Aktör devletler İdlib saldırısı üzerinden pazarlık yapıyor

Şehre giriş çıkış noktaları azaldı ve ana tesisler zor bulunuyor.

Suriye’nin kuzey batısındaki İdlib’den toplu göç başladı. Kentte yaklaşık 1,5 milyon insan yerinden edildi, 30 bininin 1 Eylül’den itibaren kaçtığı düşünülüyor. İsyancıların elindeki kente beklenen saldırı başlayacak olursa Birleşmiş Milletler bu rakamın 800 bine yükselebileceğini söylüyor.

Yardım kuruluşları İdlib’deki büyüyen krize karşı uyardı. Şehre giriş çıkış noktaları azaldı ve ana tesisler zor bulunuyor. Kent dışında Ankara ve Moskova İdlib bölgesi ve isyancı grupların kaderi üzerine pazarlık yapıyor.

Doğuda, Kürt müttefikleriyle birlikte Suriye’nin yüzde 25’ini kontrol eden ABD denetimsiz şiddet ve kimyasal savaşa karşı uyardı. 11 Eylül’de Birleşmiş Milletler’de konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Gutterres “kana bulanmış Suriye çatışmasında benzeri görülmemiş bir insani kabusun” yaşanabileceği konusunda uyardı.

İdlib’de kalan yardım kuruluşları, Esad rejimi ve Rusya ile uzlaşma görüşmelerinin ardından, savaş nedeniyle yerinden edilmiş sivilleri ve İdlib’de terk edilmiş ailelerini destekliyor.

Telefonla görüştüğümüz Mercy Corps’tan Wilf Dinnick “Ekiplerimiz sahada yardıma hazır” dedi, “ama çatışmalar nedeniyle kesişme noktaları kesildiği için gıda ve temiz suya erişim zor. Bu toplulukların birçoğunda yaklaşık üç-dört günlük su kaldı. Ve hijyen de ciddi bir endişe kaynağı haline geliyor”.

Dinnick, “Altı yıldan fazladır temel malzemeleri dağıtıyoruz ama çatışma arttıkça ve siviller çapraz ateşte kaldıkça insanlar kaçmaya zorlanıyor. Henüz ekiplerimiz büyük ölçekli bir yerinden edilme görmedi ama buna hazırlanıyoruz” dedi.

Türkiye, 7 Eylül'deki Tahran zirvesindeki saldırıyı durduramamış olmasına rağmen, bu yönde önemli bir adım atmış olabilir. Ankara’nın katılımına dayanan Rus destekli Astana Süreci’nden geri çekilmekle tehdit eden Türkiye’nin, Rusya’nın elini kolunu bağladığı anlaşılıyor.

Bu, Türkiye'nin, El Kaide bağlantılı Hayat Tahrir el-Şam'dan (HTS) 10.000 kadar savaşçıyı ayırıp İdlib'in kuzeyindeki Türk kontrolündeki bölgelere yerleştirmesine zaman tanıyacaktır.

İhtilaflı vilayetin %60'ından fazlasını HYS kontrol ederken Türkiye’nin bunu nasıl başaracağı net değildi. Ancak bu, İdlib'deki çok sayıda sivilin yanı sıra yaklaşık 50 bin Türkiye destekli savaşçının da korunmasına yardımcı olacaktı.

Washington Istitute’ten Barbara Leaf elektronik posta ile verdiği görüşte “Orada olacakların, yalnızca çatışma sonrası Suriye’ye değil, Suriye’nin komşuları ve potansiyel olarak Avrupa’ya da yansımaları olacaktır” dedi.

“Rusya, İran ve Hizbullah tarafından desteklenen Suriye güçlerinin Grozni tarzı bir saldırısı mı olacak? Bu türden acımasız ve ayrım gözetmeyen bir askeri harekat, halihazırda 3,5 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye'ye Suriye ve Irak’a büyük bir mülteci dalgasını harekete geçirecektir.”

ABD Başkanı Donald Trump daha önce de önerdiği üzere Suriye'den çekilmek yerine, İran'ın ülkedeki nüfuzu azalıncaya kadar Amerika Birleşik Devletleri Suriye'de kalmaya kararlı. Bu amaçla, İdlib veya en azından İdlib'in yansımaları kritik olabilir.

ABD yönetiminin Suriye ile görüştüğü yenilenmiş ciddiyetin bir göstergesi, eski Türkiye Büyükelçisi James Jeffrey'nin Suriye'ye ABD özel temsilcisi olarak atanmasıyla ölçülebilir. Jeffrey’nin Ankara’daki tarihi nedeniyle ABD, nüfuzunun İdlib’deki herhangi bir çatışmayı şekillendirebileceğini umuyor.

Bu yeni ciddiyetin belirtileri ABD yönetiminin Suriye’ye bakışının ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi James Jeffrey'nin ABD 'nin Suriye'ye özel temsilcisi olarak atanmasıyla ölçülebilir. Jeffrey’nin Ankara ile geçmişi nedeniyle ABD nüfuzuyla İdlib’deki herhangi bir çatışmayı şekillendirebileceğini umuyor.

Leaf  “Ankara ile ikili ilişkiler oldukça gerginken, Erdoğan Jeffrey’i tanıyor ve ona saygı duyuyor ve İdlib'e yönelik bir saldırıyı önlemek için ABD ile çalışmak çıkarlarına uyumlu” dedi, “İsrail ve Avrupa'daki önemli müttefiklerin koordinasyonuyla birleştiğinde, Suriye topraklarının %40'ını kontrol eden iki ülkenin çıkarlarının ortak noktası Moskova’ya karşı yönetimsel bir koz sağlayacaktır, tabi bunu kullanmayı tercih ederse”.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.