Tem 02 2018

Mutlu ilişkilerin ardında yatan bilimsel gerçekler

Konu ilişkilere geldiğinde çoğumuz işi oluruna bırakırız. Aşkın ve sevginin ilk aşamalarında coşkuyla dolarız ama günlük hayatın genel karmaşasına doğru derine daldıkça, kişisel sorunlarımız yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar ve kendimizi gücenmiş hisler, geriye çekilen duygular, partnerimizle daha fazla çatışma, bunlarla baş etmekte yetersizlik veya sadece basit bir sıkıntı içinde bulabiliriz.

Bunu inkar etmenin yolu yok: mutlu ve sağlıklı bir ilişki kurmak ve bunu sürdürmek çok zor.

Öte yandan bilim insanlarının ilişkiler konusunda giderek daha fazla araştırma yapması sayesinde en sağlıklı ve en mutlu çiftlerin alışkanlıklarına ve kötü yönde ilerleyen ilişkileri düzeltmeye yönelik her geçen gün bilim bazlı daha fazla bilgi elde ediyoruz.

 

ilişkiler

 

Şu ana kadar öğrendiğimiz kadarıyla, aşk ve ilişki bilimi hem çok basit, hem çok net, hem çok temel fakat ustalığı da bir o kadar zor derslere dayanıyor: empati, olumluluk ve güçlü bir duygusal bağ en mutlu ve sağlıklı ilişkilerin devamını sağlıyor.

Ottawa’lı klinik psikolog ve konuyla ilgili birçok kitabın yazarı Sue Johnson’a göre “Son 35 yılda yaptığımız gelişimsel psikoloji, sosyal psikoloji ve laboratuvar araştırmalarımızın sonuçlarına göre elde ettiğimiz en önemli bulgu şu ki; ilişkileri güçlü, canlı, sevgi dolu tutan, çiftlerin birbirlerine aşkını sürdüren en önemli faktör duygusal cevap verebilme yeteneği.“

 

ilişkiler

 

Bu yeteneğin anlamı da kısaca özetleyecek olursak karşı tarafa bir işaret vermek ve onun buna cevap vermesi. Johnson’a göre aşk hakkındaki en önemli soru “İhtiyacım olduğunda orada mısın?”, bununla da bitmiyor, “arkadaşım mısın ve günlük hayatta yardımcım mısın?” bütün herşey duygusal olarak aynı sayfada olmakla ve bunun farkına varmakla ilgili”.

“Her çiftin birbirlerinden farklı özellikleri olacaktır. Çiftler sadece duygusal bir kopukluk hissettiklerinde ve karşındakilerden güven alamadıklarında mutsuz olurlar.” diyor Johnson. Ona göre genellikle savunma mekanizması yaratan ve geri çekilmeyle cevap verilen eleştiriler ve reddetmeler çiftlerde özellikle stres yaratıyor ve beynimiz bunları bir tehlike sinyali olarak algılıyor.

Çiftler arasında duygusal açıdan cevap alabilirlik kabiliyetini geliştirmek için Johnson Duygusallığa Odaklı Terapi programını geliştirmiş. Bu program dahilinde çiftler birbirlerini eleştirmekten kaçınarak ihtiyaçlarını anlattıkları diyaloglar yaşayarak aralarındaki bağı kuvvetlendiriyorlar.

Johnson’a göre “Çiftler diğer insana daha yakın hissedebilecekleri yollar kullanarak duygularından bahsedebilmeliler”.

 

ilişkiler

 

Evlilik araştırmaları konusuna odaklı Gottman Enstitüsü araştırma direktörü Carrie Cole’a göre de duygusal kopukluk çiftlerin olumlu bir ortam yaratan aktivitelerde bulunmadıkları zaman kolayca ortaya çıkabiliyor. “Bu olduğu zaman çitler yavaş yavaş uzaklaşarak birbirlerini tanımaz hale geliyorlar”.

Olumlu olmaya verdikleri bu önem yüzünden de Gottman Enstitüsü “Küçük şeyler, daha sık” sloganını kullanıyor. Gottman Enstitüsü 1970’lerden beri ilişkilerdeki tatmin seviyelerini inceliyor ve tüm bu araştırmaların sonucunda psikiyatristler çiftlere birbirlerine değer verdiklerini gösteren küçük ve rutin jestlerde bulunmalarını tavsiye ediyor.

 

ilişkiler

 

Cole’a göre bunun kolay yöntemlerinden biri partnerinize her gün ona iltifat eden bir eylemde bulunmak - bu yaptıkları ve ya başardıkları bir işi takdir etmek olabilir veya onlar hakkında tam olarak neleri sevdiğinizi söylemek de. Bu egzersiz iki şekilde işe yarayabilir: Öncelikle partnerinizi onaylanmış ve iyi hissettirir. İkinci olarak da size neden bu insanı eş olarak seçtiğinizi hatırlatır.

Biyoloji antropoloğu ve Kinsey Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Helen Fisher’ın insanları beyin tarayıcılara soktuktan sonra elde ettiği sonuçlara göre, beyin ve aşk konuları göz önüne alındığında ilişkilerinde mutlu olan çiftlerin nöro-kimyasal açıdan üç ortak yönü bulunuyor: empati kurmak, kendi hislerini ve stres seviyesini dizginleyebilmek ve eşiyle ilgili olumlu duyguları sürdürmek.

 

ilişkiler

 

Mutlu ilişkilerde çiftler sürekli haklı olan taraf olmaya çalışmaktansa birbirleriyle empati kurarak karşı tarafın açısından da görmeye çalışıyor. Stres seviyesini ve duyguları kontrol edebilmek çok basit bir kavrama dayanıyor: “Çenenizi tutun ve aşırı davranmayın”. Eğer çok sinirlenmekten kendinizi alıkoyamıyorsanız ara verin, spor salonuna gidin, kitap okuyun, evcil hayvanınızla oynayın veya bir arkadaşınıza telefon edin - yıkıcı bir kavgayı engellemek için ne gerekiyorsa.

Bu sayede partnerinizle ilgili olumlu düşüncelerinize zarar gelmeyecek ve Fisher’ın “olum ilüzyonlar” adını verdiği yolda kalarak, ilişkinizdeki olumsuz yanlar üzerinde çok fazla takılıp kalmayacaksınız. “Hiç bir partner mükemmel değildir ve beynimiz söylenen kötü sözleri hatırlamaya yatkındır. Ancak bunları görmezden gelmeyi başarıp neyin önemli olduğuna odaklanırsanız bu hem vücut, hem zihin hem de ilişkiniz için iyi olacaktır”.

 

ilişkiler

 

Günün sonunda bir insanın ilişki kalitesi hayat kalitesini doğrudan etkiler. Johnson’a göre “İyi ilişkiler sadece daha mutlu veya daha iyi değildir, kötüye gittiklerinde nasıl davranacağımızı bilmek bizi daha dayanıklı ve güçlü yapar. Sevginin bizi daha güçlü kıldığıyla ilgili klişeler sadece klişe değiller; fizyolojik yapımız bunun kanıtı. Bizi seven ve değer veren insanlarla bağımız olması hayatta bizi en güçlü tutan özelliğimiz”.