Eser Karakaş
Eyl 15 2019

Düşünce ve ifade özgürlüğü aslında antibiyogram yaptırmaktır

Önce başlıkla ilgili iki açıklama...

Muhtemelen herkes bilir ama ben yine de bir açıklama yapacağım, mikrop kapıp ateşiniz yükseldiği zaman doktor önerisi ile antibiyotik kullanıyorsunuz, ateşiniz iki, üç günde düşüyor; ancak, kullandığınız antibiyotiğe rağmen ateşiniz düşmez ise doktor sizden bir antibiyogram isteyebiliyor, antibiyogramın amacı bünyenize musallat olan mikroba karşı en etkin antibiyotiği bulabilmek ve doğru ilaç, doğru antibiyotik kullanmanızı sağlamak.

Başka çok önemli bir sorun yoksa antibiyogram sonrası kullandığınız antibiyotik sizin ateşinizi düşürüyor, iyileşiyorsunuz; antibiyogram kötü ya da gereksiz alternatiflerin tercihler arasından çıkmasını sağlıyor.

Ben bu konuda geçtiğimiz yirmi beş, otuz sene içinde muhtemelen iki, üç yazı yazdım, Türkiye’nin böyle bir sevimsiz özelliği mevcut, sorunları geride bırakıp ilerleyemiyoruz, konular da maalesef daha yeni ve önemli konulara evrilemiyor; Türkiye biraz ünlü yunan Sisifos (Zeus’u kızdıran kral) trajedisine benziyor (Albert Camus’nün şahane anlatımına da bakılabilir bu mitolojik efsanenin felsefi yorumu için); konuyu anlatmayayım, bilmeyen ama ilgilenen çıkarsa iyi bir kaynaktan öğrensin.   

Gelelim düşünce özgürlüğü-ifade özgürlüğü ayrımına; bazı arkadaşlar düşünce özgürlüğü kavramını gereksiz bulurlar, sadece ifade özgürlüğü kavramını kullanmak isterler çünkü onlara göre düşünce kafanın zaten içindedir (?), özgürlüğüne engel olunamaz, baskıcı yönetimler tarafından engel olunan sadece bu düşüncenin ifade edilmesidir.

Acaba öyle midir?

Türkiye gibi ülkelerde kanımca düşünce özgürlüğü ifade özgürlüğünden de daha vahim bir sorundur çünkü içinde büyüdüğümüz, yetiştiğimiz sosyal ortam, aldığımız, içinden geçtiğimiz eğitim-öğretim süreci insanların beyinlerinde fikirlerin özgürce, ifade edilmesine demiyorum, oluşmasına çok da uygun değildir.

Rahmetli Çetin Altan Türk Ceza Kanunu'nun 141, 142 ve 163. Maddelerinin çok yoğun tartışıldığı dönemlerde bu maddeler sistemden ayıklanırsa ülkede bin düşünce çiçeği açacak diyenleri şöyle eleştirir idi: “Sanki kafalarda bin çiçek var da gösterilemiyor, söylenemiyor; 141, 142, 163 kalksın beyinlerin içindeki fakirlik daha bir net ve bahanesiz ortaya çıkar."

Bir düşüncenin ifadesi için önce o düşüncenin oluşması lazımdır, bizim sosyal sistemimiz, en önemlisi okullarımız buna pek müsait değiller galiba; süreç biraz da kendini negatif anlamda besleyen bir süreç, ortam uygun değil, düşünce oluşmuyor ama dışarıdan aktarımlar bile sınırlanabildiği için ifade özgürlüğünün kendisi de kendi başına yerlerde sürünüyor, ifade özgürlüğünün olmadığı yerlerde de beyinlere yeterli girdi sağlanamadığı için sağlıklı düşünce de oluşmuyor.

İfade özgürlüğü yoksa düşünce özgürlüğü de yok, düşünce özgürlüğü yoksa zaten ifade edilecek çok şey de yok demektir.

Yazımın bundan ötesinde beyinlerde düşünce oluşumuna engel niteliğindeki sosyal, eğitimsel barajları ihmal edip ifade özgürlüğünün bizzat kendisinin yarattığı büyük sorunlara antibiyogram örneği üzerinden değinmek istiyorum. 
Türkiye senelerdir çok sayıda çok önemli sorunla baş edemiyor ve meselenin ilginç boyutu geride bıraktığımızı zannettiğimiz sorunlar da (enflasyon, faiz, Kıbrıs, hukuk devleti, vs.) tekrar tekrar arz-ı endam edebiliyorlar.

Bir düşünelim, Türkiye’nin son otuz, kırk senedir boğuştuğu sorunların asla eksiksiz olmayan bir listesini çıkaralım:

1-Hukuk devleti eksikliği ya da yokluğu;
2-Kürt meselesi;
3-Anayasa sorunsalı;
4-Kıbrıs meselesi, Lefkoşe’yi ikiye bölen duvar;
5-AB tam üyelik süreci tıkanıklığı; 
6-Dış politikada savrulma;
7-Düşük iktisadi büyüme; 
8-Yüksek enflasyon;
9-Yüksek nominal faizler;
10-İşsizlik, genç nüfus işsizliği;
11-Tarım sektörü verimsizliği; 
12-Orta gelir tuzağı;
13-Yolsuzluk meselesi;
14-Kötü, çok kötü kentleşme;
15-Kadın-erkek ilişkilerindeki çarpıklık;
16-Farklı cinsel tercihlere hoşgörüsüzlük;
17-Eğitimde (MEB) inanılmaz kalite düşüklüğü, hatta yokluğu sorunu;
18-YÖK meselesi;
19-1915;
19-Çevre ve kentlerdeki hava kirliliği;
20-Büyük kentlerdeki ulaşım meselesi;
21-Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı meselesi;
22-Sivil-asker ilişkilerindeki anomaliler;
23-Temel hukuk metinlerindeki resmi ideoloji problemi;  
24-Yargıda kalite meselesi;
25-Teknoloji üretememe meselesi.

Bu sıralamayı bir yerde kesmek istiyorum çünkü yaz yaz sonu gelmeyebiliyor; belki tüm bu maddeler birinci maddede yani hukuk devleti yokluğunda kristalize olabiliyor ama orada da mesafe hiç alınamıyor.

Çevremizde, dünyada acaba kaç ülke bize benziyor yani  temel sorunlarını, yukarıda yirmi beş başlığa indirgedim, orada kestim, kırk, elli senedir bir kambur gibi sırtında taşıyor, bu sorunlara yenilerini ekliyor ama eskilerde de bir iyileşme sağlayamıyor?

Bu soruya yanıt olarak aklıma çok sayıda ülke gelmiyor doğrusu; aklıma örnek olarak galiba sadece Filistin meselesi geliyor ama o sorunun da boyutları çok farklı; NATO, Avrupa Konseyi üyesi olacaksın, AB ile tam üyelik müzakereleri (!) yapacaksın, G-20 içinde olacaksın ama bu kadar sorunda da çözümsüzlük şampiyonu olarak görüneceksin, insan aklının alamayacağı bir mesele gibi duruyor (Keşmir meselesi böyle değil mesela).

Bu meselenin bir yanıtı olmalı.

Şu doğrudur, tüm bu sorunları tek tek ele alın, çözülmelerinin çok büyük yararı vardır ama çözümsüzlükleri de küçük ama etkin bazı yerli ve milli gruplara büyük çözümsüzlük rantı üretir; bu çözümsüzlük rantı acaba bu sıkışmışlığın yegane nedeni midir?

Mutlaka payı vardır ama yegane neden olduğu konusunda kuşkularım mevcut.

Bu sorunların çözümü, en azından etkin bir çözüm yoluna girişleri için de aynı görüşü paylaşıyorum, bu çözüm arayışları egemen bazı kesimlerin rahatlarını kaçıracağı için etkin direnç göstermektedirler.

Benzer yorumları yukarıdaki sorunlar listesi gibi uzatabilirim.

Ancak, bu yorumların belki de ortak noktası düşünce ve ifade özgürlüğünün ülkemizdeki fakirliğinin çözümsüz gibi duran sorunlara antibiyogram uygulamasını engellemesidir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü meselesi ilk bakışta olağan bir temel hak ve özgürlük meselesi gibi durmakla birlikte muhtemelen çok da önemli bir iktisadi etkinlik boyutunu, negatif seleksiyonu da içinde barındırmaktadır.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün çok sorunlu olduğu ülkelerde sağlıklı tartışma ortamı oluşamadığı için etkin olmayan çözüm alternatifleri, çözümsüzlük önerileri, dayatmaları, zararlı mikroplar sistemden elenememektedir çünkü neyin etkin olmadığı meselesi teşrih masasına yatırılamamaktadır.

Doğrudur, düşünce ve ifade özgürlüğü eksikliği, yokluğu bir kesimin işine gelmektedir, bu doğaldır ama bu kesim bile orta vadede çok sayıda etkinsiz alternatifin ortada havada uçuştuğu, bu yanlışların elimine olamadığı bir toplumsal ortamdan olumsuz etkilenmektedir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde etkin olmayan faktörler sistemde kalmayı sürdürdüğü, pozitif seleksiyon yapılamadığı, negatif seleksiyon her alana egemen olduğu için bu ülkeler arasından gelişmiş, zengin, demokratik hukuk devletleri çıkarmak olanaksızdır.

İÜ İktisat Fakültesi ve Maliye Bölümü'nün kurucusu, İstanbul’a Nazilerden kaçarak gelen ve on beş sene ders veren, ikinci sene Türkçe ders vermeye başlayan Prof. Fritz Neumark’a giderken yaptığı bir basın toplantısında şu soru sorulur: “Hocam, on beş sene bu ülkede kaldınız, sizce Türkiye’nin en temel sorununu bir cümle ile özetleyebilir misiniz?”

Prof. Neumark’ın yanıtı şu olur: “Bir cümle değil, sadece iki kelime: Negatif seleksiyon."

Geçerken de hatırlatayım, bendeniz de Neumark’ın kurduğu Maliye bölümünden KHK ile atılmış eski bir öğretim üyesiyim şimdi.

İktisat fakültelerinde birinci sınıf, birinci yarıyıl iktisada giriş dersinde, ABD geleneğinde Econ. 101 deniyor, muhtemelen daha ilk derste ya da ikincisinde temel varsayımlardan bahsedilirken “homo economicus” gibi varsayımlar arasında “tam, mükemmel bilgi” (perfect information) etkin bir iktisadi sistemin olmaz ise olmazları arasında sayılır ama yine muhtemelen çok esaslı bir-iki büyük hoca dışında tam bilginin olmaz ise olmazları arasında da ifade özgürlüğünden bahsedilmez. İfade özgürlüğünün olmadığı ülkelerde bilgi hep aksaktır, yetersizdir ve aksak, yetersiz, bilgi ile de ancak optimal altı (suboptimal) çözümlere, dengelere gidilebilir, fakirliğin temel bir belirleyicisi, belki en önemlisi de budur. 

Düşünce ve ifade özgürlüğü meselesi mikrop kapıp ateşi çıkan ama ateşi kullandığı antibiyotikle düşmeyen hastanın antibiyogramı yani hangi antibiyotiği alırsa ateşinin düşeceğinin etkin yanıt arayışıdır; ateş uzun süre düşmez ise vücutta kalıcı hasarlar yaratır, bunu da unutmayalım, ülkemize biraz da bu gözlükle bakalım.

Hiçbir bünye, pardon hiçbir ülke Kürt meselesine, Kıbrıs meselesine, enflasyon meselesine, düşük büyüme meselesine, hukuk devleti meselesine ve diğer meselelere bağlı düşmeyen ateşe uzun süre dayanamaz, önemli sıkıntılar baş gösterir.

“Neden antibiyogram yaptırmayı ısrarla reddediyoruz?” sorusuna bulunacak yanıt işlerin düzelmesinin muhtemelen başlangıcı olacaktır.  

Düşünce ve ifade özgürlüğü meselesi sadece hukukçulara bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.