İdlib’in ateşine Reyhanlı ve Samandağ’dan bakmak…

İdlib’te tansiyon yükselirken, bizde Türkiye’den İdlib’e en yakın yer olan Hatay’dan olaylara baktık. Sınır köyü Bükülmez, Reyhanlı, Hatay merkez, Samandağ ilçesinde halkın nabzını tuttuk.

2018 yılından beri tartışılan, konuşulan bir gündem olan İdlib, son iki haftadır da sıcak çatışmaların yaşandığı kent olunca, dünyanın da anbean takip ettiği bir bölge haline geldi. Suriye’nin kuzeybatısında yer alan İdlib, iç savaş başladığından beri rejim muhaliflerinin son büyük yerleşim yeri ve kalesi olarak biliniyor. Savaştan önce nüfusu 1,5 milyon olan İdlib, iç savaşın başlamasıyla çok göç aldı ve nüfusu takribi 4 milyona ulaştı. Mart 2015’ten beri tamamı muhaliflerin kontrolüne geçen kent, Hatay’a ilk mülteci göçünün de yaşandığı yer.

Çok sayıda cihadist örgütün yer aldığı, Rakka kadar öneme sahip olan İdlib; savaşı lojistik, cephane, insan kaynağı olarak besleyen kritik bir bölgeydi. Astana Mutabakatı ile çatışmasız alan haline getirilen şehir; Beşar Esad'ı devirmek isteyen tüm muhalif gruplar ve cihadist örgütlerin elde kalan son yeri olduğu için Esad, İdlib’i alırsa, çok büyük bir adım atmış olacak.

Türkiye’nin İdlib’de 12 gözlem noktası bulunuyor fakat bunların altısı şu an rejimin kontrol altına aldığı bölgelerde kaldı. Türkiye, sınıra doğru ilerleyen göç dalgası ve ülke güvenliğinin tehdit edildiğini ve buna müsaade edilmeyeceğini açıkladıktan sonra İdlib’e girdi.

Savaştan derin yara alan İdlib’e bir saatlik uzaklıkta yer alan Hatay ve Reyhanlı ilçesi, İdlib sürecini tabiri yerinde diken üstünde izliyor. Reyhanlı, Hatay’da halkın can güvenliği endişesi yaşadığını, daha önceki yaptığım haberlerde de uzun uzun yazdım. Kaygı ve korkuların had safhada olduğu bu sürece; Reyhanlı, Atme Mülteci Kampı, İdlib’den hemen hemen her gün Hatay Bölge Hastanesi’ne gelen Suriyeli yaralılar ve “Savaşta mazlumun, bombaların hedefi olanların yanındayız ama silahlı örgütler de gelecek” diyen Hatay’dan, Samandağ’dan bakalım dedik.

İlk durağımız Reyhanlı ilçesi… Haziran ayından itibaren sık gidip geldiğim bir ilçe Reyhanlı. Her zaman kendine has bir gerginliği vardır. Ama bu sefer ki gerginlik, katlanmış bir gerginlikti. Çay bahçesinde otururken, sokakta yürürken herkes birbirini gözlüyor. 14 Şubat günü ciddi bir hava muhalefeti olmamasına rağmen okullar hava koşullarından dolayı tatil edilmişti. Sonra öğrendik ki Reyhanlı’da canlı bomba yakalanmış. Yine halkın söylediğine göre son bir ay içinde Reyhanlı’da üç defa canlı bomba yakalanmış. İdlib’deki bomba silah seslerinin duyulabildiği Reyhanlı’ya, canlı bomba kasveti, korkusu çökmüş.h

İlçede Reyhanlılı nüfusu Suriyeli nüfusundan az. Halk son bir ay içinde yerli halk göçünün daha da arttığını ve bu göçün devam edeceğini belirtiyor. Ama tabi biraz mülkü, toprağı olanlar ve hiçbir şeyi olmayanlar “Nereye gidelim” diyor. Türkiye sınırında bekleyen 2 milyon mülteciyi hatırlattığımda ise kapının açılması durumunda kaosun Hatay’a sıçrayacağını düşünüyorlar.

Adını vermek istemeyen Reyhanlılı bir yurttaş şunları söylüyor:

“Her gün Beşaslan Köyü civarında 10-20 kişi sınır duvarına merdiven dayayarak Türkiye’ye geçiyor. Toplu bir geçiş yok ama her gün silahlı gruplar çok rahat geçiyor. Ama kapı açılırsa hem yeni göç dalgasını kaldıramayız hem de topluca silahlı gruplar geçer. İç savaşa kadar yolu olur. Şu an hiçbirimizin can güvenliği yok. Bir örgüt mensubu gelip silahla burayı tarasa, çok rahat karşı tarafa geçer, bazı askerlerle anlaşıyorlar.”

Savaşın ilk yıllarında benzin şimdilerde ise mülteci kaçakçılığının merkezi Reyhanlı’da kaçakçılık sektörü, meslek haline gelmiş. Kaçak geçişler; 3 bin ile 5 bin dolar arasında değişiyor. Bir süredir Reyhanlı’da kaçakçılık da form değiştirmiş. Sınırda yaşayan halktan biri, bir süredir sınır kontrollerinin artmasından dolayı kaçakçılık piyasasının yükseldiğini söylüyor. “Bu yüzden de ‘Gece duvardan atlayıp geçeriz’ diye düşünüyorlar ama kaçakçılık simsarları buna izin vermez: Simsarlar askeri kıyafet giyiyor, geçiş güzergâhında bekliyorlar. Duvardan atlayanlara ya para verirsin ya da seni polise, jandarmaya teslim ederim” diyor. Simsarların, askeri kıyafetle yakalandığında ise ava çıktığını söylediğini kaydediyor.

Hatay merkez ve Reyhanlı’da yaşayan Suriyelilerin çoğunluğu İdliblı ve Hamalı. Bir kıyafet mağazasında tezgâhtarlık yapan Hamalı Fatıma, 2011 yılında yaşanan ilk çatışmalarda oğlunu kaybettikten sonra çocuklarını da alarak Reyhanlı’ya gelmiş. Reyhanlı’da kültür, din sorunu yaşamadığı için çok zorluk çekmemiş. Savaşın yıkımını sivil halkın yaşadığını belirten Fatıma şöyle konuşuyor:

“Suriye’de büyük bir pasta var. Ne Amerika, Rusya, Esad ne de Suriye’deki örgütler; Ceyş-Hurri, El-Nusra Muvakameti Hurriya (Miraçcılar), IŞİD Suriye halkını düşünmüyor. Hepsi pastanın peşinde. Olan bize oldu. Evimizden, çocuklarımızdan, toprağımızdan olduk. Esad zalimi bize çok eziyet etti.”

Fatıma, Suriye’de geçimin nerdeyse bedava olduğunu, Türkiye’de her şeyin pahalı olduğunu söylese de bir daha Suriye’ye dönmeyi düşünmüyor.

Reyhanlı’nın ardından Atme Mülteci Kampı’nı görebileceğimiz sınır köyü Bükülmez’e doğru yol alıyorum. Bu köyün yarısı Suriye Hamalı. Suriye-Türkiye sınırında arafta kurdukları çadırlarda yaşıyorlar. Hala işler durumda olan tarım arazilerinde günlük 35-40 TL yevmiye ile sabah 6 ile öğlen 3 arası çalışıyorlar. Kızılay’dan 500-600 arasında (ailenin kalabalığına göre) yardım alıyorlar. Burada yaşayan aileler de Türkiye’de geçimin zor olduğuna dikkat çekiyor. İdlib’e çok yakın olan Bükülmez’de her gün çatışma, bomba sesleri duyduklarını belirten Hamalı köylüler, “Esad bize çok eziyet etti. Erdoğan bizi koruyor” diyor.

İki sene önce ailesiyle birlikte Bükülmez köyüne gelen İdlibli Ahmed’in beş çocuğu var. Bir süre Atme Mülteci Kampı’nda yaşamış. Sonra 5 bin dolar karşılığında Altınözü ilçesi üzerinden Hatay’a geçmiş. Şimdi Bükülmez’de yaşıyor. İdlib’re akrabaları olan Ahmed, İdlib’in sakin bölgesi olmadığını, her yerin ateş hattı haline geldiğini aktarıyor. İdlib’de çiftçilik yapan Ahmed, Reyhanlı’da işsiz. Atme Kampı’na çok fazla yardım geldiğini, Türkiye’nin ise sadece 600 TL Kızılay yardımı verdiğini dile getiriyor. Avrupa’ya gitmek isteyen Ahmed’e Suriye’ye neden dönmek istemediğini soruyorum:

“Suriye dağıldı, bir daha eskisi gibi olması zor. Ülkemde demokrasi, özgürlük olsa tabiî ki çocuklarımı topraklarımızda büyütmek, okutmak isterim. Benim ne Esad’la ne de diğer güçlerle problemim var. Benim sorunum çocukları öldüren zihniyetle.”

Ahmed, İdlib’deki akrabalarıyla whatsapp üzerinden görüşüyor. Aldıkları duyuma göre sınır kapısı açılmayacak ama Afrin’e yeni yerleşim alanları yapılarak, sınırda bekleyen mülteciler buraya kaydırılacak.

Bükülmez köyünün tam karşısı Atme Mülteci Kampı. Adının kamp olduğuna bakmamak lazım çünkü ne başlangıcı ne de sonu görünüyor. Geçtiğimiz sene 800 bin olan nüfus bu sene 2 milyonu aşıyor. Atme, çatışmalardan kaçan mültecilerin her zaman ilk durakları arasında yer alıyor.

hBükülmez’den Cilvegözü Sınır Kapısı’na uzanıyorum. Yol boyunca Suriye plakalı ve BM amblemli onlarca TIR geçiyor. Cilvegözü Reyhanlı’nın tek sınır kapısı. Savaş öncesi sınır kapısında taksiye binip, Suriye’ye rahatlıkla geçebiliyordunuz. Şimdi bu kapıdan Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) insani yardım TIR’ları geçiyor.

Cilvegözü hareketli. TRT’nin, Doğan Haber Ajansı’nın canlı yayın araçları, muhabirleri devamlı bu bölgede. Sınır hattında çalışan bir gazeteci, İdlib ve çevresinde 300 kamp olduğunu çatışmalardan kaçanların bir kısmının buralara sığındığını ama çok fazla insanın hala açıkta hayatını sürdüğünü aktardı. Sınır kapısının açılmayacağını düşünen gazeteci, sınırdakilerin Afrin’e kaydırılacağına dair duyumumu söylediğimde ise 400 bin nüfusu olan Afrin’in bunu kaldırmayacağını belirtiyor. Barış Pınarı, Afrin, El-Bab harekâtlarında hedefin örgütler olduğunu, ama bu seferki harekâtta üst düzey savunma sanayisi olan Rusya’yla karşı karşıya gelinmesinden kaynaklı temkinliliğin de hâkim olduğunu aktardı.

Hatay Bölge Hastanesi’nde tedavi gören İdlibli 56 yaşındaki İngilizce öğretmeni Süleyman, Maaret Numan’ın doğusundaki Cağcemal köyünden. İki yıl önce evi bombalanınca bir süre ailesiyle birlikte mülteci kampında kalmış. Türkiye’ye dört defa Bab El Hava’dan geçmek istemiş, olmamış. Simsarlara kişi başı 700 dolar vererek ailesiyle birlikte Asi Nehri üzerinden Reyhanlı’ya gelmişler. Türkiye’de yaşam koşullarından dolayı kalmak istemiyor, bir yolunu bulup Avrupa’ya geçmeyi düşünüyor. Esad’ın halkını bombalayan bir zalim olduğunu öne süren Süleyman “Suriye’de muhalifsen ya cezaevinde ya da mezardasın. Başka seçenek yok. Biz demokrasi, özgürlük istedik cezası ölüm oldu” diyor. Süleyman, Esad gitmeden Suriye’ye asla adım atmayı düşünmediğini söylüyor.

Hatay’ın Samandağ ilçesinin yüzde 90’ı Nusayri, yüzde 10 kesimi ise Ortodoks Arap, Ermeni ve Sünnilerden oluşuyor. Samandağ’da, yerleşik Suriyeli yok. Normalde de kendi içlerinde, kapalı bir yaşam sürdüren Nusayriler, dışarıdan gelen memuru dahi tam olarak içine almamaya çalışıyorlar. Samandağlı Ali Yılmaz bunu “Bu insanların kim olduğunu bilmiyoruz. Kafa kesen, bomba patlatan, Alevilerin kökünü kazıyacağız diyen terörist mi yoksa sivil mi? Bunu bilmiyoruz ve güvenmiyoruz. İdlib’re ne tür örgütlerin olduğunu biliyoruz. Olası bir göç iç savaşın yolunu açar. Kaygımız bu yönde” cümleleriyle anlatıyor.

Hatay Merkez’de yaşayan bir Nusayri olan Şenay Yüksel ise, Hatay’ halkının tamamının cihatçı örgütlerin kaygısını yaşadığını ama Nusayrilerin bu kaygıyı iki kat yaşadığını belirtiyor:

“Burada bazı Nusayriler, Esad’ın Nusayri olmasından dolayı duygusal davranıyor. Savaşa üzülüyorlar ama Esad’ın terör örgütleriyle savaştığını, sivillere zarar vermediğini söylüyorlar. Nusayri halkının bir kısmı devletin korumasına güvenirken, büyük bir kısmı güvenmiyor. Olası bir durumda Esad’ın bu bölgedeki Nusayrileri koruyabileceğini düşünenler de var.”

Suriye’den gelen mültecilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan sevgisini hatırlatan Yüksel “Onlara göre Esad diktatör, buradaki bazı kesimlere göre de Erdoğan… Bir tarafın diktatörü öteki tarafın kahramanı olabiliyor” diye konuşuyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.