İdlib anlaşması bir sonraki savaş için ortamı hazırladı

Türkiye ve ABD verdikleri sözlere rağmen cihatçı güçleri meşru muhalefetten izole etmeyi başaramadı.

Uzun zamandır beklenen ve Suriye’nin İdlib kentini kimin yöneteceğini belirleyecek olan epik savaş ertelendi. Rusya Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki anlaşma Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile hızla azalan muhalefet arasındaki mücadeleyi çözmedi.

Daha ziyade, Suriye’de savaş sona yaklaştıkça kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için  tüm tarafların operasyonların şekillendirilmesinde önemli bir bölümü temsil ediyor.

Son haftalarda Şam ve müttefiklerinin İdlib'deki isyanı ezmek ve Esad hükümetine karşı düzenlenen savaşı etkin bir şekilde sona erdirmek için askeri harekat düzenleyeceğine yönelik endişe ve uyarılar artış görüldü.

İki taraftan da gelen vahim kimyasal saldırı uyarıları, beraberinde gelecek olası insani felaket ihtimalini de arttırıyor.

Tüm tarafların en kötü korku ve uyarılarını gerçekleştirecek bir savaş olasılığı mevcut ama bunun için iyi sebepler var.

Tüm en alarm verici uyarılı doğrulayan ve bütün tarafların en kötü korkularını haklı çıkaran bir çatışma olması mümkün ama Suriye iç savaşının, özellikle de son dönemde güneyde nasıl yürütüldüğüne bakarak bu savaşı bitirecek olan muharebenin kimyasal silah kullanmadan yürütüleceği, rejimle cihatçı olmayan isyancılar arasında çok daha az kanlı karşılaşma yaşanacağı, çökmekte olan El Kaide ve benzeri grupların kadrolarına (Suriye’de olmasa bile) savaşmaya devam etme fırsata vereceği ve en önemlisi daha az sayıda sivilin yerinden edilmesiyle sonuçlanacağına dair iyi nedenler var.

17 Eylül’de açıklanan Rus-Türk anlaşmasının koşulları, İdlib savaşının, Dera ve diğer bölgelerdeki savaşlara benzeyeceği görüşüne katkıda bulunuyor. Rejimin ve müttefiklerinin gücünü pekiştiren bu savaşlar, silahlı muhalefet daha yönetilebilir parçalara bölünerek ve büyük bir insan felaket yaratılmadan yürütülüyordu.

Erdoğan ile görüşmesinin ardından konuşan Putin 15 Ekim itibariyle Suriye hükümetiyle isyancılar arasında 15-20 kilometrelik silahlardan arındırılmış bölge oluşturacaklarına dair detayları paylaştı.

Rus ve Türk güçleri tampon bölgede ortak devriyeye çıkacak, bölgesel detaylarsa henüz açıklanmadı. Eski El Kaide ilişkili Heyet Tahrir el-Şam ile Jabhat Fateh al-Sham’in de içinde olduğu radikal gruplar bölgeden gönderilecek ve İdlib’deki Suriyeli isyancı fraksiyonların elinde bulunan ağır silahlar 20 Ekim’e kadar teslim edilecek.

Putin, “Türk ordusu birimleri ve Rus askeri polis birimlerinden oluşan mobil devriye grupları, askerden arındırılmış bölgedeki durumu kontrol etmeli, Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyolları boyunca transit geçiş ise 2018 yılının sonuna kadar yenilenmelidir” diye açıkladı.

Erdoğan “Bu anlaşmayla İdlib'de büyük bir insani kriz yaşanmasını engelledik” dedi, “Muhalefet, bulundukları bölgelerde kalmaya devam edecek. Buna karşılık, Rusya ile belirleyeceğimiz radikal grupların tartışılan alanda faaliyet göstermeyeceğinden emin olacağız”.

Türkiye ve ABD verdikleri sözlere rağmen cihatçı güçleri meşru muhalefetten izole etmeyi başaramadı. Şimdi Ankara, Esad’ın militan düşmanlarının ağır silahlarını el koyarak ve “radikal grupları ortadan kaldırmak” için iki yönlü bir çaba vaat ediyor.

Türkiye, taahhütlerini yerine getirmeye ve birbirinin boğazına sıkışan isyancılardan oluşan Türk mandasının bedelini ödemeye zorlanacak. Eğer Jabhat Fateh al-Sham ve diğer cihatçı gruplara karşı yürütülen savaş başarılı olacaksa, Suriye'den çıkışları için bir yol bulunmak zorunda.

Diğer cephelerde olduğu gibi, Rusya da İdlib'de operasyonel bir rol kazandı. Sadece kendi güçleri cihatçılara - ve aynı zamanda da etrafta bulunma talihsizliğinde olanlara karşı- uzun süredir devam eden savaşı sürdürmekle kalmayacak, şimdiye kadar Ankara’nın desteklediği isyancıların varlığını ve cephaneliğini azaltmak için askerden arındırılmış bölgede Türk güçlerinin yanına askerlerini sevk edecek.

Washington, hem savaşın hem de kararın kenarında kaldı. ABD'nin İdlib'deki muhalif güçlere desteği, Dera'nın güneyindeki son çatışmalarda olduğu gibi, Washington'un kimyasal silah kullanımına askeri olarak müdahale etme tehdidinin caydırıcı değeriyle sınırlı kalmıştır.

Washington, sadece bu kırmızı çizgi geçilirse, sınırlı ve taktiksel ama aynı zamanda yıkıcı bir şekilde tepki vermeye hazır görünüyor. Aksi halde, güneydeki isyancılar keşfedildikçe, kendi başlarına kalıyorlar.

Bu anlayış ve taahhütlerin sadece kısmen yerine getirilmesi beklenebilir.

Rejim ile yapılan yerel mutabakatlar, Rusların isyancılarla yaptığı diyalogların markası oldu ve bu çabalar anlaşmanın yarattığı daha elverişli koşullarda devam edecektir.

Ancak cihatçıların kalmasına izin veren tereddüt ve eksiklikler çözülmedi. Suriye hala savaş halinde. Putin ve Erdoğan arasındaki anlaşma ile bir sonraki savaş için sahne hazırlanıyor.