İdlib’in karşılığı Fırat’ın doğusu mu: Gözlem noktalarından çekilme askeri çatışma için pozisyon alış mı?

Türkiye'nin İdlib'in güneyindeki Morik'te bulunan ve bir yılı aşkın süredir etrafındaki bölgeler Suriye ordusunun kontrolüne geçen 9 numaralı gözlem noktasından askerlerini çekmesiyle gözler yeniden bölgeye çevrildi. 

TSK askerlerinin geri çekilmesiyle ilgili hükümetin sessizliği dikkat çekerken, "çekilme geri adım mı, askeri çatışma için pozisyon alış mı?”, “İdilb’de yeniden savaş mı başlıyor” sorularını akla getirdi. 

Duvar’da yayımlanan "Bir savaş daha kapıyı tıklarken” başlıklı yazısında Fehim Taştekin bölgede yaşananları "Morek’teki çekilme diğer üsleri de kapsayacak şekilde devam ederse Türkiye’nin M-4 otoyolunu geçilmez bir kaleye çevirmekte kararlı olduğu, bunun için de savaşı göze aldığı, hatta savaşa hazırlandığı sonucu çıkar” sözleriye özetliyor.

Artı Gerçek yazarı Hamide Rencüzoğulları da bugünkü köşesini İdlib’deki gelişmelere ayırdı. Rencüzoğulları, Morek’ten çekilen TSK konvoyun Rusların koruması altında Cebel Zaviye’ye doğru yol aldığını hatırlattı ve "Cebel Zaviye ise, Türkiye’nin cihatçılardan arındırması istenen M4 yolunun güneyinde yer alıyor ve Suriye ordusu ile cihatçı gruplar arasındaki çatışmaların aslında hiç dinmediği bir yerdir” vurgusu yaptı ve şunu yazdı:  

"Morek’ten sonra Şeyh Akil, Tel Tukan ve Arima’daki gözlem noktalarının da taşınacağını söylüyor. Suriye ordusu kuşatmasındaki geriye kalan diğer gözlem noktalarının da taşınacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ama önce bu noktaların daha sonra nereye yeniden kurulacaklarını belirlemek için keşif yapılıyor."

Fehim Taştekin ise Morek’ten çıkan askeri konvoyun Zaviye Dağı bölgesine kaydırıldığı bilgisini paylaştı ve "Yani sıcak çatışma hattına. Nasıl olsa Rus güvencesi var. Ama o güvence Türk tarafının uygun adımlarına bağlı.
Morek’teki çekilme diğer üsleri de kapsayacak şekilde devam ederse Türkiye’nin M-4 otoyolunu geçilmez bir kaleye çevirmekte kararlı olduğu, bunun için de savaşı göze aldığı, hatta savaşa hazırlandığı sonucu çıkar. Tabii ‘sahada ölecek askerimiz olsun ki masada bilek bükelim’ anlayışının şümulü sınırsız. Belli ki askeri varlık artık çok amaçlı kozlara dönüştürülüyor” dedi. 

İdlib

Hamide Rencüzoğulları, Suriye ordusu kontrolünde kalan noktaların bir askeri değeri kalmadığını ifade etti ve "Türkiye, Rusların garantörlüğünde öylece duran ve işlevsiz olan bu gözlem noktalarını İdlib’in derinliklerindeki TSK pozisyonlarını güçlendirmek için çekiyor” ifadelerini kullandı. 

5 Mart’ta Moskova’da yapılan mutabakatı hatırlatan Fehim Taştekin şöyle devam etti:  

"Mutabakata göre düzenlenen M-4’deki devriyeler tam bir oyalama mekanizmasına dönüştü. Yani bu mutabakat da kağıtta kaldı. Bir süredir Ruslar bastırıyor. Ve şimdi savaş geliyor.
Binlerce Türk askerini Suriye topraklarında sağa sola koşturmanın ilintili olduğu hedefler hâlâ bir gerekçe olarak pek çok kesimi tatmin ediyor. “Ya sonra” sorusuna asla yanıt vermeyen bir güvenli kemer oluşturma emeli 2015’teki Fırat Kalkanı’ndan beri var. Suriye ordusunu ne pahasına olursa olsun Suriye’nin sınırlarından 40 km uzakta tutmak bu stratejinin ana çerçevesi. Sahi sonra ne olacak? Diyecekler ki “Ya nasip…” Üç noktaya neler sığmıyor ki!"

Rencüzoğulları’nın 5 Mart Mutabakatı ve son gelişmelerle ilgili yorumu ise şöyle:  

"TSK’nın yeni yerleşim haritasına bakıldığında gözlem noktalarının, İdlib’in güneyindeki Cebel Zawiye bölgesi hariç, genellikle M4 yolunun kuzeyine paralel bir şerit halinde dizildiğini görüyoruz. Aslında bu şerit, Moskova protokolü gereğince oluşturulması istenen güvenlik koridoruna uygun bir konumlanıştır. Mart 2020'de imzalanan ateşkes ek protokolüne göre M4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilmesi mutabakatı söz konusuydu. Kuzeydeki güvenli koridor Türkiye garantörlüğünde, güneydeki 6 kilometrelik derinlik de Rusya’nın garantörlüğünde olacak. Aslında Rusya şu anda adım adım protokol yükümlülüklerini Türkiye’ye uygulatıyor sayılır...

Rusya, bu “nihai pozisyona” Türkiye’yi çekiyor olabilir, ama “İdlib’deki askeri varlığını azaltması” ile ilgili taahhüdün aksine Türkiye, bu süreçte daha fazla yığınak yaptı. Kimine göre Rusya, diğer dosyalarla birlikte İdlib dosyasını masaya sürerek, Türkiye’nin şimdiye kadar yerine getirmediği yükümlüklerini sessiz sedasız yerine getirmesini sağlamaya yeni başlıyor. Ancak kimi gözlemcilere göre bu “yeni sınırlara çekilme” işi Rusların başarısı değil, Türkiye’nin yaklaşmakta olan İdlib operasyonu için bir pozisyon alıştır. Rus uzmanlara göre ne Türkiye geri adım atmıştır ne de bu adımda Rusya’nın herhangi bir baskısı olmuştur. "

Ayn İsa’ya yönelik saldırıları da hatırlatan Taştekin "Ayn İsa etrafında yoğunlaşan saldırılar için özel bir neden aramaya gerek yok. Strateji belli; Kürtsüz kuşak için ateşe ara verilmeyecek; boşluklar doldurulacak; ola ki ABD ve Rusya’dan yeşil ya da sarı ışık gelirse Fırat-Dicle arası kesintisiz tampona çevrilecek. Afrin’de yağma düzeni zeytin mevsimi gelince yine kendini hatırlattı. Bir istismarın tarihi yazılıyor orada” ifadelerini kullandı. 

Hamide Rencüzoğulları’nın bu konudaki yorumu ise şöyle oldu: 

"Belli ki yine dikkatleri İdlib’den uzaklaştırarak Fırat’ın doğusuna çekme hamlesi söz konusudur. Ancak kimi gözlemciler, Rusya’nın bu şekilde devreye girmesinin de Türkiye ile anlaşmalı olabileceğine işaret ediyorlar. Çünkü eğer SDG güçlerinin sayı azaltma ya da bir nevi çekilme gibi bir pazarlığa onay vermeleri demek, Türkiye’nin propagandaya yetecek kadar bir miktarlık kazanım elde etmesi demektir. Bu da İdlib güneyine yönelik operasyona “sessiz kalmasının karşılığı” olarak yorumlanıyor."