneriyordu.”

“Bu davadan adalet çıkar mı?” sorusuna Yoleri’nin cevabı şöyle: “Adaleti, ‘tüm sorumluların ve katillerin yargılanması ve ceza alması’ olarak tanımlarsak, bu davada adaletin kolay gerçekleşmeyeceğini söylemek mümkün. Ancak alınan yol önemli. Bu davanın takibi aynı inat ve ısrarla sürdürülebilirse, gerçek katillere ulaşmak imkânsız değil.

Hrant Dink
Hrant Dink

Yazar ve akademisyen Murat Belge; Hrant Dink’in katledilme yıl dönümü yaklaşırken Ahval’e yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

Hrant Türkiye'nin Ermeni Kıyımı'ndan birikmiş ve büyümüş sorununun olabilecek en medeni çözüm yolunu ve imkanını temsil ediyordu. Çünkü intikam duygusu taşımıyordu ve Türkler'i tanıyor ve seviyordu.

Onu öldürmekle Türkiye (Türkiye'nin bu kafada olan kesimi) bu imkanı öldürmüş oldu. Bir başka Hrant'ın çıkması çok zayıf bir ihtimal. Her bakımdan istisnai bir insandı.

Belge, “Bu davadan adalet çıkar mı?” sorusunu şöyle cevapladı:

“Olayı örtme çabaları oldukça başarılı oldu, oluyor. Ülkede çok radikal değişimler olmadıkça dişe dokunur bir sonuç alınamayacağı kanısındayım. Bu durum da, olayı gerçekleştirenlerin etkili bir koalisyon halinde çalıştıklarını gösteriyor. Ve zaten orada tıkanıyor. AKP de olayın aydınlanmasını pek fazla istemediğini belli etti.
Bu olayın çözülmemesi aynı zamanda Türkiye'nin ‘medeni toplumlar’ kümesine geçememesi anlamına geliyor. Çünkü bu bir genel zihniyetin somut uzantılarından biri ve o zihniyetin egemenliği de değil, yalnız varlığı bile bir toplumu ikinci, üçüncü lige mahkum etmeye yeter.”
 

Barış Vakfı Genel Sekreteri Hakan Tahmaz ise “19 Ocak 2007 ile 24 Nisan 1915 tarihlerinin Türkiye hafızasında kara gün olarak yer alacağını” ifade etti.

Hrant Dink