Bihter Okutan
Ara 13 2017

Trump'a Kudüs misillemesi; ABD ve İsrail ile yeni gerilim kapıda

 

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması kararına ayniyle mukabelede bulundu ve bugün İstanbul'da gerçekleştirilen, 48 ülkenin katıldığı zirve ile Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti olarak tanıdı.

Kararın İsrail ile İslam ülkeleri arasında var olan gerilimi arttıracağı yorumları yapılırken, İİT üyesi İslam ülkelerinin bu yönde bir karar almaları dışında kaydadeğer bir alternatiflerinin de bulunmadığı görüşü hakim. 

Zirvenin ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed El Useymin ile kameraların karşısına geçti ve "Trump efendi, Kudüs kararının ağır sonuçları olacağını söylemiştik" dedi. 

Erdoğan, Trump'ın Kudüs kararının emareleri ortaya çıktığı andan beri kendisini uyardığını ve kararının gayrı meşru ve barış çabalarına darbe niteliğinde olacağını ilettiğini kaydetti. 

 

 

ABD'nin kararla birlikte İsrail-Filistin arasında tarafsız arabulucu rolünü tümüyle yitirdiğini savunan Erdoğan, Trump'ın kararının BM kararlarına ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade etti. 

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

Ey Trump, sen bu İsrail’in mi arkasında duruyorsun? Burada işgal var, burada terör var. Burayı mı savunuyorsun? PYD’yi, YPG’yi DEAŞ’a karşı cepheye süren Trump anlayışı bunu da yapar. Kudüs bizim ilk kıblemizdir. Peygamberler şehridir. Tüm alem-i İslam’ın gözbebeği, insanlığın ortak mirasıdır. Biz İsrail işgali bitene ve ABD yönetimi kararından dönene kadar Kudüs mücadelemizi sürdüreceğiz.

Papa Francis ile bir görüşme gerçekleştirdiğini aktaran Erdoğan, Papa'nın da kendisiyle aynı görüşte olduğunu belirtti.

Trump'ın kararının ardından Papa Francis de bir açıklama yaparak statükonun korunması gerektiği hatırlatması yaptı. 

Açıklamada şu satırlara yer verildi:

Kutsal Kent’in tekil karakteri ve statükoya saygı gösterme konusundaki iyi bilinen konumunu, uluslararası görüşmelere uygun olarak tekrarlamaktadır.

Aynı zamanda Kutsal Kitap, yalnızca İsrailliler ve Filistinliler arasında müzakere edilmiş bir çözümün istikrarlı ve kalıcı bir barış getireceği ve iki devletin uluslararası alanda tanınmış sınırlar içinde barış içinde bir arada kalmasını garanti edeceğine olan inancını yinelemektedir.

Zirveden çıkan nihai bildiride Doğu Kudüs'ün Filistin Devleti'nin başkenti olarak tanındığının altı çizilirken, dünya ülkelerine de tanıma konusunda çağrıda bulunuldu.

İİT Zirvesi sonrası yayınlanan bildiride şu bölümler öne çıktı:

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın Kudüs’ü İşgalci Güç İsrail’in sözde başkenti olarak tanıyan tek taraflı kararı en güçlü şekilde reddedilmiş ve kınanmıştır.
Sözkonusu karar hukuken hükümsüz ilan edilmiştir. Bu beyanın Filistin halkının tarihi, hukuki, doğal ve milli haklarına bir saldırı, bütün barış girişimlerine yönelik kasti bir baltalama, aşırılık ve terörizme ivme verecek bir tahrik unsuru ve uluslararası barış ve güvenliği hedef alan bir tehdit olarak görüldüğü belirtilmiştir.

 

Kudüs-ü Şerif’in yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan sözkonusu tehlikeli beyanın hükümsüz ve meşruiyetten uzak olduğu vurgulanmıştır.
Beyanın, Uluslararası hukukun ve özellikle de Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin ve uluslararası meşruiyeti bulunan tüm ilgili kararların, bilhassa da BM Güvenlik Konseyi’nin 478 (1980) ve 2334 (2016) sayılı kararlarının, barış sürecinin Kudüs-ü Şerif’i nihai statü konusu olarak tespit eden temellerinin ciddi bir ihlalini teşkil ettiği, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu bağlamda imzalamış olduğu Anlaşmalar ve verdiği taahhütlerin bu beyanın hemen geri çekilmesini gerektirdiği ifade edilmiştir.

ABD Yönetimi’ni bu yasadışı beyanın geri çekilmemesinden doğacak tüm sonuçlardan bütünüyle sorumlu tutulduğu kaydedilmiştir.

Sözkonusu beyanın ABD Yönetimi’nin barış destekçisi rolünden çekilmesi olarak değerlendirildiği ve bunun tüm paydaşlar tarafından da anlaşıldığı belirtilmiştir. Ayrıca, bu beyanın ilanı ve işgalci güç İsrail’in 1967’de işgal ettiği, merkezinde Kudüs-ü Şerif bulunan Filistin topraklarında sürdürdüğü sömürgecilik, yerleştirme, apartheid ve etnik temizlik siyasetinin teşvik edilmesi olarak görüldüğü kaydedilmiştir.
Tüm üye devletlere Filistin sorununa, özellikle dünyanın diğer taraflarından karşıtlarıyla günlük temaslarında ve dış siyasi gündemlerinde yüksek öncelik vermeleri çağrısında bulunulmuştur.

İki devletli çözüm temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti’ne dayanan, uluslararası tanınmış referans hükümlerle ve 2005’te Mekke-i Mükerreme’de yapılan Olağanüstü İslam Zirvesi Konferansı’da stratejik bir tercih olarak kabul edilen 2002 Arap Barış Girişimi’yle uyumlu adil ve kapsamlı bir barışa bağlılık teyit edilmiştir.

 

Uluslararası topluma bu sorunu çözüme ulaştırmak maksadıyla etkin ve ciddi bir şekilde harekete geçmesi çağrısında bulunulmuştur.
Doğu Kudüs, Filistin Devleti’nin başkenti olarak ilan edilmiştir ve bütün devletler Filistin Devleti’ni ve Doğu Kudüs’ün onun işgal altındaki başkenti olduğunu tanımaya davet olunmuştur.
Bildiride aynı zamanda, tüm ülkelere ABD'nin kararının tanınmaması ve elçiliklerin Kudüs'e taşınmaması çağrısında bulunuldu. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) kararları hatırlatıldı ve şöyle denildi:

a) ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in sözde başkenti olarak tanıyan kararını desteklemekten imtina etmeye,
b) Diplomatik Misyonlarını Kudüs-ü Şerif’e taşımamaya davet edilmiştir.
 
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunularak, derhal sorumluluklarını üstlenmesi, Kudüs-ü Şerif şehrinin yasal statüsünü teyit etmesi, Filistin Devleti topraklarındaki İsrail işgaline son vermesi, Filistin halkının uluslararası korunma altına alınmasını sağlaması, Filistin Davası’na ilişkin aldığı tüm kararları uygulaması ve bu kararlara uyması istenmiştir.
 
BM Güvenlik Konseyi’nin harekete geçememesi halinde, İİT üyesi ülkelerin bu ağır ihlali BM Genel Kurulu’nun 377A sayılı “Barış için Birleşme kararı” çerçevesinde BM Genel Kurulu’na götürmeye hazır olduğu teyit edilmiştir.
İslam Kalkınma Bankası’ndan Filistin projelerine öncelik vererek ve bu doğrultuda özel ve esnek mekanizmalar ve usuller geliştirerek “Kalkınma için İslami Dayanışma Fonu” aracılığıyla Kudüs’ü Şerif ve diğer işgal altındaki topraklarda ekonomik ve sosyal kalkınma çabalarına destek olması talep edilmiştir.
Katılımcılar, İslam Ümmeti için bu denli önemli bir konuda liderliği üstlenmesi ve Zirve’ye ev sahipliği yapması nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımıza minnetlerini ifade etmişlerdir."

Tarihi kararı Ahval'e değerlendiren Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış, kimi ülkeler toplantıya katılmasa da kararda yer alan hususların hemen hemen tamamının İİT üyesi ülkelerin esasen kabul ettikleri hususlar olduğuna dikkat çekti. 

Yakış sözlerini şöyle sürdürdü:

Katılım oranı bir İİT toplantısı için beklenenin üzerindedir. Katılımın düzeyi böyle bir toplantı için tatminkardır. 16 ülke Devlet Başkanı düzeyinde temsil edildi. Böyle kısa bir zaman içinde düzenlenen bir toplantı için bunu bir başarı olarak görmek gerekir.

Mısır ve Suudi Arabistan gibi Filistin davasıyla yakından ilgili ülkelerin devlet başkanı düzeyinde katılmamalarını büyütmemek gerekir. Suudi Kralı hem sağlık nedenleriyle, hem de kendisini çok önemli gördüğü için her toplantıya katılmaz. Mısır'ın ise Türkiye'de yapılacak bir toplantıya devlet başkanı düzeyinde katılması, Türkiye-Mısır ilişkilerinin şimdiki formatı karşısında zordur. Dışişleri Bakanı gibi yüksek düzeyde katılmasını ise, bir yandan Türkiye ile yapıldığı ileri sürülen ikinci kanal diplomasisine olumlu cevap olarak yorumlamak gerekir. Öte yandan da toplantıda etkili olmak amacına yönelik olabilir.

 

yaşar yakış

 

Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu, kararın bir tepki kararı olduğu tespitini yaptı ve ekledi, "Trump'ın attığı adıma karşılık İİT tarafından böyle bir karar alındı."

Kararın icaplarının kimler tarafından yerine getirilip getirilmeyeceğinin beklenip görülmesi gerektiğinin altını çizen Loğoğlu, uluslararası toplumda Kudüs'ün nihai statüsünün iki taraf arasındaki müzakereler neticesinde belirlenmesi konusunda mutabakat bulunduğuna işaret etti.

 

faruk loğoğlu ile ilgili görsel sonucu

 

"Nihai statü ancak barış görüşmeleri neticesinde belirlenir anlayışı var. Hem Trump'ın hem de İİT'nin kararı bu yaklaşımla ne kadar uyumlu tartışılır. BMGK'nın kararlarını ne ölçüde gözetiyor o da tartışılır."

Loğoğlu'nun dikkat çektiği bir başka husus da, Kudüs'ün Filistin'in başkenti olarak tanınmasından önce, İslam ülkelerinin Filistin'i devlet olarak tanıması gerekliliği.

"İslam ülkelerinin kaç tanesi Filistin devletini tanıyor net değil. Bu karar siyasi bir çıkış. Kaçınılmaz ve haklı da belki. ABD'nin attığı yanlış adıma karşı dengeleyici siyasi bir karar."

Hürriyet Gazetesi'ne konuşan emekli Büyükelçi Oğuz Çelikkol konuya farklı bir açıdan yaklaştı ve kararı uluslararası hukuka ve BM kararlarına uygun olarak yorumladı.

 

oğuz çelikkol ile ilgili görsel sonucu

 

Çelikkol bu konudaki tezini şu sözlerle savundu:

Biliyorsunuz 1988 yılında ilan edilen Filistin devleti zaten 1967 savaşından önceki sınırlar içerisinde ilan edilmiştir. Doğu Kudüs de bunun bir parçasıdır. Harem-i Şerif Doğu Kudüs'tedir. Bu karar bunlara cevap verecek bir karar olacak. 

Madem ki İsrail Kudüs'ün statüsünü değiştirme yönünde adımlar atmak istiyor, şimdi beklentiler tabi uluslararası toplumun Kudüs'ün statüsü noktasındaki, BM kararının teyit edilmesi. Ve buranın iki devletli çözüm çerçevesinde kurulacak Filistin devletinin başkenti olmasını tanıması şeklinde. Bu gayet normal. Biliyorsunuz İsrail Başbakanı Netenyahu Brüksel'deyken AB Dış İlişkiler Temsilcisi de bu yönde bir açıklama yapmıştır.

Ancak Loğoğlu, bu noktada İsrail'in tavrının önemli olduğunu hatırlatan şu sözleri sarfetti: 

İsrail, hiçbir İslam ülkesinin Doğu Kudüs'te büyükelçilik açmasına izin vermez. Doğu Kudüs, İsrail'in işgali altında. Trump'ın kararının anlamsızlığı oradan da görülebilir. İşgal altındaki bir toprağı İsrail'in başkenti kabul ederek işgali de meşrulaştırıyor anlamı çıkar. İşgal altındaki bir Kudüs'te, İİT üyesi bir ülkenin temsilcilik açmasına İsrail izin vermeyecektir. İslam ülkeleri bu konuda ısrar ederse, yeni hukuki ve siyasi bir kargaşa doğacaktır.

Katılımcıların 16'sının devlet başkanı ve geri kalanının dışişleri bakanı ile meclis başkanı düzeyinde olmasıyla ilgili de Loğoğlu, bu konunun esasa dair bir anlam taşımadığını, önemli olanın İslam ülkelerinin bildiriye imza atmaları olduğunu söyledi. 

Hem Trump hem de İİT'nin Kudüs kararı nedeniyle bölgeyi gelecek günlerde bekleyen gerilimle ilgili de Loğoğlu şu yorumu yaptı: Önümüzdeki günlerde daha gergin bir atmosfer bekliyor Ortadoğu'yu. Filistin'de ve dünya çapında Cuma günü gerçekleşecek gösteriler artacaktır. Bu karar, ilgili üye ülkelerin İsrail ve ABD ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyecektir. En azından söylem düzeyinde. Trump ve İsrail'e yönelik söylemler siyasi gerginliklerin dozunu arttıracaktır.

Bu arada zirvenin devam ettiği sırada İsrail'den bomba gibi bir Suudi Arabistan kararı geldi.

İsrail İstihbarat Bakanı Yisrail Katz, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman'ı İsrail'e davet etti. Böylece, İsrail Kudüs Zirvesi'nden çıkan "Doğu Kudüs Filistin'in başkentidir" kararını da torpillemiş oldu.