Pelin Cengiz
Kas 10 2017

Türkiye’nin “özel koşulları” COP23’te masada

Türkiye’nin talebi üzerine, COP23 iklim zirvesinde Türkiye’nin “özel koşulları” gündeme alındı, müzakerelere Almanya arabuluculuk edecek. Ancak, Türkiye’nin kömür yatırımları iklim finansman mekanizmalarına erişim hedefiyle çelişiyor. 

İklim değişikliğiyle mücadelede köklü bir çözümün arandığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP23) pazartesi günü Almanya’nın Bonn kentinde Fiji Başkanlığı’nda başladı. Zirvede, gelecek haftanın sonuna kadar iki yıl önce ortaya çıkan Paris İklim Anlaşması’nın uygulanmasına dair adımlar tartışılıyor. Fiji’nin bu büyüklükte bir organizasyona ev sahipliği yapacak ne altyapısı ne de maddi imkanları yeterli olmadığı için konferans, BM İklim Değişikliği Sekreteryası’nın bulunduğu Bonn’da düzenleniyor. 

Türkiye ile ilgili de zirvede önemli adımlar atılıyor. Türkiye, 2015 yılında kabul edilen Paris İklim Anlaşması'nı 2016'da imzalayan 175 ülkeden biri olmasına rağmen anlaşmayı halen TBMM'de onaylanmadığı için henüz resmi olarak anlaşmanın tarafı değil. Türkiye, “özel koşullar”ının kabul edilmesine karşılık anlaşmayı imzalama eğiliminde. 

2015’te Fransa Başkanlığında yürütülen Paris Anlaşması müzakereleri sırasında, Başkanlık ileride Türkiye’nin “özel koşulları” ve iklim finansmanı ihtiyacının tanınacağına dair söz vermiş ve Türkiye’yi Paris Anlaşması’nı kabul etmeye ikna etmişti.

Türkiye’nin mevcut iklim rejiminde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ndeki yükümlülükler sebebiyle Paris Anlaşması’nın en önemli mekanizmalarından biri olan Yeşil İklim Fonu’na erişimi bulunmuyor. Ancak Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğu gerekçesi ile Yeşil İklim Fonu ve benzeri iklim finansmanı mekanizmalarına ulaşmak istiyor.

Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasındaki bu özel koşullar meselesinin geçmişi aslında 25 yıl önceye dayanıyor. 1992’de Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda Batılı müttefikleriyle birlikte hareket eden Türkiye, tüm OECD ülkeleri gibi Sözleşme’de hem Ek I hem de Ek II ülkesi olarak yer almıştı. 

Türkiye’nin bu durumu, iklim değişikliğiyle mücadele yolunda önlemler alması ve gelişmekte olan ülkelere finansman sağlaması gerektiği anlamına geliyordu. 2001 Fas’ta yapılan toplantıda, Türkiye’nin kendi başvurusu üzerine geçiş ülkesi sayılarak Ek II’den çıkarılmış ve diğer Ek I ülkelerinden farklılaştırılmasını sağlayan “özel koşullar” ibaresi eklenmişti.

COP23
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 23. Taraflar Konferansı (COP23) Almanya'nın Bonn kentinde başladı.

İklim değişikliği sebebiyle artan küresel sıcaklık Paris Anlaşması ile 2°C’nin altında dizginlenmeye çalışılacak. Bu hedefe ulaşılabilmesi için ulusal katkılar küresel mücadelenin etkin kılınması için önemli. İklim finansmanı konusunda hedeflenen parasal miktar 2020 itibariyle yılda 100 milyar dolar. Bu finansman Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund) aracılığı ile dağıtılacak. Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere finansal desteğinin 2020’den itibaren somut ihtiyaç değerlendirmeleri üzerinden artarak devam etmesi planlanıyor. Ancak, Türkiye’nin Yeşil İklim Fonu’na erişimi yok. 

Paris Anlaşması’nı imzalayan ama iklim finansmanı ve teknoloji transferi mekanizmalarına erişemediği için anlaşmayı onaylamayan Türkiye’nin sorunlarını çözmek için önemli adımlar atıldı. Müzakerelerin ilk gününde Türkiye’nin talebi üzerine, Fiji Başkanlığı, Türkiye’nin “özel koşullarını” gündeme aldı. Karara göre, Almanya İklim Başmüzakerecisi Jochen Flasbarth, Türkiye ve Birleşmiş Milletler arasında arabuluculuk görevini üstlenecek. Almanya Delegasyon Başkanı Flasbarth, Türkiye ile UNFCCC’deki (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) statüsü ve özellikle iklim finansmanı almaya uygunluğu konusunda görüşmelerde bulunacak.

Ancak, Türkiye’nin enerji politikalarında kömürün hala önemli bir yer tutuyor olması, gelişmelerin gidişatında önemli rol oynayacak. Zira, zirve sırasında Urgewald ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, termik kömür tedarik zincirine katılan şirketlerin listelendiği kapsamlı bir veri tabanı olan Küresel Kömür Çıkış Listesi’ni yayınladı. Listede, kömür arama ve madencilik, kömür ticareti ve taşımacılığı, kömürlü elektrik üretimi ve kömürlü termik santral inşaatı alanlarından 770’den fazla şirket var.

Türkiye, Çin ve Hindistan’ın ardından, dünyanın en fazla planlama aşamasında kömür projesine sahip ülke. Listede yer alan 34 Türk şirketinden 24’ü yeni kömürü termik santral kurmak istiyor. Tüm bu planlar gerçekleştiği takdirde, Türkiye’nin kömürlü termik santral kurulu gücüne 69.492 MW eklenecek. Bu, dört misli bir artışı anlamına geliyor.

Zirvede, iklim risklerini azaltacak politikalarda ilerleme kaydedilmesi bekleniyor. Paris Anlaşması’nın tüm dayanışma unsurları (adaptasyon, finansman, kayıp ve zarar, kapasite geliştirme) ele alınacak, ancak özellikle kapasite geliştirme, adaptasyon fonu, kayıp ve zara ve kırılgan toplumların güçlendirilmesine konularına odaklanılması muhtemel görünüyor.

Zirvenin en önemli gündemi ise, Paris Anlaşması’nı uygulamaya geçirmek için nasıl bir işbirliği yapılacağı ve nasıl harekete geçileceğini belirleyecek olan kural kitabı. Anlaşmanın güçlü bir şekilde uygulanabilmesi için güçlü bir kural kitabına ihtiyaç duyuluyor. 

Paris Anlaşması iklim değişikliği mücadelesinde önemli bir mihenk taşı oldu, anlaşmanın nasıl uygulanacağının esaslarını içerecek olan kural kitabının 2018 yılında yapılacak olan zirvede tamamlanması bekleniyor. Bu yüzden de COP23’te, ülkeler kural kitabı konusunda somut ilerleme kaydetmeyi ve 2018 yılında başlayacak olan “kolaylaştırıcı diyalog”un esaslarının ortaya koymayı amaçlıyor.

Paris Anlaşması, temel olarak küresel sıcaklık artışının sanayi devri öncesine kıyasla 2°C derecenin altında tutulmasını öngörüyor. Ancak BM Çevre Programı'nın ekim sonunda yayımladığı rapor, ülkelerin sera gazı salınımını azaltma konusunda verdikleri vaatleri yerine getirmeleri halinde dahi 2100 yılında küresel sıcaklıkta 3°C derecelik bir artışla karşılaşılacağını gösterdi. 

Bu öngörünün, dünyanın Çin'den sonra en fazla sera gazı salan ABD'nin Paris anlaşmasından çekilmesini hesaba katılmadan yapıldığını göz önünde bulundurunca ortaya daha olumsuz bir tablo çıkıyor.

Zirve, aynı zamanda Trump’ın Paris kararı sonrası yapılan ilk iklim zirvesi. ABD, Barack Obama başkanlığı döneminde yeni bir iklim sözleşmesinin hazırlanması konusunda önemli bir inisiyatif alarak, bütün dünyada öncü bir rol üstlenmişti.

Zirve ister istemez, seçim kampanyası süresince ABD Başkanı olursa Paris Anlaşması’ndan çekileceği vaadinde bulunan ve başkan olduktan sonra bunu hemen gerçekleştiren Donald Trump’ın bu hamlesinin gölgesinde başladı. 

Aynı zamanda COP23, aşırı hava olaylarının tüm dünyayı etkilediği tarihi bir yılın ardından yapılan ilk iklim zirvesi. Bu yıl gerçekleşen Harvey ve Irma kasırgaları ABD’de 200 milyar dolarlık yıkıma sebep olurken, Hindistan ve Bangladeş’te meydana gelen sellerde 1200 insan hayatın kaybetti, binlercesi evlerini terk etmek zorunda kaldı. 

Tüm bu olumsuzluklara rağmen ABD, COP23’e en büyük delegasyonla katılan ülkelerin başında geliyor. 

WWF İklim ve Enerji Danışman Mustafa Berke, bu yılki COP23’ten temel beklentinin kural kitabı taslağının çıkması olduğunu belirterek, “Burada devlet dışı aktörler çok aktif işler yapıyor. Genel olarak olarak işbirlikleri vurgusu var. Özellikle kent ölçeğinde artan bir ivme görülüyor. ABD’nin anlaşmadan çekilmesinden kaynaklanana bir umutsuzluk vardı. ABD’nin getirdiği bu umutsuzluğu kırmak için ABD’deki iş dünyası temsilcileri, eyaletler, şehirler, yerel yönetimler ve sivil inisiyatifler gövde gösterisi yapacak. Özellikle “We are still in coalition” grubuna dahil olan eyaletler, şehirler, iş dünyası, bazı eğitim kurumları, anlaşmayı desteklediklerine dair güçlü mesajlar verecek” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın anlaşmadan çekilme kararının ardından bazı eyalet ve kent yetkilileri Washington’dan destek gelmese de, emisyonları azaltmak ve temiz enerji kaynaklarını teşvik etmek için çalıştıklarını belirtmişlerdi. Örneğin, Pittsburgh Belediye Başkanı William Peduto, 81 diğer şehirle birlikte Paris İklim Anlaşması’nın şartlarına bağlı kalacağına dair bir kararname yayınlamıştı.

Hatta yola Trump’sız da devam edebileceklerini açıklayan California Valisi Jerry Brown da, geçtiğimiz günlerde eyalet olarak, "Cumhuriyetçilerin Obama’nın Temiz Enerji Planı’nı dava etmesi gibi”, Trump’ın iklim değişikliğiyle mücadeleyi sarsan adımlarını engellemek için dava edeceklerini söylemişti.

Dolayısıyla, zirve sırasında ve sonrasında alt ulusal (eyaletler seviyesi) aktörler tarafından güçlü açıklamaların yapılması bekleniyor.

ABD önemli gündem maddesi ancak diğer yandan işbirlikleri, yeni uygulamalar ve diyalog da zirvede devam ediyor.

TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Özgül Erdemli Mutlu da, zirvenin sivil toplum ile kamu diyaloğu açısından fırsatlar sunduğunu belirterek, “Zirve boyunca devletler, tüm canlıların bugününü ve geleceğini etkileyen kararlar alacaklar. Bu nedenle zirveye katılan sivil toplum temsilcileri, iklim değişikliği ile ilgili acil atılması gereken adımlara, özellikle en büyük karbon salımına neden olan kömürlü enerji politikalarından vazgeçilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. İklim değişikliğinin çevre hakkı boyutu da sivil toplum temsilcilerinin dikkat çektiği bir diğer nokta olarak öne çıkıyor. Çevre hakkı açısından bakıldığında iklim değişikliği, insanların sağlıklı çevrede yaşama haklarını ellerinden alıyor ve iklim adaletsizliğine neden oluyor. Dünya genelinde iklim değişikliğine en az katkısı olan toplumlar, bu durumdan en fazla etkilenen kesimi oluşturuyor” dedi.