Türkiye IMF’den borç almak zorunda kalabilir

Arjantin gibi Türkiye de Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yeni bir borç anlaşması için görüşmelere başlamalı, zira yatırımcılar artık ekonomi politikalarına güvenmiyorlar.

Mayıs ayında Lira’nın dolar karşısında rekor bir düşüş kaydetmesinin ardından, Türkiye’ye en son on yıl önce borç vermiş olan IMF, Türkiye’ye yardım etmek için kolları çoktan sıvamış bile olabilir.

Londra’daki Blue Bay Varlık Yönetimi şirketinde gelişmekte olan ülkeler baş stratejisti Tim Ash “IMF bir çapa ve Türkiye’nin de bir güven takviyesine ihtiyacı var” dedi. Ash, “Erdoğan Londra’da o kadar güven sarstı ki!” şeklinde konuştu.

Erdoğan’ın 14 Mayıs günü yaptığı konuşmadan sonra, Türkiye Merkez Bankası faiz oranlarını toplamda 425 baz puan artırarak %17.75’e yükseltti. Bu, gelişmekte olan piyasalarda Arjantinden sonraki en yüksek oran. Arjantin 7 Haziran günü IMF ile 50 Milyar Dolarlık bir standby anlaşması imzaladı.

Ne varki faiz artırım kararı piyasaları hoşnut etmiş olsa da, Türkiye’nin para piyasalarındaki aşınmayı durdurmakta yetersiz kaldı, zira yatırımcılar önümüzdeki hafta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinden sonra kendilerini neyin beklediği konusunda kaygılılar.

Lira geçtiğimiz hafta dolar karşısında %5’ten daha fazla bir oranda değer kaybederek, 4.73’e geriledi. Lira halen, politika yapıcıların acilen toplanarak faizleri oranlarını 300 baz puan artırmaya karar verdikleri 23 Mayıs günü dolar karşısında gördüğü en düşük düzey olan 4.92’ye yakın bir düzeyde işlem görüyor. Lira bu faiz artırım kararından sonra, 30 Mayıs günü, Dolar karşısında 4.441 seviyesine kadar yükselmişti. Merkez Bankasının 125 baz puanlık ikinci bir faiz artırımı yaptığı 7 Haziran günü ise Dolar karşısında 4.451 seviyesinde işlem görüyordu.

Erdoğan’ın bu hafta ülkeyi karalamakla suçladığı kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’i yaptırım uygulamakla tehdit etmesinden ve Erdoğan’ın baş ekonomi danışmanı Cemil Ertem’in, hükümet teşvikleri ile şişirilmiş yüksek büyüme oranlarının, Nisan ayında %10.9’ken Mayıs ayında %12’ye yükselmiş enflasyonu körüklemeyeceğini açıklamasından sonra, yatırımcıların Türkiye ile ilgili kaygıları daha da arttı.

Moody’s Mart ayında Türkiye’nin kredi derecesini daha da düşererek, çöp bölgesine çekmiş ve Erdoğan’ın seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine tam geçiş yapma planının, denge kontrol mekanizmalarını daha da aşındırarak, ekonomi politikalarının daha fazla öngörülemez olmasına yol açacağı uyarısında bulunmuştu. Hükümet bu iddiaların saçma olduğunu belirterek, bunun ekonomiyi sabote etmek için kasıtlı bir çaba olduğunu iddia etmişti.

Ülke’ye duyulan güveni en iyi ölçen gösterge olan Lira’nın değerindeki düşüş, ülke ekonomisinin Aşil topuğunu, yani Türkiye’deki özel şirketlerin 226.8 Milyar’lık, teminatsız kısa vadeli dış borçlarını açığa çıkartıyor. Lira değer kaybettikçe firmaların borçlarını ödeme kabiliyetleri de zayıflıyor.

Aralarında Godiva Çikolatalarının imalatçısı Yildiz Holding gibi firmalarından bulunduğu çok sayıda büyük şirket, milyarlarca dolarlık borçlarını yeniden yapılandırmak amacıyla, yerli bankalara başvurdular bile. Ancak büyük firmaların sorunlu borçları buz dağının görünen kısmı olabilir, zira daha küçük firmalar bu tür planlarını açıklamıyorlar.

Türk bankalarının Nisan ve Mayıs aylarında açıkladıkları karlılık oranları, bu tür riskli kredilerde bir artış olduğunu gösteriyor. Ülkenin en büyük bankalarından biri olan Akbank’taki riskli yatırımlar, neredeyse üçe katlanarak, 22.3 Milyar Liraya (4.7 Milyar Dolar) yükseldi, başka bir deyişle toplamın %10’u kadar arttı.

Ash “asıl mesele kısa vadeli borçlar” dedi, “eğer o noktada bir şeyler riske girerse, IMF’ye gitmek zorunda kalırlar.”

Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin azalması, Borçlanma ile ilgili kaygıyı daha da artıyor. Yabancı yatırım ve portföy akışlarının daralmasıyla  Merkez Bankası ülkenin giderek artan ve gayrı safi milli hasılasının %6.5’uğuna ulaşan cari açığını finanse etmek için nakit para kullanmak zorunda kaldı.

Merkez Bankasının net döviz rezervlerinin toplamı halen 26 Milyar Dolar düzeyinde ve bu durum Merkez Bankası’nın aşırı baskı durumunda bankalara nakit para akıtma kabiliyetini sınırlandırıyor. Bu bağlamda IMF’den gelecek kaynak Merkez Bankası’nın elini güçlendirebilir.

Londra’daki Nomura’da çalışan ekonomist Inan Demir şu an için bir IMF programının Türkiye için çok gerekli olmadığını söylüyor. Ancak bir anlaşma yapılması durumunda bunun Merkez Bankası’nın rezervlerini takviye edilmesi, yapısal reformların hızla yapılması ve Türkiye’nin ekonomik kurumlarına dışarıdan uzmanların yerleştirilmesi açılarından faydası olacaktır, diyor.

Demir, “Ancak daha da önemlisi IMF’in desteklediği politikaların vereceği güven” diyor. Önümüzdeki haftaki Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekkilliği seçimlerini muhalefetin kazanması durumunda, IMF ile anlaşma yapma ihtimali azalır, zira bu durumda yatırımcıların güveni takviye edilmiş olur.

Anketler Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin meclis çoğunluğunu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncülüğündeki muhalefet ittifakına kaptırabileceğini gösteriyor. Anketlere göre, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce de 8 Temmuz’da yapılacak ikinci tur seçimlerde Erdoğan’ın karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Yüksek faiz oranları da ülkenin ekonomik problemlerini ağırlaştırıyor. Faiz oranları yılın ilk çeyreğinde %7.4 arttı ki bu sanayileşmiş 34 OECD üyesi ülke arasındaki en hızlı artış.

Bankaların yüksek borçlanma maliyetlerini müşterilerine yansıtmaya başlaması, bunun da borçlarını ödeyerek kredibilitesini muhafaza etmek isteyen tüketicileri ve işletmeleri lira-dolar arasında çifte kıskaca almasıyla birlikte, faiz oranlarındaki artışın ekonomik büyümeyi büyük oranda yavaşlatması ve üçüncü çeyrekte muhtemelen küçülme görülmesi bekleniyor.

Hangikredi.com isimli, tüketicilerin en ucuz krediyi bulmalarına yardımcı olduğunu iddia eden web tabanlı bir aracı kurum’un verilerine göre, ülkenin kayıtlı en yüksek borç veren kurumlarından olan Garanti Bankası’ndan alınan 250.000 liralık, üç yıl vadeli bir küçük işletme kredisinin maliyeti, artık aylık %1.73’e çıkmış durumda.

IMF, Nisan ayının sonunda yayınlanan yıllık raporunda, hükümet teşviklerinin ülke ekonomisinde ısınmaya yol açtığını belirtti ve sert bir iniş riskinin bulunduğu yolunda uyarıda bulundu.

Ertem, Milliyet Gazetesi’de düzenli olarak yazadığı köşesinde, geçtiğimiz perşembe günü, Türkiye’nin şişerek GSMH’nın %30’una ulaşan şirket borçlarıyla ilgili uyarıları “kara propaganda” olarak tanımladı ve terörizme benzediğini söyledi. Ertem yazısında Türkiye’de bir borç krizinin en ufak bir belirtisi bile yok dedi.

IMF ile bağlantıları olan bir analist, Türkiye ile bir borç anlaşması için “Washington DC’de hazırlıklar başlamadıysa çok şaşırırım dedi.” Söz konusu analist isminin verilmemesi koşuluyla konuştu.  

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.