Trump’ın olası ikinci döneminde Erdoğan ile ilişkileri nasıl olur?

Bir Türk hükümeti, tarihte eşine az rastlanır şekilde bir ABD başkan adayının yeniden seçilmesi için bunca dua ediyor olmalı. 

Geçtiğimiz 3.5 yıl içinde Donald Trump'ın başkanlığı, Tayyip Erdoğan hükümeti için adeta bir can kurtaran simidi oldu. Kasım ayında yapılması beklenen seçimlerde ikinci bir zafer kazanması halinde ise Trump ve Erdoğan ilişkisi bir sonraki dört yılda daha iyi yerlere taşınabilir. 

Bu tahmin bazı verilere dayanıyor. 

2016 sonunda başkanlığı kazandığı ve 2017 başında işe koyulduğu zaman Trump yönetiminin Türkiye ile ilişkileri hakkında dışarıdan bakanlar için birçok soru işareti bulunuyordu. İslama karşı sert bir söylem geliştiren, anti-göçmen ve popülist Trump ile siyasal İslamın hali hazırdaki en güçlü figürü olan Erdoğan'ın nasıl anlaşacağı tam olarak tahmin edilemiyordu. 2016 yılı kampanya dönemindeki anti-İslam retoriğine tepki olarak Erdoğan, Mecidiköy’de bulunan Trump Towers’ların isminin değişebileceğinin işaretlerini vererek, bu ilişkilerin zorluğunu göstermişti bile.

Trump'ın ilk ulusal güvenlik başdanışmanı Mike Flynn'in Türk hükümetine yakın bir işadamı olan Ekim Alptekin ile sıkı lobi ilişkileri ise, Erdoğan’ın bu sert tepkisinden sadece iki ay kadar sonra Ağustos ayı gibi başlayacak ve gelişecekti. Tabii o arada 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmıştı. Aydın Doğan'ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ, İstanbul’daki Trump Towerslar’ın inşaası sırasında Trump ailesi ile yakınlaşıp dost olmuştu… Yalçındağ daha sonra kampını Trump'ın New York'taki seçim kampanyası merkezine kurdu. Sonraki aylarda Türk-ABD İş Konseyi başkanlığı ile birçoklarına göre arka kanal ilişkilerini yönlendiren Yalçındağ’ın da henüz o aylarda bu ilişkilere etki potansiyeli anlaşılamamıştı.

Bu bilinmezlere rağmen Trump'ın başkanlığa başladıktan sonraki ilk haftalarında 'anti-İslam' ve 'İslamafobik' olarak görülen yoğun sözlerine ve kanun hükmündeki başkanlık kararnamelerine birçok müslüman ülkeden tepkiler yükselirken Erdoğan ise o dönemlerde İslam İşbirliği Teşkilatı temsilcilerini topladığı İstanbul toplantısında dahi Trump'ın bu kararlarını savunabilmiş ve sabır gösterilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Trump'ın göreve başlamasından sonraki yaklaşık 1,5-2 yıllık sürede bir taraftan Erdoğan darbe sonrasındaki OHAL döneminde Türkiye içinde iki çok kritik seçimi düzenleyşp önce referandum ile sistemi değiştirip sonra başkanlığı kazanırken, diğer taraftan da her türlü muhalifi terör suçlamaları ile temizledi. 

Trump ise aynı dönemde, 2017 yılının Nisan-Mayıs aylarından itibaren kendisinin Rusya ile işbirliği yaparak seçimleri kazandığına dair yapılan suçlamalardan oluşan Rusya soruşturması ile boğuştu. İki liderin işleri başından aşkındı ama bu arada iki lider birbirlerine pek fazlaca sorun da çıkarmadılar.

Erdoğan bu süreye iki de Suriye operasyonu sığdırdı. Suriye operasyonlarının ilki, henüz Trump göreve gelmeden, 2016 Temmuz darbe girişiminden sonra Fırat Kalkanı, ikinci operasyonu da 2018 başında Afrin'i ele geçirerek oldu. Trump yönetimi sessizce izledi, yetkilileri sorumluluk bizde değil dedi.

Trump yönetiminden bu esnada darbe sonrasında Türkiye'de hapsedilen on binlerce insan için de pek tepki gelmedi. Türkiye'nin demokrasisinin geriye kayışı hızlanırken de bu durum Washington’da pek konuşulmadı. Trump insan hakları ile ilgilenmediğini ve Erdoğan ile ilişkileri sıkı tutmak istediğini göstermiş, 'önce ABD çıkarları' sloganını her yerde ilan etmişti.

Bu ilişkiler içinde Erdoğan'ın Evanjelik Papaz Andrew Brunson'ın siyasi rehineliğini biraz fazla uzatması ise Trump tarafından hoş karşılanmadı. ABD vatandaşı, hem de Trump'ın büyük oy havuzu olan Evanjelik mezhebinin üyesi Brunson, belli ki kırmızı çizgi idi. Belki de bunu anlayamadı Erdoğan. Darbeyi planlamak ve yapmakla suçladığı Fethullah Gülen ile değiş-tokuş yapabileceğini umut ettiği açıktı. Ama hesaplar tutmadı ve dolar zirveleri gördü.

Diğer Türk vatandaşı ABD Konsolosluk görevlileri çoktan unutulmuştu veya Serkan Gölge gibi çifte vatandaş NASA çalışanlarınin hapsi kimsenin umurunda görünmedi. Ama Brunson bardağı taşırmıştı. Ara seçimler öncesi bir dış zafere de ihtiyacı olan Trump'dan Ağustos 2018'de ağır salvolar eşliğinde Türkiye ekonomisine büyük darbeler geldi. Trump, ‘’yetti artık’’ dedi. 

Neyse ki, geç de olsa Erdoğan mesajı aldı ve Brunson'ı hemen bir sonraki duruşmada, Ekim 2018’de, serbest bıraktı. Kasım 2018 ara seçimlerinin sadece bir ay öncesinde istediği şekilde Oval Ofis'te Brunson'ı ağırlayan Trump, bu misafirperverliği yaparken Erdoğan için ağzından sadece olumlu ve iltifatkar sözler çıktı. 

İkili, işte bu çarpışmadan sonra çok daha iyi bir hava ve yıl yakaladı. Anlaşılan Erdoğan, Gülen’in iadesi olmadan Brunson’ı bırakması gerektiğini anlaşmıştı. 2019 yılının Haziran ayında Trump, Erdoğan ile Tokyo’da ikili bir görüşme yaptı ve Türkiye’nin nasıl da Obama yönetimi tarafından adaletsiz bir şekilde muamele gördüğünü anlattı. Bu arada Türkiye’yi F-35 ittifakından çıkaran ise kendi yönetimi idi. 

Aynı yılın ekim ayında IŞİD lideri Ebubekir Bağdadi'yi Türkiye sınırının dibinde vurdu ABD güçleri. Trump ise Erdoğan'a yine teşekkür etti. 

Bu saldırıdan haftalar önce Suriye'nin kuzeydoğusu Türk güçlerine açıldı. Bağdadi’nin Türkiye sınırının dibinde Ekim ayının son günlerinde vurulması ile haftalar önce gelen ve Türk güçlerine Barış Pınarı ile Suriye’nin kuzeydoğusunu açan Trump’ın tweet mesajı arasında bir ilişki olup, olmadığını şimdiye kadar bilinmiyor.

Trump, Erdoğan’ın talep listesini kendi tweet mesajları ile ve bütün ABD kurumlarının karşı çıkmasına rağmen yapabildi.

İkili sıkça telefon görüşmeleri yaparken, 2019'un kasım ayında, ABD Kongresi ve diğer birçok kurum itirazlarına rağmen Trump bu kez Erdoğan'ı Washington'da ağırladı. Brunson’ı Oval Ofis’te ağırlamasından tam bir yıl sonra bu kez Erdoğan, hem de Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD ordusu ile müttefiklik yapmış Suriyeli Kürtleri yerinden etmesinden haftalar sonra, Washington ayakta ve Erdoğan karşıtı ambargo paketleri hazırlanırken bu ziyaret gerçekleşmişti.

2019 yılının ilkbaharında Robert Mueller'in yaptığı soruşturmanın neticesinde çok ciddi bazı suçlamalar olsa da, soruşturmanın temeli olan Trump ile Rus devleti arasında bir 'işbirliği' bulunamadı. Trump bir taraftan ‘mağdur’ edilme pozisyonuna girmişti. 

Diğer taraftan ABD ekonomisi son yüzyılın en iyi rakamlarını yakalıyordu. Washington’da herşey Trump’ın istediği yöne doğru savrulmaya başlamıştı seçim yılında.

Trump, virüse rağmen şimdi Obama dönemini şeytanlaştırarak son yılında Demokratların kendisini ve ekibini oyuna getirerek, mağdur etmekle, hukuk dışına çıkması ile suçluyor. 

Trump son hafta içinde F-35'ler konusuna da bir özel bir de genel olarak iki kez değindi. Önce Cumhuriyetçilere yakın Fox Haber'in sunucularından Maria Bartiromo'ya, F-35 jetlerinin dünyanın birçok farklı ülkesinde üretildiği ve bunlardan birinin Türkiye olduğunu hatırlattı. Kendisinin Erdoğan ile ilişkilerinin iyi olmasından dolayı bir sorun yaşanmadığı ama ''ya iyi bir ilişkilerimiz olmasa ne olacaktı?'' sorusu ile bitirdi.

Bir diğeri ise Bakanlar kabinesi toplantısı sonrası 19 Mayıs günü bir gazetecinin S.Arabistan'a yapılacak silah satımına insan hakları şartını getiren Kongre yasasının sorduğunda, Trump, her isteyene silah satmak istediğini, bazı ülkelerin para vererek ABD silahı almak istediğini ve bunu başaramadığını, halbuki ABD silah satımı yapmadığında bu müşterilerin Rusya’ya kaydığını, bu satışların Amerikalılar için daha çok para ve iş demek olduğunu uzun uzun anlattı. 

Gazetecinin, insan hakları hatırlatmasını ise gülümseyerek, hatta dalga geçerek geçiştirdi. Türkiye anılmadı ama sözü geçen soru S.Arabistan ile ilgili olmasına rağmen sanki Türkiye’nin durumu tasvir etmişti.

Washington'da şimdi ilk iki yılda Trump aleyhine yoğun şekilde yapılan sızıntıların yerini artık sistemde güçlenen ve kendine sadık yetkilileri teker teker atamaya başlayan Trump'ın rakipleri hakkında sızıntılar yapılıyor. Son bir hafta içinde dahi bir taraftan Demokratik Parti başkan adayı Joe Biden'ın Ukrayna eski Cumhurbaşkanı Petro Proşenko ile yaptığı telefonlar görüşmeleri, diğer taraftan Obama'nın Ulusal Güvenlik Başdanışmanı Susan Rice'ın yazdığı emailler, bir diğer taraftan da Ulusal Güvenlik Kurumunun resmi olarak Obama döneminde Mike Flynn’in Rus Büyükelçisi ile yaptığı telefon görüşmesi üzerine giden diğer Demokratik Parti yetkililerin isimleri açıklanarak, hedef tahtasına oturtuluyor. 

Trump’ın ilk döneminde, henüz başkanlığa alışırken yaşadığı birçok soruna rağmen ve henüz kendine sadık yetkiliere sahip olmadığı yıllarda Erdoğan ile ilişkilerini koruyan Trump, ikinci kez seçilirse, F-35 konusundan Suriye konusuna ve daha başka finansal konulara kadar Erdoğan’a daha başka iyilikler yapmaya devam edebilir mi?

Yazının burasında bazı uyarılar yapmak gerekiyor. 

Öncelikle Trump’ın karşısında bu kez Biden gibi, Clinton kadar nefret edilmeyen bir figür var. Biden ayrıca şu anda Trump’ı başkanlığa getiren ve mavi duvar olarak betimlenen Michigan, Wisconsin ve Pennsylvania gibi eyaletlerde bu kez önde. Trump biraz da ‘desperate’ şekilde Obama dönemine ‘cadı avı’ yapmaya başladı.

Diğer taraftan Erdoğan’ın başına gelebilecek en ağır sonuçları engelleyebildi Trump, ama en iyi senaryoları gerçekleştiremedi. 

Örneğin ambargoları durdurdu ama F-35 ittifakı içinde tutamadı. 

Trump Gülen’i de iade etmedi. 

Suriye’nin kuzeydoğusunu Türkiye’ye açtı ama Erdoğan’ın PKK ile eş gördüğü YPG ile ilişkisini kesmedi, aksine yardımlar süregitti.  

Halkbank’a ceza gelmedi ama Halkbank aleyhine yeni bir dava açıldı. Bütün bu iyilikler karşısında Trump ne kazandı henüz belirsiz.

Erdoğan'ın nisan ayının başından beri Washington'dan talep ettiği swap hattı da açılmadı.

Trump ikinci kez seçildiğinde ise iç politikadaki sistemde olduğu gibi dış politika alanında da Pentagon ve Dışişleri de dahil olmak üzere yine kendine sadık daha çok kadro bulacağından eminiz. Bu konuda şu anki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Trump’ın en sadık üst yetkilisi olarak Trump’ın dış politikada her istediğine bir yol bularak yapmaya başlaması bunun en önemli işaretlerinden biri. 

Ondan dolayı da Coronavirus sonrası dönemde, yani ABD de dahil tüm devletlerin ekonomisini düzeltmesi gayretinde olacağı bir dönemde, Türkiye'den gelecek F-35 taleplerine Trump destek verebilir. Daha bu hafta verdiği cevaplardan anlaşıldığı kadarıyla bu cevap pozitif olabilir. 

Şunu öğrendik ki bir ABD Başkanının beğendiği bir yabancı lidere yapabileceği iyiliklerin dibi yok. 

Hayatı boyu güce tapan bir işadamı olan Trump belki de bundan dolayı Erdoğan gibi güçlü bir yabancı lidere hayranlık duyması da nedeni olabilir, henüz bilmediğimiz bir başka neden de. Ne olursa olsun, Trump, her hareketi ve söylediği ile Erdoğan ile anlaşmak istediğini, Erdoğan’ı mutlu etmek istediğini ispat etti. Mike Doran gibi bazı Washington’daki düşünce kuruluşu isimleri Türkiye’nin İran’a karşı bir denge olabileceği argümanları da ileri sürmeye devam etmekteler, bu türlü bir yaklaşmanın zeminini hazırlamak için.

Türk hükümeti dostu olarak bilinen ABD’nin Suriye temsilcisi James Jeffrey ve yardımcısı Richard Outzen’in son zamanlarda verdiği mülakatlarda ise ABD’nin Türkiye’yi örneğin İdlib’de sıkı bir şekilde desteklerken, Libya’daki Türkiye varlığı konusunda da olumlu bir retorik kullanıldığını görüyoruz. ABD, görünen o ki, hem İdlib’de hem de Libya’da Türkiye’yi Rusya karşısında sahaya itekliyor ve itelemeye devam edecek.

2017 yılında, Türkiye'nin henüz Rusya'dan S-400 almaya karar verdiğini duyurduğu sıralarda, bu olsa da Türkiye'nin F-35 ittifakından atılmayacağını iddia eden konu ve Türkiye uzmanları vardı. Türkiye 2019 ilkbaharında, Türkiye’nin ittifaktan çıkarılma kararının yazıldığı resmi mektubunu ilk kez Ahval'in yayını ile öğrenmiş ve Türkiye ittifaktan çıkarılmıştı.
Şimdi de Türkiye'nin S-400’ler geri gönderilmedikçe bu ittifaka alınmayacağını iddia edenler var. Belki de bu kez haklılar.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.