AKP'li müteahhitleri salgın da savaş da durduramıyor

AKP'nin 18 yıllık iktidarının ekonomik gelişim katalizörü durumundaki inşaat sektörünü ve AKP'li müteahhitleri ne salgın ne de savaş durdurabiliyor. 

AKP'nin göz bebeği durumundaki müteahhitler, kamu ihalelerinin vazgeçilmezleri ve en çok kazananları. Ekonomik kriz anında ilk kurtarılacaklar listesinin bir numarasında yine bu müteahhitler ve şirketleri var.

Yüz binlerce konut ve iş yeri arz fazlası olarak atıl kalsa da, bu kez kamu ihaleleri imdada yetişiyor ve bu müteahhitlere geçilmeyen köprüler, uçulmayan havalimanları, gidilemeyen şehir hastaneleri inşa ettiriliyor.

Bu konuyu Gazete Duvar'daki yazısında işleyen Bahadır Özgür, "İnşaat-siyaset kompleksi: Kim, kimi besliyor" sorusunu soruyor. 

İnşaat sektörünün aktörlerinin malını satma mecburiyetinin, devletin ana müşteri olmasıyla ortadan kalktığına dikkat çeken Özgür, "Önlerine uçsuz bucaksız ‘kamu pazarı’ serilen müteahhit zümresinin sermaye birikimini sürdürmesi için, vergiler vasıtasıyla elde edilmiş toplumsal birikime elini uzatması yetiyor. Devlet çökmediği ve iktidar değişmediği müddetçe, devam edebilecek bir 'iş modeli’dir bu' yorumunu yapıyor.

inşaat

Özgür, eleştirilerini şu satırlarla sıralıyor:

"TFF Başkanı Nihat Özdemir’in liglerle ilgili kararı açıklarken kullandığı cümleler, üstlendiği kamu görevinin gerektirdiği üslubu taşımaktan ziyade, tam da bir müteahhite uygundu. Yanlış anlaşılma kaygısı gütmeden, kelimeleri tartma ihtiyacı hissetmeden, bir şantiyeden bahseder gibi, o kadar doğal söyledi ki. Patronu olduğu Limak’ın yaptığı Yusufeli Barajı’nda, 4500 işçiyi hapsedip salgında nasıl çalıştırdıysa, futbolculara da aynı muameleyi hak gördü.

Virüs salgınında inşaatçıların tasavvur sınırlarını aşan yüzsüzlüğüne epeyce tanık olduk zaten. Ne göstermelik de olsa tedbir aldılar, ne de işçiler adına sahte üzüntü sergilediler. Aksine; halihazırda beter olan çalışma koşullarını iyice kötüleştirdiler. Sanki inadına yaptılar her şeyi.

Reklama, imaja ihtiyaç duymuyorlar. Yeterince ucuz emek gücü sağlayan ‘işsiz deposu’ ve taşeron hafriyat kamyonu parkı dolu olduğu müddetçe yeniliğe, teknolojiye bakmıyorlar. Rekabet kuralları da işlemiyor onlara. Kolayca işbirliği yapıp bir barajı, bir otoyolu, elektrik dağıtımını veya köprüyü iştahla paylaşabiliyorlar. Savaş veya salgın işlerini durdurmuyor. Sigortasız işçi çalıştırmakta hürler. Görünen o ki, işten attıklarına kıdem tazminatı ödeme yükümlülükleri de bulunmuyor. Peşlerine düşen, hesap soran yok…"

inşaat

"İnşaatçıları bir hayduttan daha cüretkar kılan nedir peki" tepkisini gösteren Özgür, 'devlet müteahhitliği' kavramının Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri var olduğunu ve sermaye grubu içinde özel bir konuma sahip olduğunu hatırlatıyor.

"AKP döneminde süreç devam etse de, inşaat sermayesinin birikim modeli farklı bir yere evrildi. Öyle ki, dünyada benzeri olmayan bir boyuta" ifadelerini kullanan Özgür, şunları yazıyor:

"Kitlesel konut üretimi, Hazine arazileri ve TOKİ eliyle bir devlet tekeline dönüşürken; ‘devlet müteahhitliği’ de dar çevreden kurtulup, inşaatın merkezine oturdu. En tepedeki büyüklerden aşağıya doğru genişleyerek binlerce ana, on binlerce taşeron şirketi kapsayan bir piramit oluştu. Ve 70’lerin eğiliminin aksine, inşaattan diğer sanayi kollarına değil, diğerlerinden inşaata kaymalar hızlandı. İlaçcı, teknolojici AVM kurdu, fabrika arazileri rezidanslara tahsis edildi. Hizmet sektörünün kalbi perakende ve turizm de inşaatçıların çekim alanına girdi. Eğer bir inşaatçıyı merkeze koyup, el attığı alanlara çizgiler çekerseniz, örümcek ağına benzer bir organizma çıkar ortaya. Bunu sağlayan zemin kamudur. Sağlıktan eğitime, ulaştırmaya, pazar yerine, balıkçı haline, mezarlığa kadar her şey inşaat odaklı planlamayla yürütülüyor. Örümcek ağının çekirdeğinin çekirdeğinde devlet duruyor.

Dolayısıyla inşaat, siyasetin kolladığı bir sermaye birikimi olmaktan, neredeyse devletin tekelinde korporatist bir yapıya dönüşmüş halde.

Bütün bir toplum, çimento ve demir yığınının altında çürüse aldıracak gibi durmayan böyle bir kapitalist örgütlenmenin ihtiyaç duyduğu siyaset, kültür, ideoloji, hukuk, eğitim, yetenek, insan malzemesi nasıl olur?"

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz