Oca 15 2018

2002’den 2017’ye Türkiye’nin ihracat gelişimi: ‘Motor artık tekliyor...’

TÜİK verilerine göre, ihracat kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre 14.2 artışla 13.6 milyar dolar oldu. Bu rakam ihracat tarihindeki en iyi 3. kasım ayı olarak kaydediliyor ama rakamlar gerçeği yansıtmıyor mu?

“Türkiye, bundan böyle, bugüne kadar yaptıklarını yapmaya devam ederek zenginleşemez” diyor Güven Sak, Dünya gazetesindeki yazısında.

Yapılan hesaplamaların Türkiye’nin ihracatının niteliğindeki bozulmanın artık alarm verdiğini gösterdiğini aktarıyor ve 2007’de duraklama dönemine giren ihracatın, 2012’den beri artık gerileme döneminde olduğunu söylüyor.

Peki, bu neden böyle oluyor?

Türkiye 2011’de İran’dan 12 milyar dolarlık ithalat yaparken, 3.5 milyar dolarlık ihracat yapmıştı. 2012’de yine 11.9 milyar dolarlık bir ithalat yaparken, Zarrab’ın “altın transferi” ile ihracat 9.9 milyar dolara çıkmıştı. 2012’de mart-ağustos arası 5 ayda tam 8 milyar dolarlık külçe altın İran’a ihraç edilmiş görünüyordu. İşte Zarrab’ın “cari açığı kapadım” dediği, “ihracat şampiyonu” ödülü verilen durum buydu. Yani hayali ihracat...

Rekor büyüme rakamları sonrası da gündeme gelmişti TÜİK’in hesaplama biçiminin “hormonlu büyüme” yorumlarına kapı araladığı.

Sak da, bu noktaya dikkat çekiyor:

“Milli gelir hesaplama yöntemindeki yaratıcı değişikliklerin de doğrudan etkisiyle, kişi başına milli gelirimiz 10 bin doları aştı. İhracatımız gümrük birliği düzenlemesinin de katkısıyla 130 milyar dolar seviyesinde.”

Toplam ihracatın yüzde 80’inden fazlasının sanayi malları ihracatından oluştuğunu söyleyen Güven Sak, örnek olması açısından ihracat mallarının sofistikasyon düzeyini (nitelik) ortaya koyan bir grafik paylaşıyor. Grafikte, ülkelerin ihracatlarının ne kadar nitelikli olduğunu, diğer ülkelerin performansıyla kıyaslanarak belirleniyor. Buna göre Türkiye, eskiden yalnızca gelişmiş ülkelerde üretilebilen, daha sofistike malları üretebiliyor.

Ancak 1994’ten 2001’e art arda gelen problemli, krizli, depremli yıllarda Türkiye’nin ihracatının niteliği göreli olarak kötüleşiyor garafikte de görüldüğü üzere. Siyaset, ekonominin önüne geçiyor bir anlamda. Reform adımları da gecikince ihracatın sofistikasyon düzeyi, küresel rekabet ortamındaki yeri, belirgin bir biçimde kötüleşiyor.

2000 krizinin ardından bir kurtarıcı olarak sunularak 2002’de ekonominin başına getirilen Kemal Derviş reformları ile iktisadi istikrar geri geliyor.

2002 seçimleri sonunda ise AKP’nin getirdiği siyasi istikrar, Türkiye’yi AB üyelik sürecine sokunca, Gümrük Birliği anlaşması çalışmaya başlıyor ve Türkiye’nin ihracatının miktarı 30 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkıyor. Bir yandan da 2002 ile 2007 yılları arasında ihracatın niteliği de süratle artıyor.

Ancak bu iyimser tablo, 2008’de bozulmaya başlıyor ve 2012’de dip yapıyor.

Güven Sak’ın yorumuyla; “Türkiye ekonomisi, dünya ihracatının ortalama sofistikasyon düzeyindeki artışın üzerinde bir sofistikasyon artışı sergileyemez hâle geliyor.”

“İlerliyoruz ama ileri geçemiyoruz” diyor Sak ve 2013 yılından itibaren ise ihracatımızın niteliğinde bir gerileme dönemi yaşandığını belirtiyor.

Gezi olayları ile başlayan, 17-25 Aralık’ta tırmanan ve son olarak da 15 Temmuz  sonrası ilan edilen OHAL ile ciddi bir kriz içine giren Türkiye ekonomisi yabancı yatırımcıların ülkeye gelmemesi, aksine ülkeden çıkış yapmasıyla küresel rekabet ortamında hızla geriliyor. “Bir nevi motor artık tekliyor” diyor Sak da bu gerilemeyi değerlendirirken ve şu uyarıyı not düşüyor:

Neredeyse 40 yıl sonra ilk kez ancak vasatı yakalıyoruz ve ilk kez ortalamanın altına inme tehlikesi beliriyor ihracatımız için. Türk sanayiinin artık bir teknolojik yenilenmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin güçlü bir sanayi politikası stratejisi olmadan bu yenilenmeyi kendiliğinden gerçekleştirebilmesi mümkün değil. Bu iş “Şirket kurmayı kolaylaştırdım, yabancı sermayenin yükünü hafiflettim. Haydi, gelin!” demekle olacak bir iş değil.

https://www.dunya.com/kose-yazisi/2007de-duraklama-donemine-giren-ihracatimiz-2012den-beri-gerileme-doneminde/398469