May 11 2018

Seçim sonrası iki seçenek: Ya IMF ya moratoryum

‘Ekonomik sıkıntılar daha fazla oyumuzu düşürmesin’ diye seçim tarihini 1.5 yıla erkene alan iktidar partisi siyasi alandaki kıvrak manevralarını ekonomiye taşıyamadı. Seçim öncesi art arda açıklanan hediye paketleri, müteahhitlere kamu bankaları aracılığıyla kıyak krediler gibi uygulamalar ise sorunu çözmek yerine daha da büyüttü.

Dolar rekor seviyelerde kalmakta ısrar ederken piyasa faizleri sürekli artıyor, borsa düşüyor ve şirketler birbiri ardına talep yetersizliği yüzünden halka arzları iptal ediyor. Tüm bu gelişmeler, dünya çapında, Türkiye’yi 2001’den sonra bir kez daha Arjantin’le birlikte krizin merkez üssü olarak adlandırılmasına neden oluyor.

Ekonomik bir krizden, doların daha da yükseleceğinden, seçim öncesi birçok alanda ertelenen zamların 24 Haziran’dan sonra yapılmak zorunda kalacağından, kısacası yoksullaşmadan herkes emin. Ancak bu krizden nasıl çıkılacağına ilişkin yorum yapanlar son derece sınırlı.

Ekonomist Korkut Boratav da seçim sonrası Türkiye ekonomisini değerlendiriyor ve seçenekleri sıralıyor.

Boratav’a göre eğer dünya piyasalarında işler bir anda değişip yeniden dolar bolluğu ve gelişen piyasalara dönük olarak risk iştahı artmazsa Türkiye’nin önünde birbirinden kötü iki seçenek var.

Birincisi IMF ile anlaşma. Yazar, bu yüzden IMF’nin Mart ortasında hazırlayıp geçen hafta yayımladığı son Türkiye raporundan hareketle olası bir IMF anlaşmasının hangi şartlarda gerçekleşeceğinin ipuçlarını veriyor. Tabii, gerçek bir anlaşma durumunda bu şartların daha da zorlaştırılacağını da ekliyor. 

 Korkut Boratav, ‘Olası bir IMF anlaşmasına ışık tutuyor’ dediği raporda IMF’nin Türkiye’den istekleri şu şekilde sıralıyor: 

‘Önerilen kemer sıkma,  millî gelirin yüzde 2’sine ulaşıyor. Kamu harcamalarında bu boyutta bir daralma, daha yüksek oranlı bir küçülme ile sonuçlanır.  Kamu-Özel Ortaklığı ve Varlık Fonu uygulamalarında, hesap vermede, denetimde  berraklık talebine bulunuyor. Altyapı yatırımlarında kamu yükümlülüklerini gizleyen garantilerin ve Varlık Fonu’nun tasfiyesi gündeme gelebilecektir. Merkez Bankası faizinin yüzde 14,5-16,5’e artırılması öneriliyor. Kıdem tazminatının reformu [yani tasfiyesi], asgari ücretlerin ve memur maaşlarının enflasyona endekslenmesine son verilmesi, geçici istihdam uygulamalarının yaygınlaştırılması, gönüllü özel emeklilik sisteminin zorunlu hale getirilmesi… Gerektiğinde faizin daha artırılması ve döviz kurunun değer yitirmesine izin verilmesi’

IMF’nin istekleri AKP’nin politikalarıyla büyük çelişkiler taşırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün işadamlarıyla yaptığı toplantıda faizi tüm kötülüklerin anne ve babası olarak tanımladı ve seçim sonrası faiz oranlarını mutlaka düşüreceğini açıkladı. Bu açıklamanın hemen ardından dolar kuru 3 kuruşun üzerinde artışla yeniden 4.30 seviyesinin üzerine yükseldi. 

Korkut Boratav’ın bahsettiği diğer seçenek, ‘Radikal çözüm’. Yani Türkiye’nin halen 450 milyar doların üzerinde olan dış borçlarını ödememesi, sermaye hareketlerine sınırlama getirip bankalardaki döviz varlıklarını TL’ye çevirmesi. Boratav bu konudaki görüşünü ise şu sözlerle dile getiriyor:

‘Bunlar, geniş bir halk sınıfları koalisyonunun iktidarı ile mümkün olabilir. Ne var ki bugünkü Türkiye koşullarında mavi ve beyaz yakalı işçi sınıflarının, köylülüğün ve küçük burjuvazinin diğer katmanlarının böyle bir program etrafında toplanma olasılığı yoktur. Bu durumda bir 2019 krizi patlak verirse IMF’ye mahkûmiyet kesindir. Bu durumda bir 2019 krizi patlak verirse IMF’ye mahkûmiyet kesindir.’