Oca 14 2018

Kavga etmiyorsanız ilişkiniz tehlikede, ama kavganın da kuralları var!

Fransız filozof Rene Descartes, ‘’insan, konuşan hayvandır" der.İlişkilerin atardamarı iletişimdir ve iletişim içinde olduklarımızla hiç şüphesiz gerginlikler de yaşarız. Kavga etmeyi genel olarak kötü bir şey olarak algılarız, ancak uzmanlar, çiftlerin yarısı şiddetli kavga ettiği için diğer yarısı da kavga etmediği için ayrıldığını söylüyor.

 Berlinli çift terapisti Christian Thiel, ideal aşk beklentilerimizi yıkan korkunç bir kabus olarak algıladığımız kavgaya ilişkin, ‘’Kavgasız bir birliktelik, kültürümüzün en popüler hayallerinden biridir" diyor. Thiel’e göre, bir bireyin ve eşinin ihtiyaçlarının herhangi bir münakaşa yaşanmadan karşılanabileceğini düşünmenin, aynı zamanda toplumdaki en büyük yanılgılardan biri olmaya devam ediyor.

Thiel’e göre, kim karşısındaki ile doğru bir şekilde tartışmak istiyorsa öncelikle onun farklı olduğunu kabullenmek zorunda. "Çünkü tüm insanlar zaten birbirinden farklıdır. O nedenle her birliktelik aslında kültürlerarası bir tecrübedir" diyor Thiel.

Masallaradan fırlamış hiç kavga etmeyen çiftler bize bir ilişki sürdürmenin aslında çocuk oyuncağı olduğunu ama bunun kurallarını bir tek bizim anlamadığımız hissini veriyor.  Ancak uzmanlara göre, bu da insanın gereksiz yere kendi kendine eziyet etmesi anlamına geliyor. Bu gibi durumlarda dile getirilmemiş bir öfke birikimi yaşanıyor.

Terapist Thiel, "Ayrılan çiftlerin yaklaşık yarısı şiddetli kavga ettikleri için diğer yarısı ise kavga etmedikleri için ayrılıyor" diyerek, birçok kişinin partneri ile tartışmaktansa ihtiyaçlarını karşılamayan bir ilişkiye katlanmayı tercih ettiğini anlatıyor.

Thiel, "Bir ilişkide arzuladığımız şey; kabul görmek, değer verilmek ve saygıdır" diyor.

Psikolog ve çift terapisti Helga Odendahl da bir ilişkide kavganın gerekli olduğunu vurguluyor. Odendahl, "Ancak belirleyici olan; kavganın üslubudur" diyor. Psikoloğa göre "Sen şöylesin, böylesin" şeklindeki suçlamalar, bir tartışmayı anında yıkıcı bir hale getirebilirken, "sen her zaman haklı görüyorsun" gibi ithamlar karşısındakine hareket alanı bırakmayan doğrudan birer saldırı aslında. Bunun yerine "kendimi yalnız bırakılmış hissediyorum" demek, tamamen farklı bir etki yaratabiliyor, zira buradaki eleştiri, reddedilmez bir gerçekmiş gibi formüle edilmemiş olarak algılanıyor.

Thiel'in bir diğer uyarısı ise öfke konusunda. Thiel "Öfkeli biri makul ve nazik bir konuşma yapamaz" diyor ve öfkenin dağılması gerektiğine vurgu yapıyor. Bunun için en iyi yol ise açık havada tempolu bir yürüyüş yapmak.

Düşünmekte fayda olan şey şu:  özellikle sevgilimin bir iki sözü beni bu kadar çileden çıkarabiliyor? Arkadaşlarımızla genelde büyük dramalara gerek kalmadan işin içinden çıkabildiğimiz durumlar, sevgilimiz söz konusu olunca bizi çileden çıkarabiliyor.

"İlişkilerde ebeveynlerimizden öğrendiğimiz örnekler yeniden canlanıyor" diyen Odeldahl, bir ilişkinin tam olarak nasıl işlediğini daha çocukken büyüklerimizden öğrendiğimizi anlatıyor. Örneğin partneri ile ihtiyaç ve istekleri hakkında açıkça konuşmayı ailesinden öğrenmemiş kişiler, ilişkide bir sorunla yüz yüze gelecektir. Odeldahl, bu durumda çift terapisinin büyük yardımları dokunacağını vurguluyor.

Çift terapistleri Thiel ve Odendahl’a göre çiftlerin genelde en büyük sorunları, birbiri ile çok az iletişim kurmaları…

Tabii ki sorunları hakkında gereğinden fazla konuşan çiftler de var. Christian Thiel, bu ilişkiler için "Sorunlar tıpkı Japon balıkları gibidir: Onları besledikçe büyürler" diyor.

Özellikle de çiftlerden birinin karakteri ile ilgili ve çözümü olmayan konular hakkında konuşmak en mantıksızı. Thiel’e göre eğer bir kişi süper dakik ve diğeri de sürekli randevularına geciken birisi ise bunu tartışmak sonsuza dek sürebilir ama yine de soruna bir çözüm getirmez. Thiel "Kerkes kendisinin haklı olduğuna inanıyor. O nedenle diğerlerinin de her şeyi kendisi gibi yapmasını istiyor" diyor.

Uzmanlar bu nedenle ne kadar haklı olduğumuzu savunmaya bir son verip aramızdaki iletişimi yapıcı bir yola sokmak için kurallar hazırladı.

En büyük kural: Önce bir durmak. Her aklına gelen düşüncenin, filtreden geçmeden ağzından çıkmasına izin vermek ve "her zaman",  "asla",  "her şey " ve  "hiçbir şey" gibi kelimeleri kullanmak yasak!

Thiel bu kuralların işe yaradığını savunuyor. Bir birlikteliğin değiştirilemez farklılıklarla tadını çıkarmak ancak pragmatik çözümlerle mümkün; basit çözümlerle birçok kavgayı önleyebiliriz.