Tiny Url
http://tinyurl.com/ya354ahq
Paul Iddon
Eyl 08 2018

İdlib: 'Putin, Erdoğan'ı duymazdan geliyor, Ankara itibar kaybediyor'

30 Ağustos günü Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura İran, Rusya ve Türkyiye’ye “İdlib’te büyük ölçekli bir askeri tırmanmadan kaçınma” çağrısı yaptı. Rejim güçlerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki bu vilayete yapmayı planlandığı saldırıdan önce konuşan Mistura, Suriye’nin bu hamlesinin, olumsuz etkileri tüm bölgede görülebilecek “tam bir kasırga” yaratma potansiyeli taşıdığına inanıyor.

Söz konusu üç ülke Astana görüşmelerinde, Suriye savaşına, ülkenin sıcak çatışmalar yaşanan kilit bölgelerinde uzun süreli ateşkes sağlanması yoluyla bir son vermeyi hedefleyen, gerilimi düşürme bölgeleri üzerine çalışmışlardı. Ancak söz konusu gerilimi düşürme bölgeleri Şam ve onun Rus destekçileri tarafından sinsi bir şekilde, rejim karşıtı muhalif güçlere düzenledikleri saldırıları “sıraya sokmak” amacıyla kullanılmışlardı ki bu sene, son olarak doğu Guta ve Daraa bölgelerinde olan da buydu. Bugün geriye kalmış tek önemli gerilimi düşürme bölgesi Idlib. Türk ordusu vilayetin çevresinde 12 gözlem noktası kurdu. İdlib gerilimi düşürme bölgesini kontrol eden tek ülke Türkiye. 

Rusya va İran cihatçı grupların bu bölgenin yakınlarında faaliyet göstermesinden hoşnut değiller. Geçtiğimiz Ekim ayında, İdlib’deki önde gelen cihatçı grup olan Heyet Tahrir el Şam (HTS), Türkiye gözlem noktalarını kurarken, Türk askeri araçlarına eskort bile etti. Ankara ise, Suriye Başkanı Başar Esad’ın ve Rusya’nın üç taraflı anlaşmayı yukarıda anılan şekilde kullanmış olmalarından rahatsız. 

Ayrıca Türkiye, bu üç ülke arasında, rejimin İdlib’de başarılı olmasını istemeyen tek ülke. Rusya kendisinin ve Şam’ın İdlib’de kalmış “bu terörist grupları temizlemeleri gerektiği” konusunda ısrarlı. Esad’ın en büyük destekçisi olan İran da, vilayetin “temizlenmesinin şart olduğunda” ısrar ediyor. 

Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi’nin Ortadoğu Programı araştırmacılarından Nicholas Heras, Ahval’e verdiği demeçte, “Artık Türkiye’nin İdlib’de ne yapacağına karar vermesinin vakti geldi,” dedi ve ekledi:

Türkiye için en kolay yol Rusya ile Afrin’in ve Fırat Kalkanı bölgesinin kontrolünü Türklerde bırakan, buna mukabil İdlib’de ne yapılacağına karar verme yetkisini Ruslara veren bir anlaşma yapmak. Rusya şu anda Türkiye’ye bunu teklif ediyor ki soğukkanlı bir bakış açısıyla, Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından bakıldığında, bu tür bir anlaşma Türkiye’nin işini görür. 

HTS, Türkiye’nin desteklediği Ahrar El Şam grubunu 2017 Temmuzunda yendiğinden beri, İdlib’deki hakim güç durumunda. HTS, daha önce El Kaide’nin bir kolu olan El Nusra Cephesi adlı örgüttü ve öyle kötü bir şöhret sahibiydi ki, İslam Devleti (IŞİD) ile birlikte, Rusya’nın iki sene önce aracılık yaptığı ateşkeslerden özellikle dışlanmıştı. 

Oklohama Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları bölümünün direktörü ve tanınmış bir Suriye uzmanı olan Profesör Joshua Landis, Ahval’e verdiği demeçte “Vilayeti feci bir insani krizden kurtarması için tüm dünyanın gözü Türkiye’nin üzerinde” şeklinde konuştu ve ekledi:

Türkiye’nin ortaya İslamcı savaşçı grupları dağıtacak veya bunları başka bir yere taşıyacak bir plan koyması gerekiyor. Ama bu nasıl olacak, kimse bilmiyor. 

Amerika Başkanı Donald Trump Şam’ı İdlib’e “pervasızca saldırmaması” konusunda uyarmış olsa da, Landis bu tehditlerin “ne ikna edici olduğunu, ne de cezai müeyyidelerinin bulunduğunu, dolayısıyla Türkiye’nin Rusya ve Suriye’nin İdlib’e saldırmaktan caydırılması için Washington’a güvenemeyeceğini”  söylüyor.

Türkiye 2017 Ekiminde İdlib’deki gözlem noktalarını kurduktan sonra, HTS ile uğraşmak yerine, çabalarını Kürt Halk Koruma Birimleri (YPG) ile mücadeleye yoğunlaştırdı ve özellikle de bu yılın başlarında Suriye’nin kuzeydoğusundaki Afrin’i işgal etti. 

Heras “İdlib’de Türkiye’nin halen karşı karşıya olduğu güçlük, Esad’ın İdlib’e yapabileceği bir saldırının sonuçlarından korunmak için yapması gerekenlerin tam tersini yapmış olması” dedi. 

Türkiye’nin “tümüyle Türkiye’nin komuta ve kontroluna bağımlı ve Esad ve Rusya ile ölümüne savaşmak isteyen Suriyeli muhaliflerden müteşekkil bir vekalet ordusu kurduğunu” vurgulayan Haris, Türkiyenin 12 gözlem noktasıın Suriyen’in derinliklerinde olduğunu ve savunmalarının kolay da olmadığını ekledi. 

Heras, “Tüm bu kaygıları ağırlaştıran şey, İdlib’deki savaşın yüz binlerce Suriyeli’nin Türkiye’ye doğru kaçmasına ve Afrin ve Fırat Kalkanı Bölgelerine yığılmalarına yol açacak olması” dedi. 

HTS’nin İdlib’de çok yerleşmiş olması nedeniyle, acımasız bir rejim saldırısı, çok büyük sayıda Suriyelinin  (halen vilayette 2.5 milyon Suriyeli yaşıyor) sınırdan Türkiye’ye akmasına neden olabilir, özellikle de Şam, savaşçıları temizlemek, için kentsel yerleşim alanlarını yerle bir etmeyi tercih ederse. Suriye 2016 yılındaki son Halep muharebesinde de böyle yapmıştı ve İdlib’in kentsel yerleşim alanlarında 10.000’den fazla savaşçı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye Ankara’nın “Suriye rejiminin yaklaşmakta olan Idlib saldırısının yol açması muhtemel mülteci dalgasını kontrol etmeyi amaçlayan ihtiyat planı kapsamında” Suriye sınırına tank konuşlandırdı. 

Türkiye böylesi bir felaketin yaşanmasına engel olmak için büyük çaba gösteriyor, ancak bu aşamada ne yapabileceği belli değil. Ankara İdlib’de kalmış ÖSO gruplarına yardım etti. Heras bu grupların, rejime karşı direnme şanslarını artırmak amacıyla, aralarındaki bölünmelere son vererek birleştiklerini söylüyor. Hepsi hesaba katıldığında bu gruplarda 30 bin kadar savaşçı var. 

Ancak Ankara’nın, bu gruplar uğruna Suriye ordusuna müdahale etmesi, özellikle de Rusya’nın bu orduya kararlı bir hava desteği sunduğu düşünüldüğünde, çok riskli olabilir. Böylesi bir müdahale, tam da Mistura’nın korktuğu gibi, durumu daha da tırmandırarak başka ve çok daha geniş bir ihtilafın doğmasına yol açabilir. İdlib’deki muhalif güçlere çatışmalar sırasında ağır silahlar sağlamak da, Türkiye’nin Suriye savaşının bitmesini istediği yönünde takındığı resmi tavrın güvenlilirliğini sarstığı gibi, Rusya ile bir kez daha ters düşmesine de neden olabilir. 

Ancan Heras “Türkiye’nin İdlib’den ha deyince vazgeçemeyeceğini” iddia ediyor, zira bu Esad’ın ve Rusya’nın “Türkiye’nin Suriye’de kalmış son bölgesini, yerküre üzerindeki en sefil yerlerden biri haline getirmeleriyle sonuçlanabilir.” 

Heras, “Türkiye’nin tek umudu Trump yönetiminin Esad’ı İdlib’e askeri bir saldırı düzenlemekten vazgeçirecek diplomatik desteği vermesi”  diyor ve ekliyor “Türkiye bir nefes alanı bulabilirse, Rusya ile İdlib’i bölgelere ayıran ve en sorunlu, cihatçılarla dolu bölgelerin uğraşması için Esad’a bırakıldığı bir anlaşmaya varabilir.”
 
Birçok analiz, yaklaşmakta olanın aşamalı bir saldırı olacağını, yani vilayet merkezine tek bir büyük saldırı düzenlemek yerine, Rejimin ve Rusların İdlib’e güneyden baskı uygulayacaklarını öngörüyor. Nitekim geçtiğimiz çarşamba Rus uçakları vilayetin batısını vururken, Suriye topçuları da vilayetin güneyini vurdular. Bu iki bölgedeki Türk varlığı doğu ve kuzeydeki kadar yoğun değil. 

Bu da Türkiye’ye HTS ile kuzeyde ya vilayetteki kendi birliklerinin sayısını artırarak doğrudan, ya da birleşmesine yardımcı olduğu yukarıda anılan grupların aracılığıyla karşılaşma fırsatı verir. Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, büyük bir rejim saldırısına alternatifin ne olduğu sorusuna “ılımlı ve radikal muhalif gruplar arasında bir ayrım yapmanın” önemini vurgulayarak yanıt verdi. 

Çavuşoğlu “Yerel ahali ve ılımlı muhalifler bu teröristlerden çok rahatsız oluyorlar, dolayısıyla onlara karşı birlikte mücadele etmeliyiz” dedi. Son analizde, Rusya Esad’ın Idlib’in güneyinden yapacağı saldırıyı sınırlandırmayı becerebilirse, ki bu Türkiye’nin yeni bir mülteci akınıyla uğraşma riskini de azaltır, top kuzeydeki HTS ile savaşması için Ankara’nın sahasına geçer. Eğer HTS tehdidini burada etkisizleştirmeyi başarabilirse, onların yerine kendi müttefiki Suriyeli savaşçıları yerleştirebilir ve Şam’ı saldırmaktan caydırabileceği gibi, Idlib’e HTS bahanesiyle saldırılmasını da engellemiş olur. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Halep benzeri bir felaketin engellenmesi için Rusya ve İran’la birlikte çalışıyoruz, dedi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise, 3 Eylül günü, Çavuşoğlu’na paralel bir şekilde ılımlı muhalif fraksiyonları HTS teröristlerinden ayrılmaya davet etti. “Türkiyeli meslektaşlarımla, Suriye hükümetiyle ve Astana katılımcısı İran’la, silahlı normal muhalif güçlerle, sahadaki teröristleri ayrıştırmak için aktif bir şekilde çalışıyoruz,” dedi. 

Söz konusu “normal muhalif güçleri” HTS’den ayrıştırmak, hepsini birden bombalamaktan çok daha etkili bir strateji olur. Türkiye bu muhalif güçlerin bir çoğunu desteklediği için, İdlib’i HTS’den temizleme çabalarında çok önemli bir rol üstlenebilir. Nihai analizde böylesi bir ayrıştırmaya ve HTS’nin yok edilmesine yardımcı olursa, Türkiye İdlib’in geleceği üzerinde daha esaslı bir söz söyleme hakkı kazanabilir. 

Astana görüşmelerinin üç garantör devleti Suriye savaşının çözümünü tartışmak için 7 Eylül günü Tahran’da buluştular. Erdoğan, İdlib’e büyük bir saldırı düzenlenmesine karşı çıkan tek lider oldu ve bir ateşkes çağrısı yaptı, ancak bu çağrı hem Rusya hem de İran tarafından reddedildi. Moskova’da yaşayan ve Türkiye - Rusya ilişkileri konusunda analizler yapan Kerim Has “Kremlin İdlib’deki tavrını değiştirmeyecek” dedi. 

Has, Ahval’e verdiği demeçte, şöyle dedi: “Moskova çok yakında aşamalı olarak hızlanan ama kapsamlı bir İdlib operasyonu başlatacaktır. Bu operasyonun sonunda İdlib, muhtemelen tümüyle Esad’ın eline geçecektir,” dedi. 

Has “Putin muhtemelen Türkiye’nin İdlib’de kısıtlı bir operasyon yürütülmesi talebinden çok hoşlanmamıştır,” dedi ve ekledi: 

HTS’nin halihazırdaki tavrı ve Suriye’nin Rusya’nın hava desteği ve İran’ın desteklediği gruplarla vilayetin kontrolünü ele geçirme hedefi göz önüne alındığında bir ateşkes gerçekçi bir seçenekmiş gibi görünmüyor. Ayrıca tahminimce Ankara da operasyonların gidişatına göre, kendi tavrını zaman içinde yumuşatacaktır.

Has, zirvenin “Türkiye ve Rusya’nın terör ve terörizm konusunda benzer tanımlara sahip olmadıklarını da gösterdiğini” söylüyor. Bunun kanıtı, zirvenin 12 maddelik sonuç bildirisinde Türkiye’nin Suriye’deki asıl rakibi, Kürt YPG’den hiç bahsedilmemiş olması. 

Has, “Putin’in Erdoğan’ın bu konudaki sözlerini duymazdan geldiğini ve yanıt vermemeyi tercih ettiğini” hatırlattı ve devam etti:

Erdoğan’ın tüm tarafları ateşkese davet eden bir çağrının bildiride yer almasına yönelik teklifi de Putin tarafından diplomatik ama sinsi bir şekilde dille reddedildi.

Son iki yılda yaşanan yakınlaşmaya rağmen, Ankara ile Rusya arasındaki karşılıklı güvenin hala en alt düzeyde olduğu belliydi. Bu da özellikle de İdlib’in ardından, ilişkilerin geleceği açısından büyük bir sorun. 

Has, zirvenin Astana sürecinin “büyük ölçüde Rus çıkarlarına dayandığını ve Rus çıkarlarına hizmet edecek şekilde işlemeyi sürdürdüğünü gösterdiğini” de söyledi. 

Has, “Türkiye’nin Astana’daki katılımının Rusya’nın Suriye’deki hedeflerine ulaşması için kolaylaştırıcı bir faktör olduğu” görüşünde. “Türkiye de Astana sürecinden bazı küçük kazanımlar elde etti ama Ankara, yani Türkiye’nin siyasi liderliğinin itibar kaybettiği kesin,” diyor. 

Has Türkiye’nin Amerika ile ilişkilerinin tarihin en kötü seviyesinde seyrettiği bir dönemde, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini bozmayı göze alamayacağı görüşünde:

Ankara’nın Amerika ile soğuyan ilişkilerinin, İdlib operasyonunda Rusya’nın elini güçlendirdiği ve Türkiyenin liderliğini ya oradaki muhaif güçlere destek vermekten vazgeçmeye veya onları ve HTS gibi diğer terörist örgütleri, bir süre sonra kendilerini dağıtmaya ikna etmeye zorladığı kesin ki bu sonuncusu şu anda pek mümkün görülmüyor. 

Bu anlamda, Türkiye ile iki yıldır hassas bir denge kurarak Idlib düğümünü Rusya Türkiye ilişkilerinde bir kırılma noktası haline getirmediği için, Moskova’nın Türk liderliğinin derinleşmekte olan Türkiye - Amerika krizi sırasında Moskova’nın desteğine en çok ihtiyacı olan bir anda, İdlib’de kapsamlı bir operasyona başlaması çok muhtemel. Operasyonun siyasi zamanlaması da, en az askeri strateji ve hazırlık seviyesi kadar önemli. 

Has, İdlib’deki operasyon için Kasım ayının Moskova açısından çok uygun bir zaman olduğunu, zira Kasım ayında Amerika’nın yeni İran yaptırımlarının başlayacağını ve bunun da Amerika ile Türkiye arasında Zarrab - Atilla davaları ve Washington’un Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın alma kararı sebebiyle modern F-35 savaş uçaklarını Türkiye’ye teslim etmeme ihtimali nedeniyle halen sürmekte olan diplomatik krizi etkileyeceğini belirtiyor. 

“Zamanın Moskova’nın lehine işlediğini söyleyebiliriz. Kremlin, İdlib operasyonunda daha kapsamlı adımlar atmak için  Ekim sonu veya Kasım’a kadar bekleyebilir,” şeklinde konuşan Has, sözlerini şöyle bitiriyor: 

Eğer İdlib’teki kapsamlı bombalamalar yakında başlayacak olursa, bu Moskova’nın Amerika ile Ankara arasındaki derinleşen krizin olumsuz sonuçlarından emin olduğu ve Türkiye liderliğinden sert bir tepki beklemediği anlamına gelir.