Eyl 11 2018

‘İdlib’te Türkiye destekli muhalifler beklenen saldırıların ilk hedefi olacak’

Dünyanın gündemi Suriye’de İdlib. Tartışmalar, değerlendirmeler, üst üste gelen açıklamalar radikal İslamcıların hakim olduğu bu bölgeye yönelik. Suriye Rusya bölgeye yönelik operasyon öncesi hava bombardımanı düzenliyor.

Washington Institute’de yayınlanan Fabrice Balanche imzalı makalede “İdlib operasyonunun ilk raundu Türkiye destekli muhalifleri hedef alabilir” değerlendirmesi yer alıyor.

O makale şöyle:

“Esad rejiminin İdlib’e yönelik operasyonu başlamak üzere. Ordu birlikleri, haftalardır şehrin sınırlarına yığınak yapıyor, hazırlık hava saldırıları ve bombardımanları ise başladı. Aralarında kendisine yakın muhalifleri ve Suriye’deki uzun dönemli çıkarlarını korumak isteyen Türkiye’nin bulunduğu çeşitli uluslararası aktörler, operasyona açıkça karşı çıkıyorlar. Yine de, Şam ve Moskova ile Tahran'daki müttefikleri, Ankara’nın memnuniyetsizliğine kayıtsız görünüyorlar ve diğer dış uyarılar tarafından da caydırılamayacaklar.

Mart 2016'da, İdlib’teki muhaliflerin sayısı 50 bin ile 90 bin arasındaydı. Bu muhaliflerin yaklaşık 50 bini  üst gruplara bağlı tam zamanlı savaşçılar iken, 40 bini  ise küçük yerel gruplara bağlıydı. Bu muhalifler, rejimin son iki yılda geri aldığı Halep, Guta, Deraa ve Rastan'dan gelen yaklaşık 20 bin diğer muhaliflerle takviye edildi. Şehirdeki muhaliflerin bir kısmı öldürüldü, Suriye'den ayrıldı ya da Türkiye’nin kontrolündeki bölgelere taşındı. Bu yüzden, günümüzde İdlib’teki muhaliflerin tam sayısını bilmek zor, fakat genel olarak dile getirilen 30 binden  çok fazla olduğu.

Muhalifler iki ana gruba ayrılabilir. El Kaide bağlantılılar tarafından yönetilen Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ, Şam’ı Özgürleştirme Heyeti) ve Jabhat el-Wataniya el-Tahrir (Ulusal Kurtuluş Cephesi (JWT)). Ankara’nın ilk amacı olan HTŞ’nin dağıtılmasının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması üzerine Türkiye, HTŞ'yi zayıflatmak, onun muhaliflerini bir araya getirmek ve bütün bölgeyi ele geçirmesini engellemek için bu Mayıs’ta JWT’yi kurdu. JWT’nin 11 fraksiyonu, Özgür Suriye Ordusu ile Ahrar el-Şam’ın kalıntılarını içeriyor.

Esad İdlib’i tamamen ele geçirmeyi istese de, oradaki muhalif güçlerin büyüklüğü göz önüne alındığında, muhtemelen başlangıçta sınırlı bir saldırıya razı olacaktır. Rejimin ana amacı, Cisr-El Sugur’da civarında bulunan muhalifler tarafından sürekli olarak hedef alınan Hmeymm hava üssüne ve Lazkiye’ye daha iyi koruma sağlamak. İkinci hedef, Maarat el Numan'a kadar İdlib’in güney kısmını ele geçirerek muhalifleri Hama'dan uzaklaştırmak. Bir diğer hedef ise Halep'in batı bölgesini muhaliflerden arındırmak olabilir.

Bu açık hedefler dikkate alındığında, Türkiye destekli muhalifler muhtemelen beklenen saldırıların ilk hedefi olacak. Son bombardıman Cisr-El Sugur'un bir başka potansiyel ilk hedef olduğunu gösteriyor, ancak oraya saldıran herhangi bir Suriye birliği, etnik özelliklerinden dolayı diğer gruplara zayıfça bağlı olan Türkistan İslam Partisinin Uygur savaşçıları ve El-Kaide’ye sadık HTS’nin önde gelen grupları ile karşı karşıya gelebilir. Dahası, bölgeyi çevreleyen arazi sarp ve piyadelerle yeniden alınması aylar sürebilir. Böyle bir operasyonun zorluğu, orduyu bölgeyi hemen ele geçirmeye çalışmaktan caydırabilir.

Aksine Suriye Ordusu’nun, El-Ghab ovası ile hava kuvvetleri ve zırhlı birliklerle muhalif savunmasını ezebileceği Jabal al-Zawiya çevresindeki alçak bölgeleri ele geçirmesi daha kolaydı. Batıdan gelen Suriye birlikleri, Maarat El Numan'ı ele geçirmek için Ebu Duhur'dan geleceklerle birleşebilirdi. Böylece, güneyde kalan Türkiye yanlısı muhalifler kendilerini kuşatılmış olarak bulacak ve belki de Afrin veya Cerablus gibi Türkiye kontrolündeki bölgelere göç etmeleri gibi bir teklifle teslim olmaya zorlanacaklardı. Ordu daha önce bu stratejiyi Guta, Halep, Rastan ve Deraa'da kullandı: Yani, önce en zayıf gruba saldırarak muhalif bölgeyi böldü ve sonra gruplarla ayrı ayrı müzakerede bulundu.

Ankara elbette bu stratejiye şiddetle karşı çıkıyor. Böyle bir kampanya, Türkiye'nin ve HTS'ye karşı mücadelede kararlı olan yerel müttefiklerinin güvenilirliğe zarar vererek en ağır sonucu JWT üzerinde yaratacaktır. Ankara, saldırının ertelenmesini istiyor, ancak Şam, Tahran ve Moskova, Türkiye'nin HTS'yi yok etme sözünü yerine getirmediğini iddia ediyor, bu yüzden İdlib'i kendi kendilerine temizlemekten başka çareleri yok.

2017 sonbaharında, İdlib’e yönelik bir rejim saldırısı, Şam'ın Abu Duhur askeri üssünün de aralarında bulunduğu güneydoğu kısmını ele geçirmesini sağladı. Erdoğan bu operasyona öfkelendi ve açıkça Şam’ı yandaşlarına saldırmakla tehdit etti. Sonunda Rusya, Afrin'in Kürt bölgesine saldırılması için ona yeşil ışık yakarak Erdoğan’ı yatıştırdı. Şam, Türkiye’nin Suriye’deki önceliğinin YPG’nin yok edilmesi olduğunun farkında olarak bir sonraki İdlib operasyonu için benzer bir teklifte bulunabilir.  Yine de, kuzeydoğudaki ABD askeri varlığı, Erdoğan Moskova'dan başka bir yeşil ışık alsa bile Kürtlere karşı yeni bir Türk saldırısını engelleyebilir.

Durum ne olursa olsun, JWT'nin ortadan kaldırılması, Şam'ın müzakere masasında muhalefeti temsil edebilecek birkaç fraksiyondan kurtulmasını sağlayacaktır. 2011'den bu yana sürdürdüğü karşı-ayaklanma stratejisinin bir parçası olarak, rejim sürekli olarak ılımlı muhalif grupları hedef aldı, böylece sadece HTS gibi radikal gruplar kaldı. Uluslararası toplum bu tür radikallerden korkuyor ve onları rejime karşı politik bir alternatif olarak görmüyor. Bu nedenle Esad, kendisini devirmeyi amaçlayan dışarıdaki çabaları sonlandırmak için onlara karşı koymaksızın radikallerin kenetlenmesini isteyebilir.

Türkiye, HTS'yi cihatçı ideolojiden ayrılmaya ve JWT ile bütünleşmeye ikna etmeye çalıştı. Başarılı olsaydı, Ankara Şam karşısında sağlam bir avantaj elde ederdi, belki de İdlib bölgesini kuzey Halep gibi Türkiye’nin kontrolüne sokacak ve Erdoğan'ın sınırın Suriye tarafında oluşturduğu tampon bölgeye katılması için yeterli olacaktı. Yine de HTS'nin JWT ve diğer rakiplerini neredeyse tamamen Kuzey İdlib'den uzaklaştırması bu senaryonun doğruluğunda şüphe uyandırmaktadır, zira bu esas olarak El Kaide için bir güvenli bölge oluşturma anlamına gelecektir.

Yaklaşan İdlib savaşının ölçeği ve sonuçları hakkında pek çok bilinmeyen var. Şam ve müttefikleri geçmiş stratejilerine sadık kalırsa, yaklaşmakta olan saldırı muhtemelen insani nedenlerden ziyade stratejik nedenlerden ötürü sınırlı olacak. Yüz binlerce sivilin, şehrin kuzeyine kaçması gerekecek. Ancak savaşın kendisi çok kanlı olmayabilir, en azından Türkiye destekli muhaliflere karşı yapılacak ilk raunt.

Kuzey İdlib'de HTS'ye karşı ikinci bir raunt başlatıldığında, bunun farklı bir büyüklük derecesi olabilir. Moskova, Tahran ve Şam, bu bölgedeki El Kaide'yi ortadan kaldırma amacının büyük insani ihlalleri haklı çıkaracağını ileri sürerek, ezici güç kullanmayı deneyecektir. Bu Makyavelist plan askeri açıdan başarılı olsa bile, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilere ciddi zararlar verecektir. Bu nedenle İdlib savaşı, özellikle Suriye veya Rus kuvvetleri muhalif bölgeleri belirleyen Türk gözlem noktalarını hedef alırsa, Ankara-Washington yakınlaşması için bir fırsat sunabilir.”