Ara 20 2017

Barış akademisyeninin iltica süreci: İltica, insanı sıfırlayan bir süreç

Barış akademisyeni Nisan A., iki ay önce Berlin'e taşındı. Hakkında açılmış bir dava, elinden alınan mesleğiyle Türkiye'de artık özgürce yaşama imkanı kalmamıştı.

İsmini vermek istemediği için Bianet tarafından söyleşide 'Nisan A.' olarak anılıyor. Nisan A., Almanya'ya iltica sürecini ve yaşadıklarını, başından geçenleri anlatıyor.

"İltica süreci insanı sıfırlayan bir süreçti. Karşıma bürokrasi duvarı çıktı. Kadın ya da erkek, politik veya apolitik bir insan ya da bir akademisyen olarak başvurmanızın önemli yok" diyor Akademisyen Nisan.

İltica etme nedenini, Türkiye'ye uzun süre geri dönmeyeceğini bilmek, Almanya'daki akademilerdeki güvencesiz ortam ve Almanya'daki hükümet temsilcilerinin Türkiye'den gelen akademisyenlere destek olacağını söylemesinin etkili olduğunu söylüyor. Tabi süreç kendisi için beklediği gibi ilerlememiş.

Türkiye'de hakkında dava açıldı. Üniversite etkinliğinde öğrencilerle halay çekmek, öğrencilere eşit muamelede bulunmak ve sendika temsilcileriyle görüşmeler yapması gibi gerekçelerle hakkında 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasına maruz kaldığını ifade ediyor. Türkiye koşullarında bu tür davaların artık muhalifler için 'normal' hale geldiğinden bahsediyor.

Almanya'ya bir panele katılıp dönmeyi düşünüyordu Türkiye'ye yargılandığı davanın duruşmasına günler kala. Ancak geri dönmemeye karar veriyor, gerekçesini ise "bir sabah uyandığımda adım bile yazmayan kapımda bir tehdit kağıdını asılı olarak buldum" diye özetliyor. Tüm bunlara iki-üç gün içerisinde karar verdiğini ekleyerek.

Almanya'ya geldiğinde Almanya'daki bürokrasinin zorluğu ve burs, oturum, iş sözleşmesi gibi seçeneklerin yokluğu nedeniyle oturum alması biraz zordu. Bu yüzden doğrudan ilticaya başvurduğunu belirtiyor.

İltica sürecinin ise beklediği gibi çıkmadığını söylüyor Nisan A. ve süreci şöyle anlatıyor:

Son derece insanı sıfırlayan bir süreç ve bürokrasi duvarı karşıma çıktı. Kadın ya da erkek, politik bir insan ya da politik olmayan bir insan, ya da akademisyen olarak başvurmanızın önemli yok. Tek önemli olan şey konuşabildiğiniz diller. Benim için İngilizce konuşanlar ile irtibat kurmak biraz daha kolaydı ama bürokrasiye girdiğiniz andan itibaren aslında konuşamıyorsunuz, soramıyorsunuz ve anlatamıyorsunuz. Koskoca bir belirsizlik alanına giriş yapıyorsunuz.

İlticaya başvuruyor, Berlin dışında bir şehirden. Yeşil pasaportunu teslim ediyor. Kendisine bir A4 formatında bir kaç kağıt veriliyor. Sağlık muayenesi, parmak izi, fotoğraf çekimi gibi prosedürler...

Sonrasında Berlin'de bir mülteci kampı: Tempelhof... "İltica sürecinin anahtar kelimesi: beklemek" diyor.

Standart prosedür olarak anlatılanların hiç de standart olmadığını ifade ediyor. Her başvuru aslında farklı bir hikayeye sahip Almanya'da. Nisan A.'nın başına gelenler de öyle.

Kaldığı mülteci kampını şöyle tarif ediyor:

Tempelhof kocaman bir kaç hangardan oluşan modern Almanya mimarisi örneği. Çok etkileyici bir bina, kütlevi yapısı, açık alanları, dışında her halinden duyumsadığınız tarihi… Ancak içeride, benim gördüğüm kısmında, ironik şekilde bu moderniteden eser yok. Oturma ve bekleme alanlarında havalandırma ve ısınma sorunu var. İçerinin size verdiği geçicilik hissi ile bina tam tezat. Arka tarafta kalacak yerler var. Plastik ve metalden oluşan haznelerle yataklar ayrılmış durumda ve aralara perdeler konuşmuş. Mahremiyet perdelerle sağlanıyor. Kadınlar özellikle çok rahatsız ve korunaksız hissediyorlar.

İnsanların, özellikle kadınların kaygılarla çok da duş almadığını gözlemlemek mümkündü. Yeri olanlar için orada kalmak zorunda olmamak çok iyi hissettirdi bana. Yasal olarak bekleme sürecinde kamplarda kalmak şartı var. Mülteciler için kamplar hem gereklilik hem de bir hareket kabiliyeti kısıtlama aracı.

Almanya'da öğrendiği ikinci kelime 'termin' (Türkçesi: randevu) oluyor. Kendisiyle ilgili görüşmede Türkçe çevirmenle ilgili yaşadığı bir olayı anlatıyor. Çevirmen kendisiyle ilgili çok sayıda sorular soruyor 'merak ettiği' gerekçesiyle. Ancak ertesi gün Türkiye'deki ailesini polis arayıp Nisan A. hakkında ailesine sorular soruluyor polis tarafından. O günlerde Alman basınında çıkan Türkçe tercümanların Milli İstihbarat Teşkilatı'na bilgi aktardığı haberi, Nisan A.'nın tedirginliğini artırıyor.

Akademisyen Nisan A.'nın iltica sürecinde yaşadığı ve başından geçen olayları anlattığı söyleşinin öne çıkan satırları şöyle:

Kaydımın yapıldığı üçüncü gün sadece sosyal çalışmacıyla görüşmek üzere beklettiler. Beklediğim odayı, oraya mülteci adaylığı statüsünden son çıkış olarak tanımlıyorum.

“Ülkenize geri dönün ülkeniz güzeldir”, “Ülkenizde yaşamak gibisi yok” diye afişler var. Biraz karikatürize edersem, tüm bu süreçte ilk orada gördüğüm Almanyalı memur bana “Nasıl geldin?” diye sordu, ikincisi ise 1900 Euro’ya kadar miktar parayı ülkeme dönme karşılığı olarak teklif etti, bir “standart prosedür olarak”; ve “İltica başvurun reddedilirse 18 ay Almanya’ya girme yasağı olacak” diye ekledi.

Psikolojik olarak duruma gülebilecek hale gelince bu benim için bir espri konusu oldu. O an nasıl hissettiğimi anlatamam. Ben de sinirlendim o esnada. “Ben gidebilecek olsam zaten, sürece başvurmazdım” dedim.

Burada herkesi eşitlediklerini söyledikleri sistem var ama sıfırda eşitliyorlar. Bu standartlaşma değil sıfırlayan bir sistem iltica sistemi. Kadın, akademisyen, politize olmanızın önemi, bilmem ne dillerini konuşmanızın önemi yok. Aynı zamanda sürekli Almanya’ya fırsat yakalamaya geldiğinizi düşünüyorlar, “banka soymuş, kaçmış ilticaya başvurmuş”; “Türkiye’de iş bulamamış, ilticaya başvurmuş” gibi devleti kandırmaya yönelik hikayelerin bir açıklama olarak anlatıldığını duyuyorsunuz sürekli. Potansiyel bir yalancı olduğunuza dair his taşımadıklarını ise “sizi kastetmiyoruz yanlış anlamayın” diyerek anlatmaya çalışıyorlar.

İltica sürecinde en ciddi sıkıntı bilgi yetersizliği. Bu sürecin nasıl işlediğine dair doğru düzgün bilgiyi kendi iltica sürecimde deneyimlediğimle aldım.

İkinci olarak, haklarımızı öğrenebileceğimiz metinlere ihtiyacımız var, zira yasayı kendi başımıza çevirmek istediğimizde veya avukatla konuştuğunuzda bambaşka sonuçlara ulaşıyorsunuz.

Bir başka sorun; tercümanların Türkçeleri yetersiz.

Tüm bu süreçte beni en rahatsız eden şeyi düşündüm ve “sadece mülteci olarak tanımlanmak” olduğuna karar verdim.