İdlib politikasının insani ve ekonomik yükleri hızla artacak

Dikkatler son iki haftada 13 askerin hayatını kaybettiği İdlib’de. Günlerdir havadan Rusya, karadan İranlı milisler destekli Suriye resmi ordusu ülkenin kontrolü dışında kalan son toprakları geri almak için ilerleyişine devam ediyor. Yaşanan can kayıplarının ardından Türkiye hükümeti İdlib'deki Türk gözlem noktalarına takviye yaparken, çoktan çöken Astana Süreci-Soçi Anlaşması gereği elinde olan 12 gözlem noktasından geri çekilmeyeceğini Rusya’nın net mesajlarına rağmen açıkladı.

Türkiye destekli Suriyeli radikal muhalifler bölgedeki konumlarını korumaya çalışırken, Türk askeri varlığının oluşan kayıplara rağmen neden orada kalmayı göze aldığı başlı başına bir ayrı tartışa konusu. Türkiye, Astana sürecinde Rusya’ya söz verdiği gibi bölgedeki cihatçı teröristleri temizlemek için mi orada yoksa parçalanmasını beklediği Suriye’de İdlib’i kendi güç alanına mı dönüştürmek istiyor? Suriye toprağı olan İdlib'i Suriye ordusuna karşı korumanın mantığını yaratacağı insani ve ekonomik kayıplar göz önüne alındığında yakalamak kolay değil. Bu soruların cevabı bu yazının esas konusu değil elbette.  

Fakat net olan, yaşanan can kayıplarına, Rusya ile derin ekonomik bağlara ve uçak krizinden bilindiği üzere Rusya’nın Türkiye ekonomisinde kriz yaratma potansiyeline rağmen, Sayın Erdoğan’ın İdlib için Rusya ile didişmeyi göze aldığı. Suriye’deki Rus varlığını Esad üzerinden pekiştiren Putin açısından ise konu, İdlib’deki cihatçıları tamamen bölgeden temizlemek ve böylece Esad’ı hedefe koyan terörle mücadele etmek. Anlaşma zemini de bu nedenle zor.

Esad-Putin ikilisini İdlib’de ateşkese zorlamak için ABD-AB’ye çağrı yapmak ve böylece uluslararası desteğin sağlanması Türkiye açısından batı ile çoktan bozulan ilişkiler nedeniyle neredeyse imkânsız. Erdoğan, Türkiye askeri gücünün bölgedeki varlığını artırmakla Rusya’yı tehdit ederken; Suriye’nin tek hâkimi Rusya, Esad birlikleri üzerinden devam ettirdiği saldırılarıyla Türkiye’nin İdlib için uğraştığı her günün maliyetini ekonomik olarak, asker kaybı olarak artırmak peşinde.  

Konumuz gereği de odak noktası bu savaşın aktif bir parçası olmaya devam etme yönünde AKP hükümetinin yaptığı tercihin, Türkiye Hazine’sinin üzerinde yaratacağı son derece sert olumsuz etkiler.

İdlib çoktan Suriye savaşı içinde yeni ve katmanlı bir çatışma noktasına dönüşünce, Türkiye ekonomisine gelecek ilk yük elbette sır değil: yeni bir göç dalgası. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle bir milyon kişi mobilize olmuş, evlerinden kaçar vaziyette.  Bu mültecilerden 200-500 bin kişinin Türkiye sınırından geçmesi ve kalıcı olması hali, zaten sayısı dört milyona yaklaşan Suriyeli mültecilerin daha da artması demek. Bu insanların yaşam kaliteleri, eğitimleri, sağlık, barınma, beslenme, korunma yükü de milyar dolarla ifade edilebilecek ölçekte Türkiye Hazine’sine ait. Yeni dalganın getireceği ekstra yükün senede 2-3 milyar doları bulması kaçınılmaz görünüyor. Zaten yüzde 15’lerde seyreden tarım dışı işsizlik oranı; yüksek işsizliğin AKP’de yarattığı oy kayıpları politik olarak da yeni mülteci dalgasını AKP açısından tolere edilemez hale getirmekte.  

İdlib’de olanlar Rusya ile ilişkilerin bozulması durumunu da yaratabilecek güçte. Hayır, enerji hatları üzerinden değil, çünkü zaten Türkiye orada da TANAP detaylarından anlaşıldığı üzere Rusya’nın güdümünde kalmaya mecbur. Yaklaşık 2 milyar dolar maliyete katlanarak, batı dünyası ile Türkiye ilişkilerinin temelden sarsılmasına neden olan S-400 alımı şimdi başka bir açıdan sorun haline dönüşmek üzere. 

Sayın Erdoğan ABD Başkanı Trump ile son telefon görüşmesinde Türkiye’nin patriot füze sistemlerini de alabileceğini söylediğini açıklamıştı. Trump’ın dahi şaşırdığı bu teklife karşılık, bu kadar fazla füzenin ne işe yarayacağı, kime karşı kullanılacağı zaten önemli bir belirsizlik. ABD-Türkiye; Rusya-Türkiye ilişkilerini tehditler üzerinden dengeleyebilmek adına yapılan; yapılması olası yeni füze harcamaları ise Hazine’ye nereden baksanız 2-3 milyar dolar daha yük getirecek cinsten. Zaten, Ankara’nın Suriye politikasında yaptığı hataların merkezinde ABD’yi Rusya’ya, Rusya’yı ABD’ye kırdırmaya çalışmak ve arada oluşan maddi kayıpları da mecburen karşılamak zorunda kalmak oldu şimdiye kadar.      

Moskova-Şam Kürt kartını da oynamak, ABD’nin yalnız bıraktığı Suriyeli Kürtleri yeni Suriye anayasasının aktif bir dinamiği haline getirmeyi istiyor. Bu da Türkiye’nin tamamen üzerinde bulunduğu kaygan zeminin iyice sarsılmasıyla sonuçlanacak. İdlib operasyonu karakter olarak kısmen farklı olsa da, TSK’nin şimdiye dek Suriye içinde gerçekleştirdiği harekâtların hedefinde Suriyeli Kürtlerin özerk devlet kurmasını engelleme çabası var. Putin-Esad ikilisinden böylesi bir hamle, Suriye iç savaşı bitmesi, yeni anayasanın kabulü sonrasında Türkiye’nin kuzey Suriye’yi yeniden inşa etme planlarını da olumsuz etkileyecek. Bunun ekonomik anlamı da, Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan inşaat sektörü artık büyümenin motoru olmaktan uzaklaştıkça başka diyarlardan kazanılacak paranın yokluğu demek bu bölgeyi inşa etmesi planlanan şirketler açısından. Kaybın ölçeğini de yine birkaç milyar dolarla ifade etmek herhalde hata olmaz.    

Resmen Rus-Türk askerlerinin karşı karşıya gelmesi gerçeklik kazandıkça, Türkiye piyasalarının da patlayan saatli bomba İdlib krizinden hasar alması kaçınılmaz.  Savaş kelimesi bile kamu bankalarının milyarlarca dolar satmasıyla dolara karşı 6,00 seviyesinin altında tutulmaya çalışılan Türk lirasını olumsuz etkileyecektir.  Merkez bankasının faizi düşük tutmak için milyarlarca liralık Hazine kâğıdı satın aldığı ve yabancı yatırımcının neredeyse esamisinin okunmadığı tahvil piyasasındaysa, faizleri mevcut yapay düşük seviyelerinde tutmak imkânsız hale dönüşecek.  Hele ki “savaş” uzadıkça. 

Sayın Erdoğan’ın talimatıyla politika faizini tek haneye yaz aylarına kadar kademeli indirmeye çoktan soyunmuş merkez bankasını ise zor günler bekliyor. SWAP piyasasını iyice kısarak yabancı fon akışının önünü kesmek devam ettirilmesi dâhice gibi görünmüş bir fikir olsa da, bunun sürdürülemezliği işte böyle sıra dışı ani olaylarda kendini hemen belli eder nitelikte. Faiz indirimleri artık cepte olmadığı gibi, oluşan belirsizlik zar zor, yüksek bütçe açıkları eşliğinde yaratılan kırılgan ekonomik büyümeyi sekteye uğratacak cinsten. Türk lirasının değer kaybı ise zaten yeniden çift haneye yükselmiş tüketici fiyatları enflasyonunu, en iyi olasılıkla bulunduğu seviyeye mıhlayacak cinsten. İdlib tansiyonunun düşmediği her gün Türk lirasının alacağı potansiyel darbeler tabi enflasyonu daha yukarılara taşımazsa.  

Tüm bu maliyetlere katlanmamanın kestirme yolu ise, Şam ile diyaloğun yeniden kurulması. Fakat can kayıplarının ardından bu yolda ilerlemek için de artık geç kalınmış görünüyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.