Deniz Öz
Şub 18 2019

1994 yılına kadar yaygın kullanıldı: Deniz kumuyla inşa edilen yapılara dikkat

Belki de evin annesi mutfakta akşam için yemek hazırlıyordu. Çocuklar bir odadan diğerine koşturarak oyun oynuyordu, kimisi de televizyon karşısında sevdiği bir programı izliyordu. Ya da karşılıklı oturmuş sohbet ediyorlardı.

Kim bilebilirdi o anların hayatlarının son anları olduğunu? Trabzonlu Alemdar ailesinden dokuz kişinin birlikte ölüme gideceğini? Kartal’da 21 kişiye mezar olan binada oturuyorlardı.

Günler sürecek arama kurtarma çalışmaları sonucunda 89 yaşındaki Saime Alemdar, 70 yaşındaki Safiye Alemdar, 52 yaşındaki Erdoğan Alemdar, 48 yaşındaki Mustafa Alemdar, 46 yaşındaki Ayşe Alemdar, 45 yaşındaki Safiye Alemdar, 22 yaşındaki Gökay Alemdar, 19 yaşındaki Eslem Alemdar ve 11 yaşındaki Ecrin Naz Alemdar’ın cansız bedenlerine ulaşıldı. Aynı aileden dokuz yaşındaki Tayyip Mahmut Alemdar ise mucize eseri sağ kurtarıldı.

Enkaz çalışmaları sırasında 30 yaşındaki anne Şeyma Kambur, sekiz yaşındaki kızı Zehra ve dört yaşındaki oğlu Ali Bilal’e sarılmış halde bulundu. Yıldız Gündoğdu, Nuriye Söğüt, Ahmet Söğüt, Şevval Yılmaz, Melih Aydın, Volkan Balta, Eylül Dervişoğlu ve kimliği henüz belirlenemeyen yabancı uyruklu bir kişi de maalesef hayatını kaybeden isimler arasındaydı.

Tarih 6 Şubat, saat 16.00 sıralarıydı… Kartal’da sekiz katlı Yeşilyurt Apartmanı bir anda çöktü. Günler süren arama kurtarma çalışmalarının ardından 21 kişinin cansız bedenine ulaşıldı, 14 kişi de yaralı olarak kurtarıldı. Binanın çökmesinin ardından henüz arama kurtarma çalışmaları sürerken sekiz katlı yapının iki katının kaçak olarak yapıldığı ortaya çıktı.

Dahası bu kaçak katlara ilişkin 24 Haziran seçim sürecinde uygulamaya konulan İmar Barışı kapsamına alınması için başvuru yapıldığı belirlendi. Yani denetim yapılmadan yapı güvenliği sorumluluğunu mülkiyet sahibine bırakan İmar Barışı’na…

Soruşturma kapsamında binanın projesini oluşturan Suzan Çayır, inşaatın teknik uygulama sorumlusu Uğur Mısırlıoğlu, inşaatın sağlık kurallarına uygun olup olmadığını denetleyen inşaat teknikeri Arzu Keleş Boran, proje ve inşaat mühendisi Osman Mısırlıoğlu gözaltına alındı. Suzan Çayır ve Uğur Mısırlıoğlu “Taksirle Ölüme ve Yaralanmaya Neden Olmak”tan tutuklandı. Osman Mısırlıoğlu ve Arzu (Keleş) Boran ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda binanın yıkılmasının nedeni olarak inşaat sırasında kullanılan betonun standartlara uygun olmadığı ve projede öngörülen beton sınıfı dayanımını karşılamadığı belirtildi.

Betonun, yıkanmamış ve elenmemiş deniz kumundan yapıldığı ifade edilen raporda, deniz kumunun usulüne uygun elenip yıkanmamasından dolayı midye kabuklarına rastlandığı, demirlerde ise korozyon oluştuğu bildirildi.

Raporda, korozyona uğramış muhtelif demirlerin et kalınlıklarının ölçümlerinin yapıldığı, 12'lik inşaat demirlerinin 9.5'a kadar düştüğünün görüldüğü belirtildi. Çöken Yeşilyurt Apartmanı’nın çevresindeki 10 bina için de riskli denilerek yıkım kararı alındı. İlk olarak Yunus Apartmanı’nın yıkımına başlandı.

Yıkım çalışmaları sırasında bina numunelerinde yine midye ve salyangoz kabukları görüldü. Bina numunelerinden midye ve salyangoz kabuklarının çıkması ise başka bir soruyu gündeme getirdi. Deniz kumu ile yapılan binalarda midye kabuklarının çıkması ne demek?

Hazır beton kullanma zorunluluğunun getirildiği 1998 yılından önce yapılan binalar aynı tehlikeyi barındırıyor mu?

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna’ya göre bunlar, “Binanın taşıma kapasitesini azaltan malzemeler…”

Hazır beton yokken deniz kumu kullanıldığını söyleyen Nusret Suna, bu kumun kullanılırken yıkanıp elenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Nusret Suna, ‘Midye kabuğu gibi malzemeler yıkanmadan, elenmeden kullanıldı. Bunlar betonun mukavemetine ters etki eden malzemelerdir. Zararlı malzemelerdir. Zaman içerisinde içindeki donatıyı zafiyete uğratır. Kartal’da yıkılan binalarda kullanılan malzemeyi görüyoruz. Bunlar taşıma kapasitesini azaltan malzemelerdir. Hazır beton 1994 yılından sonra yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Zorunluluk 1998 senesinden sonra hazırlanan yönetmelikle getirildi. Demek ki 1990 senesine kadar bu malzeme kullanıldı” diyor.

Suna “Bu malzemeler her binada kullanılmıştır diyemeyiz” diye bir parantez açıyor ve bunların ancak binalarda yapılacak malzeme testleriyle ortaya çıkabileceğini söylüyor. Beyoğlu, Şişli ve Nişantaşı gibi İstanbul’un eski yerleşim yerlerinde 40 yıllık yapıların hâlâ ayakta durdurduğunu belirten Suna, “Her şey fen kurallarına göre yapılıyorsa bir tehlike oluşturmaz, binanın yapılma tarihiyle ilgisi yoktur. Bu tamamen mesleğimizdeki yozlaşmayla ilgili” diyor.

Bir diğer tehlike de kaçak yapılara ilişkin… Türkiye’de toplam 26 milyon 358 bin yapı bulunuyor. Bunların da çoğunun 1950’li, 60’lı, 70’li ve 80’li yıllarda rastgele olarak yapılan yapılar olduğu belirtiliyor. Yüzde 60’ı kaçak, yani Türkiye’de yaklaşık 13 milyon yapı ruhsatsız. İstanbul’da ise yaklaşık 1 milyon 600 bin yapı bulunuyor. Bunun yüzde 70’i yani 1 milyonu kaçak. Bunlar hükümetin açıkladığı resmî bilgiler…

İmar Affı uygulamasının çıktığı ilk günden bu yana ise konunun uzmanları kritik bir noktaya dikkati çekti hep: Başvurulan yapının dayanıklılığı ve depreme karşı sağlamlığına ilişkin sorumluluğun herhangi bir denetime tabi tutulmadan mülkiyet sahibine bırakılması. Nitekim Kartal’da 6 Şubat günü çöken sekiz katlı bina bu uyarıları haklı çıkardı.

İstanbul’daki bir milyon yapının kaçak, iskânsız ve ruhsatsız olduğunu hatırlatan Suna, şu ifadeleri kullanıyor:

“Bunların içerisinde risk sıralamasının belirlenmesi lazım. Yapı envanterinin çıkarılıp, acilen yıkılması gerekenlerin yıkılıp yeniden yapılması, ama beklenen bir Marmara depremine hazırlıklı olunması için de risk sıralamasının takip edildiği süreçte de yapılarımızın elden geçirilip güçlendirilmesi gerekiyor. Depreme hazırlıklı, deprem güvenlikli yapılar hazırlamalıyız.”

İmar Affı’na da tepki gösteren Suna, “Bu yapılar elden geçirilmeden yapı kayıt belgesi verilmemeli, bu bir katliam olur. Maalesef Kartal’dakine benzer bu tür olaylar önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda artarak devam edecek” diyor.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Cemal Gökçe de mühendislik problemine dikkat çekiyor:

“Eğer siz var olan yapılarınızda veyahut yeni yapacağınız binalarda mühendisliği fonksiyonel ve temel özne olarak görürseniz, o zaman o midye kabukları o inşaatta kullanılmaz. Ama siz işlerinizi kalfanın ve ustanın kendi inisiyatifine bırakırsanız, mühendisliği devre dışı bırakırsanız o zaman bırakalım midye kabuklarını çamurdan bile inşaat yaparlar, yapıyorlar.”

Gökçe, kaçak ve mühendislik görmeyen yapıların İstanbul’da ve başka kentlerde çok fazla sayıda olduğunu vurgu yapıyor. Gökçe, “İmar Affı dediler, bir balkon yapmışsınız eyvallah ama yapı hiçbir mühendislik görmemişse, hiçbir proje yoksa üç katlı yapı beş kat olmuşsa, beş katlı yapı sekiz kat olmuşsa siz hangi hakla o yapıyı affedersiniz? Bugün İstanbul’daki yapılar mezarlık olarak gelecekte karşımıza çıkacak. Her binanın her dairesinin her odasından birkaç tane tabut çıkacak. Parayı insan yaşamına tercih ediyorlar. Bu anlayışın değiştirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.

Peki, ruhsatlı yapılar tehlike arz etmiyor mu?

Gökçe “Ruhsatı olan yapılarda da risk unsuru var” diyor... Ve “Ruhsat almış olmak başka bir şeydir. O ruhsatın bilimsel teknik ve mühendislik ilkeleri doğrultusunda yapılmış proje çerçevesinde alınmış olması başka bir şeydir. Bugün ruhsatlarda mühendislerin adı bile yazılmıyor” değerlendirmesini yapıyor.

Projelerin deprem yönetmeliğine uygun yapılması gerektiğini belirten Gökçe, “O proje yerine uygun olarak uygulanacak, kullanılan malzeme standartlara uygun olarak yapılacak, o yapılar ciddi bir şekilde denetlenecek. Dolayısıyla bağımsız ve denetleyebilir elemanların olması lazım. Sadece diploma almak yeterli değil, diploma sahiplerinin meslek odaları tarafından mesleki bilgisi etik ve ahlaki normlarının değerlendirilmesi lazım. Yetkin mühendisler tarafından denetim işlerinin yapılması lazım. Bu mekanizmalar yok. Bu yüzden herkes istediği yapıları yapıyor” diyor.

Gökçe, ev alacak vatandaşları da “Önce projesine baksınlar, ruhsatı, iskânı var mı, hangi mühendis tarafından yapılmış, o proje kimler tarafından denetlenmiş, o işin yapı denetimini kimler yapmış, tüm bunlara baktıktan sonra iskân almış mı yani yapı kullanma izni var mı, yapı kullanma izni belgesi olmayan hiçbir yapıyı almasınlar” diye uyarıyor.

Bina yaşının risk arz edip etmemesi konusunda ise Gökçe şunları söylüyor:

“Bina yaşı eğer doğru yapılmışsa, deprem yönetmeliklerine uygun yapılmışsa en kötü ihtimal, depremlerde hasar görebilir ama yıkılmaz. 30, 40 ya da 50 yıllık yapıların yeniden gözden geçirilip güçlendirilmesi gerekebilir. Bunun için 30, 40 yıllık binaları illa yıkmak gerekmiyor. O yapılar daha az maliyet harcanarak güvenli hale getirilebilir. Dolayısıyla inşaat mühendisleri tarafından içerisinde oturduğumuz yapıların denetlenmesi lazım. İmar Affı denilen ucube de kat ilavesi varsa kesinlikle yok sayılmalıdır, insanların paraları iade edilmelidir. Aksi takdirde deprem olmadan bu kayıplar artacak. Deprem sırasında da İstanbul’da büyük yıkımlar olacak ve yangınlar çıkacak.”

TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Başkanı Ali Hacıalioğlu, İstanbul’un her ilçesinin riskli yapılara sahip olduğunu söylüyor. Bina güvenliğinin sorumluluğunun kamu yönetiminde olduğunu belirten Hacıalioğlu, “İmar Barışı sürecinde mülkiyet sahibini sorumlu tutarak bu ruhsatları alıyorlar. Bu tamamen anayasaya aykırı bir durumdur” diyor. Kentleşmenin bir süreç ve yaklaşım meselesi olduğunu belirten Hacıalioğlu, “Bu bilimsel, evrensel değerlere uygun yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bundan uzaklaştığınız ölçüde de risk faktörünü ve bu tür felaketlerin boyutunu artırıyorsunuz demektir” ifadelerini kullanıyor.

İmar Affı’nın “intihar” olduğuna vurgu yapan bir diğer isim ise Jeofizik Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan. Deprem sırasında ana yapılarla kaçak yapıların salınım periyodlarının ayrı olduğuna dikkat çeken Ercan, “Kaçak yapılar ana yapının kolonlarıyla birleşmediğinden statik hesaplar da göz önüne alınmadığından ilk yıkılan yerler kaçak katlardır. İmar Barışı bu sebeple intihardır” diyor.

Her yapının belediyede projesi olduğunu söyleyen Ercan, kaçak yapıların çok kolay tespit edilebileceğini belirtiyor. Ancak belediyelerin kaçak yapıları tespit etmeyi istemediklerini de söylüyor Ercan:

“Tam tersine belediye ‘kaçağın varsa bize para yatır’ diyor. Gerçi artık belediye de aradan çıktı. Devlet bize para yatır senin kaçağını görmezden geleceğiz diyor. Bu bile bile ölüme davetiye çıkarmaktır.”

Jeofizik Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu da yeni yapılan yüksek binaların tehlike arz ettiği konusunda uyarıyor:

“Çünkü nasıl yapıldığı belli olmayan binalar. Bunların yönetmelikleri yok. İstanbul’da 7.5 civarında deprem bekleniyor. Kartal ders olsun yöneticilere. Çözüm için kentsel dönüşümün doğru düzgün müteahhitlere verilmesi gerek.”